24 Mayıs 2011 Salı

Ulus Devletlerinden Şirket Devletlerine Doğru..!

İnsan en çok yurtdışına çıkınca farkediyor.
"Küreselleşme" sanırım en çok bakmasını bilen  "gezginler" tarafından daha kolay algılanıyor, izleniyor.
***
Gercekten de "Yabancılık" çekmiyorsunuz artik...
Bundan yirmi-yirmibeş yıl önce dünyanın her yerinde tek tanıdık markalar hamburger markalarıyken, bugün ülkemizde elinizde tuttuğunuz tüm teknolojik ürünler, içecekler, içkiler her ülkede aynı adlarla pazarlanıyor.

Köşedeki bakkalınızdan aldığınız ne ise komşu  veya okyanus ötesi ülkelerin bakkalından da aynini alabilirsiniz.
Küreselleşme ile amaçlanan, "sermayenin, mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı" na dünyada çoktan ulaşilmış bile.
ABD' de, Meksika' da, Kanada' da, tüm Avrupa ve Uzakdogu ülkelerinde de hep aynı markalar, hep aynı ürünler.

Üstelik aynı anda kullanıma sunuluyorlar.

İnternetle amaçlanan bireylerin özgürlüğü değildir. Elbette insanlığın yararına da da işlev görüyor ama  asıl amaç internetin uluslararası şirketlerin dünya ölçeğinde  hızlı haberleşmesi, güçlü bankacılık altyapısı ve ürünlerin hızla yagınlaşmasını sağlayan  platform  işlevini görmesidir.
Pazarlama yöntemleriyle tüketicinin algısı ve beğenisi  tekleştiriliyor; ürünler geldikleri ülkelerin alışkanlıklarını yeni ülkelere taşıyor.
Patatesi mutfağında kendi tarzına göre kızartıp, soslayıp tüketen  yerel mutfak, yerini başka ülkelerin tüketicilerinin beğenisine göre ambalajlanan ürünlere terkediyor.

Sofradaki zenginlik yerini ithal kültürlere terkederken, tek tip tüketici alışkanlığına doğru evriliyor koskoca gezegen. Böylece algısı tekleştirilen yedi milyarlık vasıfsız bir kalabalığa uygun ürün üretmek daha mümkün ve daha ucuz oluyor olmalı?

Farklı kültürleri ve farklı milliyetlerden insanları en çok havaalanlarında görebilirsiniz. İstanbul, New York, Miami, Cancun, Paris - Charles De Gaulle, Münih, Tayland, Bombay ve diğer havaalanlarını kullanan 72 milletin üyeleri, ellerinde aynı marka telefonlarla, dokunmaya duyarlı yeni nesil tablet bilgisayarlarla dolaşıp, sanal dünyanın içinde kendini bulmaya ve ifade etmeye çalışıyor.
Ürünler aracılığıyla farklı milletlerin üyeleri birbirlerine daha yakın, ama kendi uluslarının yerelliğine o denli uzaktır.
Çok uluslu şirket çalışanları kendi şirketlerinin çıkarlarını, kendi ülkelerinin çıkarlarından önce gözetiyorsa, ortaya yeni çıkan kavram "yurttaşlık" değil ama şirketdaşlıktır.

Beş kıtada artık "şirketdaşlık" , "yurttaşlığın" önündedir. Bunun testi kolaydır. Dünyanın herhangi bir ülkesinde, herhangi bir çok uluslu şirkette çalışan bir finans veya genel müdürüne sorun "şirket çıkarıyla ulus çıkarı çatıştığında  kararınız kimden yana olur?"

Yanıt,  tahmininiz ne ise odur!

***

Bu kadar farklı ülkelerin kültürlerine sahip insanları, nasıl olur da aynı araçlardan zevk alıp, aynı algı bütünlüğüne ulaşabilirler?

Buna kültürlerin  aynı sermayanin serbest dolaşımda kendini bulması gibi "serbest" bilgilenme potasında kendini bulması diyebilir miyiz?

Bence diyemeyiz.

Güçlü ulus devletletleri olan bir dünyada, içinden çıktığı ulusun kültür yapısını temel alarak çok çeşitli mal ve hizmet üretilebilecekken, bugün "en güçlü" ulus devletlerin beslenme tipiyle ve ürünleriyle aynılaşan bir dünyaya doğru hızla ilerliyoruz.

Aynılaştırılan ama aynı zamanda ışık hızıyla birbirleriyle hızla iletişim içinde bulunan bir dünyaya doğru ilerliyor insanlık.
Ancak insanların serbest dolaşımına kapalı, ama mal-hizmet ve sermayenin önünde hiçbir engelin olmadığı ve üretemeyen ulus devletlerin sadece ticaretin "sağlıklı" işleyişinden sorumlu olacağı bir dünyadır evrilmekte olduğumuz tüketim cehennemi.

Dünyanın neresinden bir fotoğraf çekerseniz tanıdık bir marka karşınıza çıkacaktır, ama sizin yerel renkleriniz yoktur...Hatta tuhaftır Coca-Cola' yı gördüğünüzde bir uzak doğu ülkesinde sanki "sizdenmiş" gibi sevinir ve sarılırsınız.

Ne tuhaf değil mi? Ama gerçek bu!

Kapitalizmin başarısından söz edilecekse, başarısı budur ve önlerindeki alçak plan yeni pazar bulma amaçlarıyla, Orta, Uzakdoğu ve Rusya dahil Doğu Avrupa' da üretim potansiyelinin çok daha üzerinde tüketim alışkanlılarını körükleyerek, bağımlı uluslar ve devletler yaratmaya zemin hazırlamaktır.
Bunun uzun vadeli finansal alt yapisi ise bildiginiz gibi uluslaararasi para fonlariyla saglanmaktadir.Uluslari katleden merminin namluya suruldugu silah buradadir.

`Uluslari az urettirerek cok tukettirme` amaçlarına kısmen ulaştılar.

Dünyaya uzaydan bakıldığında farklı devletler ve uluslar görülmüyor.
Dünyaya uzaktan bakıldığında büyük küresel şirketler görünüyor ve bunların sayısı beş elin parmaklarını geçmez.
Tablo karanlık, insanlık denetim altında, yerel renkler solgun ve umutsuzdur.

Günümüzün gerçeği budur!

 Ve insanlığın, yakın gelecekte şirketleşen dünyaya karşı çözümü var mıdır ?

Vardır!

Gelecek yazımızda bunu tartışacağız!

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Görünüş İlk Sözü İçerik Son Sözü Söyler!

İlk imaj...
Bir araştırmaya göre karşımızdaki insanda yarattığımız ilk imaj bir kaç saniye içinde gerçekleşiyor.
Ve bizler iletişim kurduğumuz bireyler üzerinde imaj oluşturuken; sırasıyla önce "nasıl göründüğümüz", sonra "nasıl söylediğimiz" ve sonunda ise "ne söylediğimiz" önemli ama bu üç olgunun yüzdesel sıralaması korkunç...

Aklıyla hareket eden insanlara bu üç olguyu sorsak derler ki, "elbette ne söylediğimiz" çok önemlidir.
Ama değil işte.
Ne söylediğimizin oranı sadece %7 iken, nasıl söylediğimiz % 35 ve nasıl göründüğümüz ise %58 oranında ilk karşılaşmada insanları etkiliyor.
Nasreddin Hoca' nın dediği gibi "Kürk" çok belirleyici oluyor. Hem birkaç yüz yıl önce, hem de yaşadığımız şu anda..

Aslında temiz ve düzgün görünüm ister istemez bizde olumlu izlenim yaratıyor, güven duyuyorsunuz karşınızdakine.
Annem derdi ki "küfür bile etsen tatlı dille edeceksin" ki karşıdakinde olumlu bir izlenim yaratabilesin.
Örneğin bir köpeğe "tatlı tatlı küfür edin,o sizi anlamaz,  o sesinizdeki olumlu enerjiyi alır ve size tatlı tatlı kuyruk sallar.
Bir bebeğe de aynını yaptığınızda size gülümseyecektir.
Ses insan enerjisini ve ruh durumunu yansıtan en önemli araçtır ve sanıldığının aksine gözlerden daha etkilidir.

Aynı sözcüğü veya tümceyi bütün duygu durumlarıyla ayrı ayrı söyleyebilirsiniz.
Sözün anlamı kaybolurken, sesin taşıdığı duygular ön plana çıkar.

Bu nedenle sesin kontrolü önemlidir.

Rousse "Görünüş ilk sözü, içerik son sözü söyler" derken, aslında insanoğlunun en arkaik özelliğini uygarlıkla buluşturuyordu.

Evet, içerik son sözü söyler ama içeriğe ulaşmaya çabalıyor muyuz veya o uygarlığın bir parçası oluyor muyuz?
Deriden içeriye nüfus edip, derinlerdeki gerçek güzelliklerle buluşabiliyor muyuz?

Koskoca bir "Hayır" dır bu sorunun yanıtı.

Zaten p olan is içeriği  ne kadar cilalarsanız o kadar çekici görünüyor.

"Görünüşe göre" düşünenler, işte içeriğin önemini göremezler ve sistem de insanlar üzerindeki ağır denetimini kurabilmek için görünüşü ön plana çıkararak algıları yönetir.

Bugün  alınıp satılabilen herşey bu anlayışla ambalajlanıyorl.
Koca koca ambalajların içinde küçücük değersiz "şey" ler var.
Ve "küçücük şeyler" öyle bir algı yaratılarak pazarlanıyor ki "haydi be!" dedirtiyor bizlere...
Pazarlama biliminin işi gerçekten çok zor değil, çünkü görünüşü parlatmak nihayetinde bir cila ve fırçadır.

Ve ne fırça ne de cila bilin ki tükenmez..
Hep yeniden üretilirler çünkü sistemin devamlılığı işte insanlığın bu en geri ama güçlü özelliği üzerine kuruludur.
"Görünüşe göre düşünme" ve bu geriliği besleyerek güçlendirmek, sistemin insanlar üzerindeki en amansız silahı oluyor.
 
Bugün seçimlere bakınız DP-AP-DYP-AKP çizgisinde gerçekten değişen nedir?
Eskiden büyük burjuvazi dini dışlamıştı şimdi içselleştirdi.
Dünün Adnan Menderes'i, bugün Recep Tayyip' in izdüşümünde BOP Eşbaşkanı' dır...
Küresel sistemin gereksinimlerine göre tasarlanan bir ülke yönetiminden söz ediyoruz.

Cila farklı ama içerik aynıdır.
Cilalayan dün de ABD emperyalizmiydi bugün de aynı ABD' dir ama aynı zamanda cilanananlar da aynıdır.

Sadece sunumları farklı !

Bugün yeni bir seçim döneminin içindeyiz.

Tüm taraflar kaslarını germiş ve sonuca doğru kendilerini kilitlemiş görünüyorlar.
Ama aslında iki taraf çatışma halindedir.
Düzenin tüm aktörleri cilalıdır.
Kimi  "aile yardımı" ile cilalıdır, kimi de yeşil kart ve kömür kamyonlarıyla.
Kimi BOP Eşbaşkanıdır, kimi etnik temelde Kürtçü ve Türkçü politikalarla parlatılmıştır.
Ama hepsinin amacı yeni dünyanın tasarısının içindedir ve güzel ülkemizin bölünmesi ve ABD' ye kolay lokma olmasına hizmet etmektedirler.
İşte içerik budur:
Şimdi sorun, bu içeriği Türkiye' de görecek bir kaç yüzbin seçmene bu durumu anlatabilmek ve onların desteğini almaktır.
Bütün "oy bölme" tehditlerinin altında yatan neden işte bu bir kaç yüzbin seçmene ulaşmanın önüne geçme çabasıdır.
Bugün sistemin cilası ne yazık ki böyledir.

Ne dersiniz, bu cilayı kazıyıp altındaki çirkinliği gösterebilecek miyiz güzel halkımıza?

Sosyalistlerin halkın gereksinimlerine göre tasarlayacağı "devrimden sonrasını" anlatmayı başarabilecek miyiz?

Bu meclise 5-6 tane yurtseveri sokabilmek için "evet, içerik son sözü söyler ama güçlü söyler !" diyecek miyiz.

Benim yanıtım "Evettir!"


.