27 Ekim 2014 Pazartesi

Aydınlık Söyleşileri. Edebiyatçı-Yazar Ahmet Yıldız'la Söyleşi

Kürtçenin dilbilgisi yapısını tartışalım

Yazdır
Edebiyatçı, yazar Ahmet Yıldız’la son günlerde “Kürtçe okullarının” açılma girişimiyle yeniden gündeme gelen anadilde eğitim konusunu konuştuk. Yıldız, Kürtçenin dilbilimsel açıdan araştırılmasını öneriyor ve ekliyor  “Dünya üzerinda binlerce dil vardır. Ancak bunların çoğu bilim/edebiyat/hukuk dili olmaktan uzak. Bu ayıp bir şey değildir, bunları söylemek de ırkçılık değildir”
- Kürtçenin bilim ve kültür dili açısından tartışılması konusunda ne düşünüyorsunuz?  
Türkiye’nin yaşadığını, yaşayacağını 30 yıldır deyim yerindeyse burnundan getiren bir siyasal hareketi nihayet dil üzerinden, yani asıl tartışılması gereken “nokta” üzerinden tartışmaya açtığınız için teşekkür ederim. Bu siyasal hareketin tüm ideolojik varlığını “anadil” üzerine kurguladığını düşünürsek, sorunun ilk tartışılmaya başlanması gereken yer olması açısından çok geç bile kaldık düşüncesindeyim. Sorun, M. Bedri Gültekin ve Doğu Perinçek’in açtığı “dil” temelinde tartışılmalıdır. Zaten Kürt siyasası ve destekçileri de kaynağını “Wilson”dan alan “anadil” kutsallığı üzerinden hareket etmektedirler.
- Kürtçe üzerinden politika mı yapılıyor?  
Bir sorunu hangi kavramlarla tanımlayıp tartışacağınız önemlidir.  Emperyalizm dünya üzerinde var oldukça bu sorunla birlikte yaşamak zorundayız. Çok karmaşık bir sorundur. Sorunu,  emperyalizmle içli dışlı tarikat ehlinden, Türkiye solu 1970’lerden sonra almış, ancak “Sol” yayınlarının açtığı pencereden -ki Türkiye için önemli bir yayıncılık işlevi görmüş, bedel ödemiştir- tartışmıştır. Bu ezber kabul, özellikle Lenin’in “Ulusların Kaderini Tayin Hakkı” adıyla ülkemizde yayınlanan kitabı üzerinden olmuştur. (FKP tarafından Lenin’in muhtelif yazılarından derlenmiş bu kitabın asıl adı “Proletarya Enternasyonalizmi ve Ulusal Sorun Politikaları” diye çevirebileceğimiz “Question de la Politique Nationale et de L’internationalisme Proletarien”dir; Türkçeye, -ne yazık ki- Wilson prensiplerini çağrıştıran bir adla çevrilmiştir.) Bu sorunu, bir tek kitap üzerinden tartışarak aşmak olanaklı değildir. Türkiye sosyalist solu, Cumhuriyetin kuruluş dönemindeki Kürt isyanları karşısında devletten yana bir tutum takınmasında, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş şartlarına ve kurucu ilkelerine olumlu duygularla yaklaşımı neden olmuştur. Sosyalistler çürümekte olan gerici, feodal İmparatorluğun enkazı içinden doğmuş ve emperyalizme karşı verilen bağımsızlık mücadelesiyle kendini var etmiş bu devleti Kürtlere hatta bizatihi sosyalistlere karşı takındığı baskıcı tutuma rağmen tarihsel açıdan ilerici bir adım olarak görmüş ve olumlamışlardır. Aynı tutum, III. Enternasyonal’in yaklaşımına da hâkim olmuştur. Bugün de sorun “anadilde eğitim” yapmanın çok ötesinde bağlantılar içeriyor.
GERÇEKLERİ SÖYLEMEK AŞAĞILAMA DEĞİLDİR
Bölgede yaşayan emekçi Kürt halkı, AKP ve PKK tahakkümünden, yani emperyalizmin bölge politikalarının baskısından kurtulsa, bu denli şiddet içeren ve sert taleplerde bulunan bir sorun çıkarmayacak denli Anadolu kültürü almış, olgun bir halktır. Sorun emperyalizmin ve İsrail’in bölge politikalarından bağımsız davranıp davranamama ve Türkiye’nin bir İran, bir Mısır, bir Rusya gibi meşru haklarına sahip çıkıp çık(a)mama sorunudur.
- Kürtçe Mezopotamya’nın “kadim” dillerinden biri değil midir?
Kürtlerin bu bölgede Türkler kadar yeni olduklarını düşünüyorum. Hatta daha yenidir. Bu bölgede Hıristiyan Kürtlere rastlamamamız bile açıklanması gereken bir durumdur. Ben, tarih seven bir yazar olarak -ki son iki öykü kitabımın adı “Genç Kyros’un Yazgısı” ve “Nizamülmülk’ün Öldürülüşü”dür- bir halkı tanımak, bir halkın tarihsel derinliğini ölçmek için, onun diline bakmamız gerektiği görüşüne katılıyorum. Türkleri Türk yapan ya da Türkiye Cumhuriyeti’ni güçlü yapan aslında Türkçenin gücü, dizgesel bir dil olarak Türkçenin dil bilgisel yapısının mükemmelliği ve yaşayabilme yeteneğidir.
Kürtler Mezopotamya’nın “kadim” halklarından olmadığı gibi dilleri de bir Türkçe, bir Ermenice, bir Gürcüce gibi “kadim” bir dil değildir. İnternete girin bakın, Webster sözlüğü dahil Dünya dil ağacı krokisi içinde Farsça’nın bir kolu olarak Afganistan dalında Beluci diliyle yan yana en ince uç yapraktadır.
Rusların yüz yılı geçkindir vaad ettiği Kürtçe etimolojik sözlük, hâlâ yazılmayı bekliyor; Rus bilim adamları nedense bunu başaramadılar. Başaramadılar çünkü Barzani de başaramadı Nezdal da başaramıyor, PKK de başaramıyor.  Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı ve ana muhalefet partisi başkanı bunu başaracak galiba!
- Kürtçenin gelişememesi yüzyıllardır baskı altında kalmasından kaynaklanmıyor mu? Fırsat veriliğinde gelişmeyecek midir, böyle bir potansiyeli taşımıyor mu?
Bir dil sağlam bir temelde güçlü bir dilse halk o dili yaşatır. Kürtçe tarih boyunca hiçbir zorlamayla karşılaşmamıştır. Oysa Türkçe bin yıldır baskı ve saldırı altındaydı. En büyük Türkçe düşmanı, Osmanlı devletiydi. İstanbul’da Türkçe şiir yazmak neredeyse yasaktı. Türkçe, Yunus’la, Pir Sultan’la, Karacaoğlan’la halk dilinde yaşamış ve bugüne dek dipdiri gelebilmiştir. Tarih boyunca Kürtçe konuşmak alabildiğine özgürdü. Ancak Kürtçe bir halk türküsünün dahi olmadığını söylesem belki şaşıracaksınız. Türkmenlerden alınmışları saymazsak gerçek Kürt halk türküsü bildiğim kadarıyla 1930’lardaki derleme salgını sırasında 5 adet ancak bulunabilmiş ve CHP’nin dergisinde yayınlanmıştır. Bugünkü Kürt kökenli sanatçıların Kürtçe söyleyebildikleri tüm şarkıların yeni besteler olduğunu biraz dikkat edince anlayabilirsiniz.
Belki tuhaf şeyler söylüyorum ama bütün bunları konuşmak zorundayız.
BM’nin verilerinde 6 bin küsur dil varlığından söz edilmektedir. Ancak bunların çoğu bilim/edebiyat/hukuk dili olmaktan uzaktır. Bu ayıp bir şey de değildir. Irkçılıktır denir,  bir dili aşağılamak olur, birlikte yaşadığımız kardeşlerimizi rencide ederiz diye imtina ettiğimiz gerçekleri ne gizleme, ne görmezden gelme lüksümüz artık kalmamıştır.
Anadolu’da etnik ırkçılığın en şiddetlisiyle, yüz yılın başındaki gibi emperyalizmin ve gericiliğin ittifakıyla yelkenlerini şişirmiş her türlü yalan ve insafsızlıkla yol alan büyük bir saldırı altındayız. Bugün sormadığımız her soru yarın büyük bir sorun olarak önümüze çıkacaktır.
EMPERYALİZM ÇÖZÜM GETİRMEZ
-  Sonuç olarak Kürtçe bir dil olarak nasıl değerlendirilebilir, bir milletin tüm gereksinimlerini karşılayabilir mi?
Dili ulusal yapan özellik, dilsel dizgenin özgül ve özgün yapısıdır. Çünkü dil, ulusal duygunun beşiğidir.  Kürtçenin “özgün” ve “özgül” bir dizgesel dil olup olmadığı tartışması yapılmalıdır. Türkiye’de yaşadığımız ve “çözüm süreci” denen şeyle yapılmak istenen Kürtleri özgür, bayındır kılmak değil, Türkiye’yi bu çekiçle dağıtmaktır.  Asıl amaç bu oldubittidir.  CIA’cı Paul Hanze, Türkiye’de “ulus-devletin” ve laikliğin eskidiğini, ılımlı islamla da modern olunabileceğini, Atatürkçü “azınlık” anlayışının -yalnızca Müslüman olmayanların azınlık kabul edilmesinin- bırakılması, Ortadoğu’da devletlerin etnik, dinsel ve dilsel topluluklara ayrıştırılarak ulus-devlet yerine, Osmanlı “millet” modelinin uygulanmasının gerektiğini yazmış ve Türkiye kamuoyunda tartıştırmıştı.
Bugünkü “çözüm süreci”, işte bu politikaların yapısallaştırılması sonucu olgunlaşan meyvesidir; federasyon ve İslam devleti anayasasıyla taçlandıracaklardır. Oysa emperyalizmin “çözüm”lerinin kuyruğunda kardeşlerinin ülkelerini bölerek ayrılanlar yüzyıllar boyunca husumet içinde yaşamışlardır. Bakın Hindistan’dan ayrılanlara, bakın Ortadoğu’da çizilmiş sınırlara ve gidilen “süreç!”e! Kısacası, bir ulus, göz göre göre hırpalanıp, aşağılanarak çökertiliyor; bir başka ulus ise meşruiyeti tartışılır her türlü çarpıtmayla kuruluyor. Siz ülkemizde Türkçe üzerine titiz davranmaktan bu denli uzaklaşılan bir dönem gördünüz mü? Kendisine Türküm diyen 60 milyon küsür emekçi halkın gelecek on yıl, otuz yıl, elli yıl sonra bu ülkede ne olacağı konusunda bir projeksiyon, bir tartışma görüyor musunuz? Türk halkı hiç bu dönemde olduğu gibi aydınsız kalmamıştır. Falih Rıfkı Atay, Batış Yılları’nda “Allah bir daha böyle yıllar yaşatmasın” demişti. Ne yazık ki o yıllara geldik.
ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ'NE ÖNERİLER
- Kürtçe hakkında özgün araştırmalar var mı özellikle dil bilgisel açıdan?
Artuklu Üniversitesi’ne ben Kürtçenin dizgesel bir dil olup olmadığını, dilbilimsel yapısını incelemelerini öneriyorum. Kürtçe sözcüklerin kök/ek, özne/yüklem konumları nedir? Bunları bilim insanlarının araştırması gerekmez mi?
Burada, “Kürt Jargonu Üstüne Bir Deneme” adlı yayınlanmamış kitabın yazarı Hüseyin Kılıç’ı  -rahmetle- anmak istiyorum. Kılıç, kitabında, Musa Anter’le olan bir tartışmasından yola çıkarak, Kürtçenin, kuralları olan dizgesel bir dil değil, tıpkı Osmanlıca gibi “jargon” bir dil olduğunu savlamıştı. Kılıç, Kürtçeyi varlığı belirlenmemiş UFO’lara benzetmiş ve “Bir dilde, onu oluşturan bütün öğeler birbiriyle sıkı sıkıya bağıntılıdır. Yoksa ne yelpazeler oluşturulabilir, ne kurucu terimler doğurulabilir, ne diyagramlar yaratılabilir, ne dilbilgisi sınıfları geliştirilebilir, ne gerekli sözcükler üretilebilir, ne öğrenme süreci kolaylaştırılabilir, ne doğru dürüst iletişim kurulabilir, ne dilsel gelişmeler sağlanabilir, ne dizge var edilebilir ve ne de yaratıcı düşünceye ulaşılabilir...
Bütün bunları gerçekleştiremeyen bir oluşuma da dil denemez.
Dil, düşünceyi üreten, üretilen düşünceyi taşıyan, insanlar arasındaki iletişimi sağlayan, tüm öğeleri birbiriyle bağıntılı bir dilbilgisi kavramı içinde örgütlenmiş bulunan sesli ya da yazılı simgeler dizgesidir. Yani dil, başka her şeyden önce, kendine özgü bir dizge’dir.”
Bence tartışmayı Hüseyin Kılıç’ın tezleriyle, bir “dil” olarak Kürtçe’nin “dizgesel” bir dil olup olmadığı üzerinde derinleştirmek Türk aydınının ve bilim insanlarının bir görevi olmalıdır.  (Türk Dil Kurumu’ndan bir şey beklemeyin; onlar Kürtçe sözlük hazırlamakla meşguller!)
Bütün bunları yüz yüze tartıştığımız Kürt milliyetçileri en sonu, “Tamam dilimiz böyledir, haklısınız; ama biz sizinle yaşamak istemiyoruz!” diyorlar. O zaman zaten her şey donuyor. 
KÜRT KARDEŞLERİMİZ KIRILMASIN
Bir halkın dilinin zenginliği o halkı yüceltmez ya da zayıflığı o halkın değerini düşürmez. Her insan eşit düzeyde değerlidir. Dil, sonuçta kavramlarla düşünüp okuyup yazabilmek için bir araçtır. Bizim derdimiz bir dilden bir halkı yargılamak değil o halkın milliyetçi körleşmeyle ortaçağa mahkûm olmasını engellemektir. İnsanlık en sonu tek dile inecektir. Kürtleri kardeş bilmişiz ve birbirimizi kırmadan, onarılmaz “ego” kırılmalarına neden olmadan gerçekleri söylemeliyiz. Çoğu Kürt kökenli yazar dostum Kürtçenin dil olarak zaaflarını biliyorlar.  Bu ortamda bence ilk onlar seslerini yükseltmelidir.
Kubilay Kızıldenizli

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder