25 Mart 2011 Cuma

KURBAĞALAŞMANIN NERESİ KÖTÜ?

Her baharda biriken yağmur suları içinde larvalarından çıkan minicik tek kuyruklu canlıları seyrederdim.
Bizim oyuncaklarımızdı bu tek kuyruklu bebecikler.
Serçe parmağı tırnağı büyüklüğünde ve devasa sperm boyutlarında yemyeşildiler.. .
Kurbağa bebeleri yani.
Kurbağalar, memeliler sınıfından değildir. Yumurtadan ürerler. Eğer bilimsel açıdan uygunsa "yumurtalılar" dan diyebiliriz.
Komik olduysa bu tanımlama açıklayayım;
Memelilere, "memeliler" diyoruz da, neden onlara "yumurtalılar" demeyelim, değil mi ya!
Aslında doğada her " yumurtalı" yı ebeveynleri büyütür.

Kurbağalar hariç!

Mesela kuşları anaları besler, babaları taşır kurtçuk filan..
O devasa büyüklükteki timsah, acımasız dişleri arasına alır yavrularını şefkatle ama, kurbağaları büyütecek bir ana babası yoktur işte.
Karıncaların bile vardır; hatta komünal bir şekilde yaşarlar tıpkı arılar gibi ama...
Ama, kurbağalar yumurtadan çıktıkları anda hem öksüz hem yetimdirler!
Onlar larvadır başlangıçta, kelebekler gibidirler ve hızla evrimleşerek kuyruklarını kaybedip kurbağalaşırlar!
Yani sularda özgürce yüzebilecekken, kuyruksuzlaşıp kurbağalaşırlar.
Bu benim çocukluk gözlemimdir. Ne olur biyologlar, ciddiye alıp beni zor duruma düşürmeyin olur mu?
Ana sıcaklığı, baba koruyuculuğu olmadan, hayatta kalabilen kurbağacık yaşar, o kadar!
Diğer kurbağalar ise kurbağalaşamadan ölür giderler.
Toplumlar da böyledir.
Topluluğu oluşturan tek tek bireyleri büyüten ebeveynleri vardır ama toplumlar kurbağa gibidirler.
Larvalıktan başlar ve sonunda ya "adam" olurlar ya da yok olup giderler.

Buna kısaca "ebeveynsiz büyüme yasası" da diyebiliriz!

"Yasa" dediysem ciddiye almayın, ben oluşturdum şimdi bunu.
Kurbağalaşmak evrimsel açıdan yavaşça gerçekleşir, planlıdır, sürprizsizdir!
Toplumlar da işte böyle kurbağalaşır, yavaşça hissettirmeden, acıtmadan, kendi özünden yavaş yavaş koparılarak kurbağalaştırılırlar.
Bundan on yıl önce TÜSİAD başkanının çıkıp " Cumhuriyet" dışında anayasanın değiştirilemez her maddesi tartışılabilir diyebilir miydi?

Yıllar önce "sıkmabaş-türbanla" başladı bu süreç.
Ardından "Demokratik Anayasa!" ile devam edildi,
"Üniter yapı da neymiş, çok parçalı olmanın neresi kötü?" ile devam edildi!
Ana dil, anadilde eğitim, ana dilde mahkeme...
Adalet Mülkün Temeli'nden Habur' da seyyar mahkemelere...
Kıbrıs' ta neymiş,
Ermeni Soykırımı zaten olmuştur, kabul etsek ne olur?
Akdamar Kilisesi ibadete açılsın çok renkli bir toplum olmalıyız,
Fener Patrik' i hemen, hem de hemen ekümenik olsun...

Ve sonunda devletiyle ne de toplumuyla bir tek kırmızı çizgisi kalmayan bir noktaya devrildi Türkiye...

Kurbağalaştı!
Berhava edildi Türk toplumunun çimentosu.

Canlı kurbağaydık, aslında kaynar suya atılsaydık anında dışarı fırlar ve savaşırdık.

Ama ABD/AB, yumurtadan çıkan kurbağa yavrusunun suyunu son 30 yılda öyle yavaşça ısıttı ki, bu sürede içindeki kurbağa yavrusunu öyle uyuşturdu ki, bugün Libya'ya dört gemi bir denizaltı gönderiliyor olmasına rağmen, kurbağa gibi bakmaktan başka bir şey yapmıyor.

Kuyruksuz kurbağa misali suyun içinde kıpırdayamıyor bile.
Hani sarı öküzle tren ilişkisi gibi..

Seyrediyor!

Kıbrıs savaşı' nda bizi tek destekleyen Libya' ya karşı, emperyalistlerle işbiriliği yaparak onların üzerine askerini gönderen, mehmetlerinin kanını pazarlayan bu ülke yöneticilerinden utanıyorum.

Ortadoğu coğrafyasının üzerine kanlı tekerleklerini kondurmaya çalışan ABD' den medet umarak "Artık sivil itiatsizlik eylemleri başlatıyoruz" diyen sözüm ona Kürt halkının temsilcilerinden utanıyorum.

Kırksekiz yıldır kurbağalaştırılamayan aklım, vicdanım öfkeden hınçtan lime lime....
O Libya' nın çocuklarının parçalanan bedenlerini şimdi kimler topluyor acaba!
Ve çok değil, en çok bir kaç yıl içinde "bize de demokrasiyi" getirecek ABD emperyalizminin bombaları altında parçalanacak evlatlarımızın bedenlerini kimler toplayacak?

Napalm, Tomohawk, Patriot ve nükleer bomba demokrasimiz hayırlı olsun Ortadoğulular, Afrikalılar!

Karşılığında vereceğimiz kanımız ise bedava!

22 Mart 2011 Salı

Türkiye' yi Gençleştirme Yürüyüşü!



Türkiye Gençlik Birliği' nin Büyük Yürüyüşü- 12 Mart 2011
 
TGY,

Yani Türkiye' yi Gençleştirme Yürüyüşü.

TGB,

Yani Türkiye Gençlik Birliği adında hepimizin gurur duyması gereken, Sosyalist ve Kemalist gençlerin birlikte kurduğu ve tam beş yıldır bir bebek gibi büyüttükleri devrimci gençlik örgütü 12 Mart' ta İstanbul' da öyle muhteşem bir yürüyüş düzenlediler ki, İstikal Caddesi 12 Eylül 1980' den beri böylesine anti-emperyalist bir gençlik yürüyüşü görmedi.

Ne demişlerdi faşist paşalar, "Devrimci gençliği bitirdik, artık ne yürüyebilirler, ne de başlarını kaldırabilirler!

O zaman, yani 17 yıl 4 aylıkken de söylemiştim, şimdi 47 yıl 10 aylıkken de söylüyorum, hem de daha güçlü;

"Nah bitirdiniz!"


Bugünden iddia ediyorum, Türkiye Gençlik Birliği şu anda varolan tüm kitle örgütlerinden daha da hızla büyürek Türkiye tarihinin en kitlesel en büyük, en disiplinli kitle örgütü olacak.

Neden mi?

Çünkü öylesine bir anti-emperyalizmle donanmışlar, öylesine yurt sevgisi ve bilinciyle yola çıkmışlar ki, Namık Kemal' i de görebilirsiniz onlarda, 1908' lerin Jön Türkleri' ni de (Genç Türkler), Çanakkale Savaşı' nda şehit olan Tıbbiyelileri de, Adnan Mendereslere karşı mücadele şehit olan Turan Emeksizleri de ve1968 öğrenci hareketinide şehit olan Vedat Demircioğlu' nu da görebilirsiniz onlarda.

Ben gördüm bunu gözlerimle TGB' lilerde.

Bu satırların yazarı 1977' den beri yürür ve hatta eşini de 1980 sonrasında başkanlığını yaptığı öğrenci derneğinin düzenlediği bir protestoda tanımış ve aşık olmuştur.


12 Mart 2011' de İstiklal Caddesi' nde tüm Türkiye' den 20.000 genci İstanbul' a taşıyabilen ve İstanbul' un kalbinde "Hoş Amerika, Puşt Amerika!", Özerk Üniversite Tam Bağımsız Türkiye!", " Kahraolsun AKP Diktatörlüğü!", "Ne ABD, Ne AB Tam Bağımsız Türkiye"!, "Türk Kürt Kardeştir, Amerika Kalleştir!" diye yürüten ve turistler dahil tüm halkın sevgisini kazanabilen, en küçük bir taşkınlığa izin vermeyen bir örgütün sizce de büyümememesi mümkün mü?

Türkiye Gençlik Birliği, gençliğin aydınlık yüzü olarak daha şimdiden umut duyulmakta ne kadar gurur duysa azdır.

Ne demişti büyük Şair Ahmed Arif " Bir umudum sende anlıyor musun!

Ne demişti Mustafa Kemal "memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir".

İşte bu durumda da Türk gençliği damarlarında dolaşan ve asil bağımsızlık kanıyla nasıl cevap vereceğini bu anti-emperyalis yürüyüşle bizlere gösterdi.

Kutlarız sizi gençler bizi gençleştirdiğiniz için,

Kutlarız sizi gençler, onurumuzun her şeyin üzerinde olduğunu bize yeniden anımsattığınız için,

Kutlarız sizi devrimci gençler sizlerde ulusumuzun anti- emperyalist refleksini bize yeniden kanıtladığınız için.

Sizin bastığınız zeminde taş, dayandığınız siperlerde dayanak oluruz biz!



20 Mart 2011 Pazar

YİNE AYNI KAN, ATEŞ, ACI VE YİNE AYNI HÜZÜNLÜ ÇOCUK GÖZLERİ !

YİNE AYNI KAN, ATEŞ, ACI VE YİNE AYNI HÜZÜNLÜ ÇOCUK GÖZLERİ


CIA gazeteleri, CIA raporlarına dayanarak yazdılar önce;
"Saddam' ın kimyasal silah fabrikaları ve depoları var!"
Ancak bir tek kutu bile kimyasal silah ve bir tek fabrika parçası bulunamadı.
"Saddam' ın kıyamet topunun menzili İstanbul' u vuracak güçte, hatta 6. Filo' yu bile vurabilir!" diye yazdılar.
Değil top veya mermisi, rampası bile bulunamadı savaştan sonra Irak' ta...

Ama savaştan sonra da, savaş sırasında da bir çok çocuk gözü bulundu Irak' ta.
Ve hala anasını memesini ve babasının sıcaklığını arayan.
Fotoğrafik hafızam berbat olduğu halde, gözyaşları sümüğüne karışmış bir oğlan çocuğunun bakışları kazınmıştır içime...
İnsanlığın vicdanından ne kadar da uzakta, yalnız ve kabullenmiştir çaresizliği.
İnsanlığın gözlerinden uzak ve kapitalizmi olanca çıplaklığıyla anlatan!
Çullanın haydutlar sürüsü çullanın üzerine koca Ortadoğu uygarlığının...
Hatta Kuzey Afrika, hatta Güney Amerika , hatta nerde altın, nerede petrol, nerede varsa istediğiniz gidin hüzünlü çocukların memleketlerine.

Tomahawklarınızla götürün uygarlıklarınızı, patriotlarınızla taşıyın demokrasi ve insan haklarınızı bu geberesice coğrafyaya.
Çocukların gözyaşlarıyla karmalanmış kanlı petrollerinizi götürün, ısıtın evlerinizi, yakın arabalarınızın kanlı pistonlarında benzinleri.
Demokrasi getirin bize ve karşılığında hüzünlü çocuk gözleri kalsın bize vicdanlarınızın menzillerinden uzakta.
Petrolleri götürün; kanlı, kara, ahlaksızlaştırılmış petrolleri...

Büyük insanlık seyretmedi mi sizleri canlı yayınlarda silahlarınız ateşlenir ve kan kustururken Irak' ta...
Seyrettirmedinizmi iş başındayken silahlarınız ve televizyonlarınızda yazmadınız mı "bilmem kaç bin km menzilli ve kaç metrelik beton duvarları delen silahlarınızı...
Üstelik onlar yemek yerken, kahvaltı yaparken izlediler silahlarınızı...
Hatta sevişirken gözleriyle gördüler kahredici güçlerini onların!
O sevişmelerden vicdanları olmayan, kalpsiz ve gözsüz çocuklar doğdu efendiler ve emrinize girmeye hazırlar şimdi!

Ekranlarınızda pazarladınız silahlarınızı ateş kustuklarında Irak stüdyosu' nda.
Figüranlarınız Arap çocukları, tahsilatınız ise petrol...
Benim vicdanım neredesin, arkadaşlarım neredesiniz, nerede insanlık?
Nerede gözyaşlarını yutan çocuklar için sızlayan vicdanlar!

Dikdatör Kaddafi!
Dikdatör Saddam!
Vicdanlarımız da öldü vesselam!

Benim kalbimdedir hala gözyaşlarını sümükleriyle yutan Arap çocukları!
Ve onlar Irak' ın yağmalanmış şehirlerinde bir hüzün olarak dolaşırlar!

Ruhları ise çoktan ölüp gitmiş çocuklar, vicdanı ölmüş insanlığın arasında ne arar?



.