30 Ekim 2009 Cuma

Şehitler Ağacı

Ankara, Kızılcahamam...
Kurumuş bir ulu Sedir Ağacı ve 6500 Mehmet'in künyesi.

İpleri ABD'nin elinde olanlar tarafından şehit edilenlerin anıtı!
İnsanın bu anıt ağacın karşısında oturup rüzgarda şıkırtılar içinde sallanan künyelerin sesini dinleyesi geliyor.
Nereden, kimlerden haberler getirirsiniz çelik künyeler?
Dün gece haberlerde izlerken, Sedir Ağacı'nın altı bin beş yüz Mehmet'in canıyla canlandığını sandım .
Nazım Hikmet "Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda" der.
Ben de artık bir Sedir Ağacı'yım şimdi...
Şehitler Ağacı!
Şehitler Ağacı!
Şehitler Ağacı!
Meyve verme artık Şehitler Ağacı!
Canııım Ağaç!
Ağaç!
Şehitler!
!

28 Ekim 2009 Çarşamba

Tik-Tak, Tik-Tak, Tik-Tak..!


Cumhuriyet Bayramımız Kutlu mu olsun!
Aşına aşına artık ne kadarı kaldıysa!
Zamanın "Tik Tak"ları Cumhuriyet'e son darbeyi vurmak için işletiliyor!

Tik-Tak, Tik-Tak, Tik-Tak...

12 Eylül, 12 Mart, 22 Temmuz....
Zorunlu din dersi eğitimi, Said-i Nursi, Fettullah Güven...
Başbakanlık ve Çankaya'da Türban!
Silahlı Kuvvetlere tezgah, cadı kazanı, Ergenekon safsatası.
Tik-Tak, Tik-Tak, Tik-Tak...

Cumhuriyet'in cenaze törenine doğru işliyor "Tik Tak" lar...
Evlere kapanılmış ağlanıyor, Facebook'a asılıyor bayraklar...Cumhuriyet böyle mi savunuluyor?
ABD kuklası vatan hainleri şölenlerle karşılanıyor!
Gaziler ve Şehit Anaları madalyaları yerlere çarpıyor!
Cumhuriyet'imizin yıkılışı böyle mi oluyor?
Tik-Tak, Tik-Tak, Tik-Tak..!
Hiç kimsenin Cumhuriyet Bayramı'nı kutlayamıyorum.
Çünkü kutlayabilmek için bunu "haketmemiz gerekiyor" diye düşünüyorum.
Örgütlenmiş bir yıkıcılığa karşı, dileklerin bir işe yaramadığını öğrenmemiz gerekiyor artık diye düşünüyorum.
Ve artık zamanın "Tik Tak"larının Cumhuriyet'in korunması için işletilebilmesi ve onu savunanların bir araya gelmesi gerekmiyor mu artık arkadaşlar?
Mustafa Kemal'in Çanakkale'de gögsünde parçalanan saatinin "Tik Tak" larının çalmaya başlamasının zamanı değil midir artık?.
Mustafa Kemal'in saatinin şifresinin, Gençliğe Hitabe ve Bursa Nutku'nda olduğunu hepimiz biliyoruz. Lütfen içselleştirmek ve refleksimizin bir parçası olması için yeniden okuyalım.
"Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük Türk Bayramı'nı kutlamak,Cumhuriyet'in saatinin "Tik Tak"larını yeniden çalıştırmak için;
"Bu En Büyük Bayramımız Kutlu Olsun!...
Tik-Tak, Tik-Tak, Tik-Tak..!
........................Tik-Tak, Tik-Tak, Tik-Tak..!
..........................................Tik-Tak, Tik-Tak, Tik-Tak..!

21 Ekim 2009 Çarşamba

"Ela ve Aşk"


“Ela ve Aşk”
Ela bir renk!Ama mavi de bir renk, sarı da, yeşil de...Ama “O” farklı bir renk.Mavi denince, önce deniz ve sonra gökyüzü gelir akla ve zihninizde uçsuz bucaksız ve sonsuzluk hissi uyandırır.Yeşil ise doğanın karasal güzelliğini yansıtır. Barış içinde birbiriyle yaşayan ormanlar vardır ve yaprakları onların...
Ama peki ya “Ela” neyi çağrıştırır sizce ?
Ela, insanı anlatır ve o harikulade gözünü onların.Ela ne yeşil ne ne de mavi gibi durur insanda. Ama her ikisinin de bulunduğu ışığa göre renk değiştirebilenlerinin yeri ayrıdır.Bu haliyle mavi ve yeşil insanlaşırlar. İnsana ait olurlar.
Ama ela öyle midir?Ela zaten insana aittir. İnsanın sıcaklığını ve duygularını yansıtmaz Ela, aksine yaratır onları!
Bir de kahverengi var; Anadolu rengi, Asya rengidir kahverengi. Kesinlikle bir Avrasya rengi değildir. Asya’nın rengidir ve öyle de kalacaktır.Ama Ela daha da farklıdır. Yeşil’e benzemez, maviye de benzemez ve fakat kahverengiye sıcaklık ve parlaklık eklenmiş gibidir Ela ile ve bu haliyle kahverengi,yeni bir renge dönüşür parlaklık ve sıcaklıkla.
Ela Anadolu’ya hangi milletten geldi acaba? Türklerden mi, Kafkasyalılarlardan mı, Hititler olabilir mi mesela, Asurlular mı, Sümerliler mi yoksa!Neredense nereden ama bence derin bir uygarlığın ve genetik zenginliğin bir parçası olmalı Ela!

Ve fakat kesinlikle Perslilerin de rolu olmalı. İranlı kadınların iri ve sıcak gözlerini bir düşünün ve elbette Arapların da.

Bu nedenle Ela ve Kahverengi içinde yaşadığımız çoğrafyanın ırkları içinde harmanlanmıştır ve yeniden kalıba dökülmüştür.
Bu konuyla ilgili bilimsel kanıt olmasa da inandığım bir şey var; ela göz Kuzeylilerden gelmiş olamaz. Onların mavisi ve yeşili bile, bizim Anadolu’muzun mavi ve yeşiline benzemez.
Soğukturlar, bizden değildirler.
Bizim mavimiz ve yeşilimiz Asya’nın sıcaklığını ve uygarlıklarının birikimini yansıtır. Köklüdür bizim maviş ve yeşil gözlerimiz. Bir de Akdeniz sıcaklığını da ekleyin buna.Hangi yeşil ve mavi göz ardında bu birikim dururken soğuk bakabilir?
Ama yine de benim için “Ela” farklıdır!”
Ben iki tür ela göz bilirim.Birisi bildiğimiz eladır. İnsanın o en muhteşem organını , gözü “bal” sıcaklığına çevirir.
Yumuşacıktır, yakıcıdır, parlaktır ve size baktığında, o gözlere sahibinin tüm düşünceleri yansır.
Çok iyi bilirim ben baktıkça elaşan gözleri ve o ela gözler size baktıkça elalaşır, elalaşır, elalaşır ve kaybolur gidersiniz içinde.
Sıcacık sarar sizi.
Ela, bal sıcaklığıdır aynı zamanda. Cam şişedeki balı, ışığa, özellikle güneş ışığına tutun, işte size bir doyumsuz ela gösterisi...
Kaybolur gidersiniz elanın altın derinliğinde.
Ela eladır ama gözdeki ela ise bir başkadır; karşınızdaki gösteri arının hüneri değil, insanın kendisinindir.
Ne demiş ünlü halk türkümüz “Ela gözlerine vurulduğum dilber!”
O gözlerde ise biraz ceylanın rengi de vardır. Buna ceylanın saflığı da diyebilirsiniz.
Kahverenginin ela gibi göründüğü durumlar da vardır demiştik.
Aşık kadının gözlerindeki elalaşmadır bu!
Buna “aşkın elalaşma” üzerindeki etkisi de diyebilirsiniz.

Bu bana göre aşkla bakmanın dönüştürücü etkisinden başka bir şey değildir. Aşkla değişen insan sonunda “zamanın” bir anında gözlerinin rengini de değiştirir veya aşık olunan kişi o gözlerdeki sıcaklığı bir “elalaşma” gibi algılar. Ama zaten önemli olan sizin algılarınız değil midir?
Aşkın gözlerdeki etkisi sadece elalaşmayla bitmez.
Bir de kahverengiden elaya dönüşen gözlerdeki menevişler vardır...
Böyle bakan gözlerde menevişler hiç eksilmez.
Ve o gözleri menevişleten etkinin önünde saygıyla eğilir insan.
Kimi bu etkiye “ışık oyunları” der, kimisi “sulandıkça kahverengi göz ela gibi görünür” der, kimisi bir neden bile söyleyemez!
Ben söylerim!
Gönülden seven kahverengi göz, sevdiğine baktıkça “elalaşır”, menevişlenir
Onun sevgisi elaya dönüşerek özelleşir ve sadece sevilene ait olur.
İşte bu yüzden özelleşen sevginin rengi “ela” nın önünde eğilmelidir insan..!

Ela bir renk…Sadece bir renk..!
Ama benim için daha fazlası.
Belki bazılarınız da benim gibi düşünüyordur.
Kim bilir?

20 Ekim 2009 Salı

Gelenler Kimler?

"ABD VE BATI'NIN KUKLALARI "

Kimler geldi dün Habur Sınır Kapısı'ndan ülkemize, valisi, savcısı 50-60 bin kişilik halk kitlesiyle karşılananlar kimlerdi?
Dün Star TV Ana Haber'de, Uğur Dündar'ın deyişiyle "Kandil'e mantar toplamaya gidenler mi gelmişlerdi?"
Dün 34" masum vatandaş" özgürlüklerine kavuşmak amacıyla esir oldukları bir düşman ülke topraklarından kaçarak mı gelmişlerdi ülkelerine...
Yoksa yıllardır düşmanlık güttükleri bir ülkenin toprağına mı geri dönmüşlerdi?
Gelenler kimlerdi, karşılayanlar kim?
Sözü uzatmaya gerek yok!
Kaba bir "milliyetçi" tavrıyla da yazmıyorum bu yazıyı.
Çünkü değilim.
Ama bir sosyalist olarak, gördüğüm manzara karşısında damarlarımda akan kanımın donduğunu hissetmedim dersem yalan olur.
Her televizyon istasyonu canlı yayın ekipleriyle oradaydılar ve tüm ülkeye "zafer" kazanmış asker havasıyla gelen hainlerin görüntülerini ve onlar için hazırlanmış karşılama şenliğini yayıyorlardı.
Bu görüntüler acaba TC vatandaşlarının yüzde kaçı üzerinde travma etkisi yarattı?
Yoksa "tepkisiz vatandaşlar" bunlara da alışırlar mı denmekteydi?
Gördüğünüz manzara "Cumhuriyet'ten" fiilen ve kalben gerçekte kopmuş bir kesimin, temsilcilerini davul zurna eşliğinde karşıladığı bir manzaradır.
Bu manzara aslında 90 yaşına yaslanan Cumhuriyet'imizin kendi halkını kazanamadığının da bir göstergesidir.
Sınıfta kalan bir Cumhuriyet'tir bu!
Canınız acısa da acımasa da gerçek budur!
Eğer bir ülkenin dağlarında binlerce terörist geziyorsa ve bu örgüt uluslararası desteğin yanısıra içinde yaşadığı , zarar verdiği ülkesinin sıradan insanından destek görüyorsa, bunun başka bir açıklaması yoktur.
Cumhuriyet insanını kazanamamış ve başka devletlerin eline bir "Kurt Kartı" olarak vermiştir.
Cumhuriyet'imizin 90 yıllık karar vericileri almaları gereken kararları almadıkları için, bugün bu acı tabloyla karşı karşıyayız.

Bakın neler yapmadı "karar vericiler" ;

  • Toprak ağalığını tasfiye etmedi, yoksul köylünün toprak ağalarıyla olan ekonomik bağımlılğını kaldırmadı.

  • Aşiret ilişkilerinin ekonomik yapısını sağlayan feodalizmi kaldırmadığı için bütün "üst yapı" kurumlarına dokunamadı. Gelenekleriyle, özgürleşemeyen insanıyla ve bütün geri kültürleriyle bütün üst yapı kurumları aşiret ilişkilerinin kuralları içinde var olmaya devam etti. Bu nedenle Cumhuriyet benzerlerinin başardığı gibi "kendi insan tipini "y a r a t a m a d ı.

  • Cumhuriyet'in devlet görevlileri bölge insanına feodal beylerle birleşerek zulüm etti. Aşağıladı, hor gördü, baskı kurdu. Bu zulüm ağalık ilişkilerinin olduğu Batı'da da oldu, Çukurova'da da oldu.

  • Bugün bakın bölge milletvekillerine, DTP'ninkiler de dahil çogu bir aşiretin lideridir. AKP' yi söylemiyorum bile.

Peki Fransız Devrimi ve İngiliz Devrimi gibi, bizim devrmimizle benzer özellikler taşıyan diğer devrimler de aslında yıkmak zorunda olduğu feodalizmi tasviye edemeyip, birleşik bir ulus yaratamasaydı ne olurdu biliyor musunuz?

Aynı bizimki gibi olurdu!

Fransa'nın dağlarında ayrılıkçılar baş gösterirdi ve muhtemelen İngiltere bu ayrılıkçılarının baş destekçisi olurdu tarihsel düşmanlıkları nedeniyle.

Feodalizmi ezmezsen , kapitalizmi kuramaz ve bir ulus yaratamazsın. Gerçek budur; Cumhuriyet'in sahip olması gereken ilk refleks budur.

Bugün DTP dahil düzen partilerinin hiçbirinin proğramında "Toprak Reformu" yoktur. DTP Genel başkanı Ahmet Türk'e sorunuz kendi topraklarını yoksul kürt köylüsüne verecek midir? Veya AKP'nin bölge milletvekillerine de sorunuz aynı soruyu.

Toprak Reformu yoktur proğramlarında çünkü böyle bir proğram maddesi nedeniyle hiçbir aşiretten bir tek oy alamayacaklardır.

Bugün içinde yaşadığımız acıların temelinde Cumhuriyet'imizin bu ölümcül hataları vardır ve bu hatalar ABD ve AB tarafından kullanılmış ve bugünkü tablo ortaya çıkmıştır.

Çözümsüz değiliz elbette ve bu sorunun da hala bir çözümü vardır.

Güneydoğu'nun yoksul köylüsünü toprağına kavuşturmak.

Bir diğer ifadeyle,Cumhuriyet'in yarım kalmış "Toprak Devrimi'ni " gerçekleştirmek.

Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da üretime dayalı bir istihdam politikası geliştirmek.

Yoksa..!

Yoksa mı?

ABD'nin ve AB'nin ipini tuttuğu terör örgütü için yarın değilse yakın bir gelecekte TBMM'de kırmızı halılı bir karşılama törenine hazır olunuz.

Aşiret liderlerinden başlayarak aşiretleri tasviye etmek bugünün temel sorunudur ve olması gereken kültürel haklar ise zaten kimsenin canını yakmayacak ama birleşik bir ulus yaratmanın temel taşını oluşturacaktır.

Son söz.

Katiller yurda döndü!

Onlar hiç olmazsa inandıkları bir dava için dağa çıktılar. Peki biz tatlı su vatanseverleri ne yapıyoruz? Ülkemizin geleceğine söz sahibi olmak için bir partiye veya hiç olmazsa bir sivil toplum örgütüne üye miyiz?

Evet yurda döndüler!

ABD ve Batı'nın kuklaları yurda döndüler!

Bunu içine sindirmeleri gerekenler biz değil ama 90 yıldır tek ve birleşik bir ulus yaratamamış "karar vericilerdir!"

Atatürk Kurtuluş Savaşı'nı örgütlediği Ankara'dan dönemin İçişleri Bakanı'na çektiği telgrafta özetle şöyle der "Katiller, gafiller, vatan hainleri! Güvendiklerinizin sonunu gördüğünüzde kendi sonunuzla kıyaslamayı unutmayınız!"

Ülkemizin tarihi vatan hainlerinden yapılan tahsilatlarla taçlanmıştır!

4 Ekim 2009 Pazar

Abi'yle Tanışma

Uzun süredir tanışmayı istiyordum.
Hatta bir ara yazışmıştık dahi blog yorumlarımız aracılığıyla, "İzmir'de içelim!" diye.
Sonunda oldu işte!
Sanal dünyada başlayan tanışıklığın gerçek yaşama yansıyan bir "ilk"i Abi benim için.
Bir kahve içimi (ben dondruma yedim:-) çoook sevdiğim İzmir Bostanlı'da, iskelede bir saat kadar söyleştik.
Neşeli, içten ve konuşmayı şehvetle seven bir izlenim bıraktı bende.
Bu yıl Temmuz ayında benim kuzenlerin blogla uğraşan tüm üyelerinin de katıldığı "Geleneksel 1.Bloggerlar" yemeğini kendi evinde düzenlemiş ama ben gidememiştim.

Olağanüstü konukseverliğini de duydum elbet.

Abi'yle (http://ahbeguzelabimbe.blogspot.com ) güzel bir dostluğun başlangıcı olacaktır bu bir içimlik, bir kaşıklık dondurma süresi.
Ve Ufuk Çizgisi'nin -hiç tanımadığı halde- ölümüyle ilgili içtenlikli üzüntüsü, karşısındaki insana "evet kalbi olan ve üzülmeyi bilen bir adamla dostluklar sağlam olur." dedirtiyor.
Abi'yle İzmir'de Körfez'i seyrederek içeceğiz orası muhakkak.
Ama bu içilecek "şey" muhakkak ki rakı olur, değil mi abi?
Sözleştik... Ve ben gitmeden önce İzmir'e, arayacağım ve ayarlayacağız muhabbeti.
Belki de sağlam bir arkadaşlığın başlangıcı olur bu.
Kim bilir?