25 Nisan 2011 Pazartesi

Gördüğünüz O Çocuk, O Çocuk Değildir!

Anımsayalım 23 Nisan 1920’ yi…


Çürüyen ve ahlaksızlaşmış, milli karakterini yitirmiş aşağılık bir yönetime karşı, onurunu korumak üzere yola çıkmış ve bir öncü etrafında kenetlenmiş bir milletin direnişini temsil eden, yüzyılın en büyük , en etkili siyasi organının kuruluşudur.

Boş verin resmi tarihi…
Boş verin 1950’ lerden bu yana içi boşaltılmış devlet törenlerini…
Bunların bize vereceği hiçbir şey yok,!
Bu törenler bir şey vermediği gibi, bu törenler yoluyla , bu en büyük anti emperyalist halk hareketinin sistemli bir şekilde ruhunu öldürdüler.
Ancak 1950’ lerden bu yana Nato’ cu yönetimler ne kadar unutturmaya çalışsa da, unutturamadığı en büyük devrimci tarihtir 23 Nisan 1920.
Türkiye halkı, son 10 yıldır yaşamını borçlu olduğu devrimci tarihini yeniden keşfetmeye başladı. Her tünelin sonunda nasıl ışık varsa, her çıkmaz sokak da kendi ışığını içinde barındırır.
Türkiye varlık ve yokluk sorunu içinde emperyalizmle kanlı bir boğazlaşmaya doğru hızla yol alırken, elbette kendi tarihini keşfedecek ve bu tarihin devrimci ruhundan esin alacaktı.
Son on yıldır bu amaçla yazılan romanları, tarih kitaplarını ve Cumhuriyet eylemlerini bu gözle değerlendiriniz.
Ne der diyalektik “her şey kendi karşıtını yaratır”
Ne yaptı son 50 yılda emperyalizm ve onlara bağlı Nato’ cu yönetimler?

Hemen söyleyelim;
Türkiye’ nin devrimci tarihini unutturmaya çalıştı.
Her devrimci günümüzü, Türkiye’ nin her moral aşılayan anını, sislerin ardında gizleyip içini boşaltarak, anlamsızlaştırarak bu büyük halkı köksüzleştirmeye çalıştı.
Bu operasyonlarını o kadar büyük bir kinle ve şiddetli bir kan davasına çevirerek yaptılar ki , Genç Türk geleneğinden gelen biri olarak, devrimci atalarımızın yaptıklarının ne kadar büyük bir iş olduğunu gururlanarak anlıyorum.
Herkes kendi köklerine sarılıyor.
Ülkemizi son elli yılda yöneten alçaklar da öyle!
Biz Kubilaylara, Mithat Paşalara, Mustafa Kemallere, Karayılanlara sarılıp onları yeniden keşfederken, onlar da Vahdettinlere, İngiliz Muhiplerine, Said-i Nursilere sarılıyorlar.



Onlar Anadolu’yu yani Truva’ yı ilk işgal eden Agamemnon’ u tekrar tekrar anımsayıp, Çanakkale Savaşın’ da bile en büyük savaş gemilerine aynı adı verip üzerimize kudurmuş köpekler gibi salarken, biz de Anti emperyalist köklerimize sarılıyoruz.
Ne demişti Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethedip Truva Harabelerini gezerken, “ Truva’ nın İntikamını aldık!”
Vatana sadakat ve milli onuru korumak tarihsel devamlılık ve bilinçle mümkün.
Bunu biz de biliyoruz ama, bunun kendi aşağılık emelleri için en önemli engel olduğunu karşı devrimciler ve onların sahipleri(ABD) daha iyi biliyorlar.
Mesele 19 Mayıs, 23 Nisan, 29 Ekim tarihleri değildir…
Mesele okullarda üçer beşer maddelerle bu günleri öğrencilere ezberletmek de değildir.
Mesele bu tarihleri anlamlarıyla ve tarihsel devamlılık içinde anlamak ve kuşaklara aktarmaktır.
Mustafa Kemal 23 Nisan’ ı Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı” ilan ederken, Türkiye tarihinin en büyük , en devrimci, en anti- emperyalist eylemiyle kurulan yeni Türkiye’ yi, bu milletin geleceğini temsil eden nesillere teslim ediyordu.
Başbakan’ ın ve Meclis başkanı’ nın koltuğuna oturan "O çocuk, gördüğünüz O çocuk değildir.
O çocuk gelecektir ve devrimci ruhun ulaşmaya çalıştığı hedef kitlesidir…
23 Nisan 1920 , Çanakkale’ den Kurtuluş Savaşı’ na devrimle sıçrayan bir ulusun en büyük siyasi örgütünün bildirisidir.
Ve örgütlenmenin bir ulusun yaşamındaki “şah damarı” önemindeki rolünü anlatır.

23 Nisan 1920’ nin Türkiyeli devrimcilere yüklediği görevin artık yeni devrimci meclisleri kurmak olduğunu bilelim.
Onurumuzu, bu milletin yarattığı kültürü, yaşam tarzını korumanın ve Mehmetlerimizin Amerikan emperyalizminin çıkarları için Ortadoğu ve Kuzey Afrika batağına kanlı bedenleriyle gömülmelerini önleminin başka bir yolu yoktur.

İşte bu kadar!

.