29 Aralık 2009 Salı

Eğer Hizadan Çıkarsan!

Türk Ordusu hizadan çıktı!

Bunu biz demiyoruz "Amerikalı generaller ve fikir kuruluşları diyor!

Hizadan çıkmanın kısa tarihini aşağıda bulabilirsiniz...

İlk hizadan eski Genel Kurmay Başkanı Necip Torumtay çıktı. Özal'ın Amerikan çıkarları için "Kuzey Irak'a gir!" emrini uygulamamak için istifa etti.

Ardından Türk Ordusu, Sovyet ve komünizm tehdidine karşı kurulmuş ve ABD tarafından kontrgerillanın içinde örgütlendiği Özel Harp Dairesi' nin adını Özel Kuvvetler Komutanlığı olarak değiştirerek, Irak'ın Kuzey'inde ABD tarafından kurulması planlanan kukla Kürt Devleti' ne  ABD' ye ve PKK bölücü terörüne karşı yeniden örgütledi. Ve aynı operasyonla Amerika' nın faşist gladyosu Türk Ordusu içinden çıkarıldı.

Türk Ordusu'nun ulus devleti koruma kararlılığı nedeniyle Amerikan tehdidine karşı pozisyon almasına ABD'nin yanıtı gecikmedi ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis' in uçağı 17 Aralık 1993'te ABD tarafından düşürüldü.

Türk Ordusu, Org. Eşref Bitlis Planı olarak bilinen "Çelik Harekatı'nı" 1994 uygulayarak Özel Kuvvetler Komutanlığı'na bağlı 35.000 askerle Kuzey Irak'a girerek Amerika'nın egemenlik alanına müdahale etti.
Bu harekat görülmemiş bir şeydi ve ABD' yi, terörü ve PKK'yı uzun süre köşeye sıkıştırmaya yetti.

ABD' nin Foreign Affairs, Foreign Reports, Mediterranean Quarterly ve Joint Forces Quarterly gibi yarı resmi organları. "Türk komutanları hizadan çıktı" saptamasını yaptılar. Hatta Amerikan yönetimi bizzat bunu Türk yönetimine bildirdi. Takip eden zaman diliminde  ABD  2002 yılında "MILLENIUM CHALLENGE 2002" tatbikatı yaparak açık açık Türkiye'ye yapacağı işgalin ilk büyük tatbikatını yaptı.

Kolay değil 50 yıldır kuzu kuzu ABD' nin her dediğini yapan Türk Ordusu "hizadan çıkmıştı" ve bedeli ödetilmeliydi.

Ardından 2003 yazında Türk Ordusu' nun başına "çuval" geçirildi.

Bu Türk Ordusu'nun onurunu kırma operasyonuydu.

*** *** ***
Bugün yaşananları yukarıda özetlenen "kısa tarihi" görmeden anlamaya olanak yoktur. Aydınlık Dergisi' nin ilgili yıllardaki sayılarında daha detaylı analizlerini bulabilirsiniz.

Bugün Özel Kuvvetler Komutanlığı' nda yapılan aramalardan başlayarak, Ergenekon Operasyonu dahil son 15 yıldır Türk Ordusu' nu yıpratmaya çalışan tüm faaliyetlerin nedenini, Türk Ordusu' nun ülkesini Amerikan tehdidine karşı koyabilmek için hizadan çıkması olarak değerlendirebilirsiniz.
Türk Ordusu hizadan çıkmıştır. Bu doğrudur ve bugün ülkemizin geleceğinin kararıp kararması, Türk Ordusu' nun bu yapılanlara bakıp korkarak ABD denetimine girip girmeyeceğine bağlıdır.

Türk Ordusu Amerika' nın ve ülkemiz içindeki Fettullahçı Gladyo'nun bu tehdidine boyun eğecek midir?

Ben böyle bir ihtimalin yaşam bulmasının ülkemizi parçalanmaya ve Mehmetçiğin kanının Amerikan çıkarları için akıtılacağına yol açacağını düşünüyorum.

Ve tekrar ediyorum sorumu "Türk Ordusu bu tehdide boyun eğecek midir? "

Bu soruya ordumuz adına "hayır eğmeyecek" deme şansımız yok ama ben Türk halkı adına rahatça diyebilirim ki, onlar boyun eğse dahi bu ulusun çocukları olan bizler asla ABD' ye boyun eğmeyeceğiz.

***

Altı yaşındaki oğlum Mehmet bugün eşime "anne haberlerden sıkıldım bana çizgi film açar mısın?" dediğinde "oğlum ülkemizde önemli şeyler oluyor, ordumuza kötü şeyler yapıyorlar, daha sonra izlersin söz!" dediğinde, oğlum Mehmet, "Türkler mi kötü şeyler yapıyor ordumuza, hem de Türkiye'de mi yapıyorlar?" diye şaşkınlıkla sordu.

Biz cevap veremedik.

Peki siz oğlumun bu sorusuna yanıt verebilir misiniz?

Üstelik kendi ülkesinde bu kadar hayasızca saldırı altında bulunan dünyada başka bir ordu var mıdır?

Vatan Sevgisi Hobi midir- 2-

"Vatan Sevgisi ciddi bir iştir demiştik."

Şimdi kendi hayatımıza bakalım. Türkiye parçalanmanın eşiğinde, şaka değil bu. Avrupa Birliği'nin dayattığı "İkiz Sözleşmeleri" -ki buna İkiz İhanet Yasası da deniyor- bunun yasal temelidir ve imzalandığından haberiniz bile yoktur. Bu yasa iç işlerinde bağımsız yerel yönetimlerin(eyalet) yolunu açar, ana dillerinde eğitim ve kültürel haklar adı altında ulusumuzu oluşturan farklı etnik kökenli yurttaşların aklı karıştırır ve Atlantik ötesi büyük güç, büyük Türkiye lokmasını parça parça küçültüp yiyebilmek amacıyla (aynı Yugoslavya ve Irak gibi) bu yasaların geçmesi için yapması gereken bütün siyasi basıkıları yapmış ve tüm uyarılara rağmen TBMM'den geçmiş ve eski cumhurbaşkanı tarafından imzalanarak yürürlüğe girmiştir.Biz ne yapıyoruz ?
Hiç !
Farkında mıyız ?
HAYIR!
Ama vatanımızı seviyoruz(!)
Önceliklerimiz maaşlarımız, otomobillerimiz, banka kredilerimiz, çocuklarımız, giysilerimiz...
Peki bunlar iyi güzel de keyfini süreceğimiz bağımsız bir vatan ve özgür bireyler olmadıktan sonra bunlar ne işe yarayacaktır?
Bağımsız ulus devletler, orduları tarafından korunurken, aslında milletinin tek tek bireylerinin çıkarlarını da korumaktadır.
Bağımlı, ekonomik açıdan işgal edilmiş bir ülkede bireylerin payına düşen "ikinci sınıflılıktır","aşağılanmaktır."
Türkler bu gidişle ikinci sınıflaşacaklar ve aynı yurtdışında olduğu gibi, ancak ve ancak tuvalat temizleme gibi işlere verilecekler kendi yurtlarında.
Çocuklarımızın anne ve babaları olarak, bizler işte bunlara yol açmamak için, çocuklarımıza onurlu bir yaşam sağlamaktan birinci dereceden sorumluyuz.
Bakın Kurtuluş Savaşı sırasında bu ülkenin namuslu aydınları, askerleri gözlerini kırpmadan bir gece yarısı beşiklerinde uyuyan yavrularını öpüp, eşlerini onlarla bir başına bırakarak Anadolu'ya geçtiler. Ne, ne zaman döneceklerini biliyorlardı, ne yaşayacaklarını ne de çocuklarının ve eşlerinin gelecekleri konusunda fikir sahibiydiler.
Sadece savaşacaklardılar...
Bugün biz bu ülkede güvenlik içinde yaşayabilelim diye.
Sadece savaşacaklardılar...
Tarihin hiçbir döneminde "esir ve onursuz" yaşamamış bu ulus için...
Sadece savaşacaklardılar...
Vatan sevgisinin bir hobi olmadığını bilerek ve boş zamanlarını değil "başlarını" bu yola koyarak.
Sadece savaşacaklardılar.
Ne maaşları, ne evleri, ne de çocuklarının masum yüzü engel olabildi onlara..Çünkü biliyorlardı ki, sahip olabilecekleri her şeyi koruyabilmelerinin tek yolu kendi "küçük cennnet" adalarının konforundan vazgeçmek ve yurda vakfetmek yaşamlarını.
Şimdi saflarımızı belirleme zamanı.
Eğer yüz yıl önceki vatanseverler gibi yapmayacaksınız, doğruca karşı safa geçiniz.
Kendinizi kandırmayınız.
Çünkü "Vatan Sevgisi ciddi bir iştir."

23 Aralık 2009 Çarşamba

Kahramanları İntihar Eden Bir Ulus ve Ordu Var mıdır?

Efendiler!
(...)
İngilizler ve yardımcıları milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir.(...) Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vaziyettedir.(...)
Kuvvet ordudur.
(...)
İngilizler,(...)kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüze ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler. (...)
Orduyu imha etmek için mutlaka subayı mahvetmek, aşağılamak lâzımdır.(...)Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz.(...)
 Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulunur. (...)ordunun ruhu subaylardadır. “. O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.(...)
Şahsi ve hususi itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıflarının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler.
Çünkü düşmanlarımız herkesten önce onları öldürürler. Onları aşağılar ve hor görürler. (...) Onun yaşamak için bir çaresi vardır; şerefini korumak! Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına almaktır.
Dolayısıyla subay için “ya istiklâl, ya ölüm” vardır. Fakat arkadaşlar ÖLMEYECEĞİZ, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız.
Mustafa KEMÂL
AFYONKARAHİSAR KOLORDU DAİRESİNDE SUBAYLARA HİTABEN KONUŞMA(1920)

***
Türk Silahlı Kuvvetleri' nde son dönemde intihar eden subay sayısı geçen gün intihar eden Yarbay Ali Tatar ile birlikte altıya ulaştı!
Mustafa Kemal' in  "düşmanlar önce subayların izzeti nefsiyle oynarlar" diye tanımladığı noktadayız tam da demek ki!
Kahramanlarını koruyamayan bir millet ve ordu düşünebiliyor musunuz?
Ben bilmiyorum.
Bildiğim bir şey varsa "bu kara" tüm ulusumuzla birlikte benim de alnına çalınmıştır, bilelim!
***
Dönekler, yobazlar, hainler asla anlayamazlar "onursuz" yaşamak ne demektir!
Çünkü bu tür bir yaşam onların yaşam tarzıdır, doğaldır ve onursuz yaşamaktansa intihar etmenin bir doğal sonuç olduğunu onlar anlayamazlar.
Onurlarıyla oynanan ve intihar ederek şehit olan subaylarımız bize canlarını feda ederek kuvvetli bir mesaj veriyorlar!
  Bu mesaj ise, "Kahramanlarını koruyamayan  uluslar, tarihin ulus çöplüğüne atılacaktır!"
 
Tarihinde Mustafa Kemal gibi yurtseverleri olan bir ulus bunu kabul edecek midir!
 
Edecek midir?
 
Edecek midir?
 
Edecek mi?

21 Aralık 2009 Pazartesi

Ekümenik Patrik Ne İster ?

Bartholomeos!
Fener Rum Patriği diye biliriz.
Ama değil!
O Ekümenik Partrik!
Yani tüm dünya Ortodokslarının lideri!
Patrik'in böyle resmi bir sıfatı yok, Osmanlı döneminde Osmanlı Hükümeti'ne karşı Patrik bu sıfatla sorumluymuş ama genç Türkiye Cumhuriyeti bu ünvanını almış onun.Ancak  Batı öyleeee bir bastırıyor ki, Türkiye Hükümeti yasak olmasına ve üstelik sayın Patrik açık açık bu sıfatı tüm uluslararası toplantılarda kullanıyor olmasına rağmen, soruşturma bile açamıyor!
Vatikan tüm dünyada Katolikler için neyi ifade ediyorsa, Fener Rum Patrikhanesi de Ortodokslar için onu ifade ediyor ve bir tek Rusya ciddiye almıyor Patrik Hazretlerini...
Biliyor çünkü emperyalistler tarafından kullanıldığını.
Bu arada sayın Patrik'e Yunanistan Dışışleri Bakanlığı uluslararası gezileri için "Ekümenik Patrik" armalı uçak tahsis ediyor...
Türkiye'den ise "tısss" bile yok!
***      ***    ****
Türkiye'ye karşı Fener Rum Patrikhanesi ve "ekümenik" sıfatı 100 yıllık "koz" olarak kullandığı için bir tek emperyalist Batı sayın Patrik hazretlerini "ciddiye" alıyor.
İki gün önce Amerikan CBS Televizyonu'nda yayınlanan söyleşisinde "Biz Türkiye'de kendimizi çarmıha gerilmiş hissediyoruz" diyor.
Utanmasa ellerini kanatıp çivi izlerini gösterecek!
***    ***     ***
Kiliseleri mi kapatıldı?
Hayır!
İşviçre'de minarelerin yasaklanması gibi "Çan Kuleleri mi" yasaklandı?
Hayır!
Azınlık okulları mı kapatıldı?
Hayır?
Rum Ortodokslarının ibadet yapma özgürlükleri mi ellerinden alındı?
Hayır?

Peki sayın Patrik Bartholomeos, "ne yapıldı size?"
"Ama Heybeliada Ruhban Okulu hala kapalı" diyor!
1971 yılında Anayasa mahkemesi'nin kararı ile kapatılmış bu okul.
Peki neden?
Çünkü Patrikhane bu okulun ünivertsielere bağlanmasını istemediği için.
İlahiyat fakülteleri üniversitelere bağlı olacak ama Ruhban Okulu bağlanmayacak, olur mu böyle şey?
Bir ülkede iki tane birbiriyle çelişen yasa olur mu?
Patrik için "neden olmasın?"
Hadi Türkiye buna da izin verdi diyelim ama bu ülkede kaç tane Rum Ortodoks var?
Kilise kayıtlarına göre 1244!
Yani 1244 Rum Ortodoks için koskoca bir din adamları yetiştiren okul açmak ha!
Ama buradaki amaç elbette bu değil, "Ekümenik" sıfatını resmileştirip, Heybeliada Ruhban Okulu'nu Patrikhane'ye bağlı bir kurum haline getirip Türkiye'de uluslararsı korumaya sahip güçlü bir siyasi merkez haline gelmek.

****     ***    ****
Lütfen yanlış anlaşılmasın; herkes özgürce dilini konuşmalı, ibadetini yapmalı  ve Rum yurttaşlarımıza da sahip çıkmalı bu ülke ama bu istenilenler "samimi" bir istek mi sizce?

****    ***    ****

Bir Rum anne ve Kürt kökenli bir babadan olan 8-10 yaşlarındaki Marina'yı izliyorum televizyonlarda.
İstanbul Mili Eğitim Müdürlüğü'nün düzenlediği İstiklal Marşı Yarışması' nda birinci olmuş.
İçtenliği ve yurt sevgisi gözlerinden belli bu minik kızın.
Ve minicik kalbiyle bir tam Türkiye Cumhuriyet'i yurttaşı...

Peki ama Sayın Patrik sizin ülkeniz neresi?

16 Aralık 2009 Çarşamba

İKİ EYLEM İKİ SONUÇ!

Her yerde olay...
Molotof kokteylleri
Yakalanan "canlı" bombalar!
Dün Muş'ta gerçekleşen provakasyon,
Kağıthane ve Dolapdere'de milletimizi birbirine düşürmeyi amaçlayan tertipler,
Tahrip edilen dükkanlar, yakılan otobüsler, bankalar ama gerçekte tahrip edilen milletimizi bir arada tutan kardeşlik çimentomuz!

Yukarıda anmaya çalıştığım ama zaten her gün ekranlarda naklen izlediğimiz ülkemizi yıkıma götüren manzaralardır.
Nefesimizi tıkamaktadırlar.
Türkiye'nin bu eylemlerle nefesi tıkanmaktadır...

***        ***        ***

Kamu Çalışanları 25 Kasım'da bir günlük uyarı grevi yaptılar.
Haydarpaşa Garı' nda görev yapan demiryolu işçilerinin grevi - ki işten atılan 16 arkadaşlarına sahip çıkmaktadırlar!
Ankara'da grev yapan Tekel İşçileri - ki AKP'nin önündeki havuza şortla girip protesto eylemi yaptılar bugün.
Ve Muş'tan gelen bir işçinin söylediklerinde etnik hiçbir şey yoktu ama sınıfsal taleplerini duyduk ekranlardan.
İstanbul Belediyesi'nin sözleşmelerini yenilemediği itfaiye erlerini polis su fışkırtarak dağıtmaya çalıştı- ki daha dün aynı  hortumla aynı itfaiyeciler can kurtarırlardı yangınların içinden.

Türkiye'nin ufku ve gündemi, ülkemizi bölmeye çalışan ABD destekli bölücü eylemlerle karartılmaya çalışılırken, bu ülkenin asıl sahipleri bu karanlık gündemi yırtmaya başladılar!

İşçiler sahneye çıkıyor hanımefendiler,beyefendiler!
Bu ülkenin asıl sahipleri olan namuslu emekçiler geliyor ve göreceksiniz Türkiye'nin nefesini açacaklar.

Türk Ulusu'nun emekçileri meydanlarda ortak düşmana karşı birleşerek kardeşlik çimentosunu yeniden karacaklar!

11 Aralık 2009 Cuma

On dokuz!.

Türkiye' nin yoksulluk sorunu var,
Türkiye' nin eğitim sorunu var,
Türkiye' nin  sağlık sorunu var
Türkiye' nin dini gericilik sorunu var,
Türkiye' nin  feodalizm sorunu var,
Türkiye' nin yoksul köylü sorunu var,
Türkiye' nin vatandaşlarının gelecek korkusu var,
Türkiye' nin güvenlik sorunu var,
Türkiye Ordusu' nun gerçek düşmanını analiz etme sorunu var,
Türkiye' nin işçi sınıfının örgütlenme sorunu var,
Fabrikalarında iş güvenliği sorunu var,
Tuzla gibi tersanelerinde her ay üç-beş sigortasız, sendikasız çalıştırılıp ölen ve iskelelerinden bir fare gibi düşüp ezilen işçilerinin güvenliği sorunu var,

19 Mayıs 1919'dan itibaren Türkiye'nin çözül(e)memiş sorunları var...
Ve dün 19 acı daha eklendi gazların ve yıkıntıların arasından...
19 Madenci, Ö  l  d  ü !
Kömür karası yüzlerde çakmak çakmak çakan 19 çift göz,  s  ö  n  d  ü !
Katmerleşerek birikir ölülerimiz toprağın altında, bizi yüceltmek için üzerinde yeryüzünün.

Evet, 19 Madenci ö l d ü!

Ve hala biz nasıl huzur içinde yaşarız?

9 Aralık 2009 Çarşamba

Türkiye Matematiği


120 TL.
Dün Tokat Reşadiye'de şehit edilen askerlerimizden biri, Türk Silahlı Kuvvetleri' nden aldığı 120 TL'lik maaşının 100 TL'sini annesine gönderiyormuş.
Demek ki bu çocuk annesi için Üç Lira Otuz Üç Kuruş ve kendisi için de altmış bir Kuruşluk bir kaynak yaratabilmiş her bir gün için.
"Nasıl olsa ben burada üç öğün yemek yiyorum, anama yollayayım o da hiç olmazsa üç öğün ekmek de o yiyebilsin" diye düşünmüş yavrucak.

"Ama genellikle aileler asker çocuklarına para gönderir" diyeceksiniz.....

Evet, haklısınız.

Bu bir Türkiye gerçeğidir. Sadece Doğu'sunda değil Batı'sında da yoksulluk kol gezer bu güzel ülkemizde.

Türkiye'nin çocukları bir taraftan şehit olur korur ülkesini, diğer taraftan anasına bile askerdeyken bakar!
Şehit olduktan sonra ise  "şehit aylığı" bağlanır anaya ama anasının ağzında zehir olur çiğnenilen her bir lokma  ...
"Vatan sağolsun" derler hala, bu vatan ona insanca bir yaşam  vermese de bile!

Vatan sağolsun!

Ve matematik yeryüzünde bir tek Türkiye'de böyle çalışır!

7 Aralık 2009 Pazartesi

Bir Bölü İki 'nin Cevabı Lütfen!



Yarım artı yarım, bir.
Bir çarpı bir, bir.
İki eksi bir, yine bir.
Peki bir bölü iki'nin yanıtını bilen var mı?
Diyeceksiniz ki "sıfır nokta beş" yani bir adet yarım!
Eğer bu soru masum bir matematik sorusu olsaydı yanıtınız doğruydu.
Ama değil!
Bu soru aslında ABD tarafından, PPK marifetiyle 25 yıldır Türkiye'ye dayatılmaktadır.

Matematik gibi, bilimlerin temeli olan bir bilim dalı adına üzgünüm ama, hiçbir kuvvet Türkiye'ye bu soruya bir adet yarım yanıtını verdirmeyi başaramayacak!

Çünkü bu güzel ülkemizi asla böldürtmeyeceğiz.
Çünkü hiç kimse kardeşleri birbirinden ayıramayacak!

Bu tarihten sonra Türkiye'de tüm matematik denklemlerin yanıtı "BİR" dir!

Soruyu tekrar edeyim....

Bir bölü iki kaç eder?

BİR!

Yedi şehit versek de BİR, 72 milyon şehit versek de BİR!

Bu denklemin bu tarz çözümünü hala anlamayan var mı?

1 Aralık 2009 Salı

Batı "uygarlığı" ve İsviçre'de Cami Referandumu

Batı dedi ki Türkiye'ye, "azınlık haklarına saygı gösterin"
Heybeliada Ruhban Okulu'nu açın.
Akdamar Adası'ndaki Ermeni Kilisesi'ni faaliyete geçirin.
Fener Rum Patrikhanesi'nin "ekümenik" sıfatını kabul edin.
İşviçre dedi ki "Sözde Ermeni soykırımını tanımayanlar " bu ülkede yargılanırlanır. İşçi Partisi Genel Başkanı "peki o zaman, geliyorum ve açıklama yapacağım, sözde Ermeni soykırımı uluslararası bir yalandır" dedi.
Gitti ve bu nedenle yargılandı "demokratik ülke" İsviçre'de...
Bu arada "uygar Batı" dedi ki Kıbrıs'tan çık, soykırımı tanı, Heybeliada Ruhban Okulu'nu aç...Azınlık haklarını ver verebildiğin kadar...
Vermezsen ve açmazsan AB'ye giremezsin!
Sonra İsviçre "demokratik" bir yöntem olan referanduma giderek yeni cami yapılmasını yasakladı.
"Ne zamandan beri azınlık hakları "referandumla" belirlenir oldu?" deseniz, "biz yaptık, oldu" derler.
Batı uygarlığı budur!
Aferin İsviçre, bizim yıllardır kendi halkımıza sizin çifte standartınızı anlatmaya çalışıyorduk ama bu kararınız kadar anlatamamış ve etkileyememiştik onları.
Türkler çifte standartı da Batı'dan öğrendiler!
Ama ne iyi ki, bu "öğrenilmiş çifte standartları" uygulayacak kadar kişiliksiz değiliz !