30 Temmuz 2011 Cumartesi

Yurtseverliğin Turnusol Kağıdı

Komutanlar istifa etti.
Bu istifalar ciddi bir gecikmenin sonrasında olsa da, Türk Ordusu' nun kendisine dayatılan tüm onursuzluklara başkaldırmaya başladığı an olarak görmeliyiz.
Geçen iki genelkurmay döneminde, hükümetle genelkurmay arasındaki anlaşmazlıklara rağmen, ordu yönetimi kamuoyu önünde hep "tepkisiz"  olarak görünüyordu.

Dün yaşanılanlar, bu onursuz gidişe "dur" noktasının dendiğini gösteriyor.

Elbette hükümet de bunu gördü ve kendileri için "özel" bir "komutan" olan Özel Paşa ile bu istifalara cevap verdiği görünüyor.
Tayyip Erdoğan' ı ve Abdullah Gül' ü iki sayfalık, dokuz  maddelik sözleşmeyle ve BOP Eşbaşkanlığıyla kendine bağlayan ABD, bu karşı devrimci yönetimin ardındaki en büyük silahlı güçtür.

Peki bundan sonra ne olacak ve biz yurtseverler ne yapacağız?

Bu sorunun yanıtını bugünden görmek olası görünmese de, bu karşı devrimci gidişin sınırlarını çizecek ve Türkiye Hattı' nın dışına atacak olan yurtseverlerin tutumu olacaktır.

Genelkurmay "bu istifaları, ardında sağlam bir plan bırakarak  mı yaptı, yoksa tepkisel bir karar mıydı?" hep birlikte göreceğiz..

Kurmay olmanın sorumluluğu "plan" yapmaktır. Bu plan bugüne ait, "an"a ait planlar değil ama, bir kaç hamle sonrasını görüp buna ilişkin planlama yapabilme kabiliyetidir.

"Bu kabiliyet/ yetenek bizim ordumuzda var mıdır ?" bunu hep birlikte göreceğiz.
Darbe yapmak bir çözüm değil ve bizlerin de bunu onaylaması mümkün olmadığına göre, ordunun önünde Türk halkıyla bütünleşmekten başka bir seçenek olmadığı görünüyor.
  • Türk Ordusu  eğer "Özel Paşa" ikinci bir Hilmi Özkök gibi ise böyle birine teslim edilecek midir?
  • Türk Ordusu 250 bin kişilik bir muz cumhuriyeti ordusuna dönüştürülmeyi kabul edecek midir?
  • Türk Ordusu tamamen hükümetin denetiminde ve Ortadoğu' da ABD çıkarları için savaşmaya ve ağır silahlarla donatılacak bir ikinci silahlı kuvvete izin verecek midir?
  • Türk Ordusu Güneydoğu'da ilan edilen "sözde özerkliğe" daha ne kadar sessiz kalacaktır?
Bu soruların olumlu yanıtlarını Türk Ordusu' ndan tek başına beklemek büyük bir hatadır.

Önümüzdeki süreç, istifa eden ordu komutanlarının kurumsal bir "B Planı" olup olmamasına bakmaksızın, Türkiye halkının vereceği bir cevapla sonuçlanacak.
Bu süreç, ancak ve ancak Kurtuluş Savaşı' nda olduğu gibi, halkın fedailerinin tek bir devrimci meclis altında bir araya geldikten sonra olumlu olarak sonuçlanabilir.
Türk Ordusu, kendisini vareden ulusuna dönmeli ve devrimci hedefini bu ülkenin yurtseverleriyle belirlemelidir.
İşte o zaman istifaları "istifraya" dönüşerek ülkemizin sinir merkezlerine yuvalanmış hainleri içinden atabilecektir.

Atatürk' ün 1920' de Afyon Orduevi' nde subaylara yağtığı konuşmasının bir bölümünü aşağıda paylaşıyorum:

"Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebalı subaylara ait olacaktır... Şahsi ve özel hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürür. Onları aşağılar ve hor görürler.

Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü hu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak İçin bir çaresi vardır. Şerefini korumak! Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına atmaktır.
Dolayısıyla subay için "ya istiklâl. ya ölüm" vardır Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız!”

Sivil yada asker olup olmadığımıza bakmazksızın, Mustafa Kemal' in her dönemde geçerli olabilecek bu "vasiyet" gibi sözlerine bağlı kalmak yurtsever olmanın turnusol kağıdıdır.

"Turnusol Kağıdının" batırılacağı sıvı bu ulustur ve her birey kendi rengini kendi belirleyecektir.

Son söz:

Alparslan Malazgirt Savaşı' na katılırken beyaz gömleğini kefen gibi giyip atının kuyruğunu kesmiş.
Mustafa Kemal 57. Alay' a "Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum! demiş

Aramızdan kaç kişi bu beyaz gömleği giyip, ölüm emrini almaya hazır?
İşte ulusların turnusol kağıdı böyle zamanlarda kritik işlevini görüyor...

Normal zamanlarda turnusol kağıdı yanıltıcıdır.

Hepsi bu!


.

19 Temmuz 2011 Salı

Gerici "Türk" Milliyetçiliği ve İlerici Türk Yurtseverliği

Gerici "Türk" Milliyetçiliği ve İlerici Türk Yurtseverliği

17 Temmuz 2011’ de yıllık iznimi yarıda keserek İzmir’ de PKK tarafından şehit edilen on üç Mehmet’ in anma gününe katıldım.

Sanırım ardında hiçbir örgüt olmadan sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla belki de ilk kez Türkiye’ nin en az elli  ilinde insanlar  ortak bir amaç uğruna bir araya geldiler.
Bilindik hiçbir parti ya da örgüte ait bayrak yoktu, flama yoktu ama yurtsever yaratıcılığa özgü pek çok slogan ve pankartı katılanlar görmüşlerdir.

Ama ırkçı milliyetçilikte vardı elbette.
Alenen bir Kürt düşmanlığı olmasa da, sloganların satır aralarında veya “Türküz Türkçüyüz Atatürkçüyüz” gibi Mustafa Kemal’ den daha çok ırkçı milliyetçiliği ön plana çıkaran küçük faşist grupların sloganları zaman zaman çok yandaş bulabildi.

Türkiye’ de son yirmi yıldır, ABD destekli  PKK katliamlarına karşı ülkemizde ırkçı Türk milliyetçiliği yükseliştedir ve tüm merkez yöneticilerinin  seks kasetlerine rağmen muhafazakar karakterli MHP’ nin son seçimleride oyunu arttırması,

Ece Temelkuran’ ın kan arama anonsuna gelen yanıtlar ve yorumlar,

Sanatçı Aynur Doğan’ ın İstanbul Caz Festivali kapsamındaki konserde yuhalanması,

“Ankara’ nın doğusunu verelim defolup gitsinler “ yollu çözüm önerileri,
İstanbul’ da yine 17 Temmuz tarihindeki protesto eyleminde, pastanede oturan insanlara saldırılar….
Yukarıda  sadece bir kaçını sıraladığım eylemler, bu gerici- ırkçı Türk milliyetçiliğinin Türkiye’ de ne denli yükselişte olduğunu gösteren eylemler olmakla birlikte, bu eylemler  sadece buz dağının görünen kısmı olması açısından da önemlidir.

Türkler bir ulus olarak asla insanlara “ırkçı” bakmadılar. Tarihlerinin hiçbir döneminde bir etnik topluluğu küçümsemediler veya yüceltmediler. Ancak her toplumda olduğu gibi içinde küçük dahi olsa ”ırkçı” bir çekirdek hep varoldu ama büyüyemedi.

Gerici Türk milliyetçiliği hep bölen ve emperyalizm tarafından kullanılan bir maşa olarak rol oynarken, ilerici Türk yurtseverlerliği hep birleştiren ve devrim yapan bir rol oynadı.
İşte Mustafa Kemal’ in rolü tam da burada ortaya çıkar.
Mustafa Kemal tüm etnik unsurları- Türk dahil- ön plana çıkarmadan bir ulus tanımı yaparak Türkiye Cumhuriyeti’ ni  kurmayı başarmıştır.

Bugün “TC” diyerek bu büyük devrimi küçümsemeye çalışan gerici Kürt milliyetçiliğinin anlayamadığı şey ne ise gerici Türk milliyetçiliğinin anlayamadığı şey aynıdır;

Biz tek bir ulusuz ve bölündüğümüz anda yok oluruz.

Irkların baskın renklerinden bağımsız, aynı potada erimeyi başarabilen bir siyasi çekirdek adıdır ulus.
Ve bugün, ulusçuluğun en amansız iki düşmanı bulunuyor;  Irkçı milliyetçilik ve emperyalizm…
Bugünün görevi, ülkemizi ırkçı düşmanlıklardan temizleyecek, anti emparyalist yönelimli bir halk hareketi oluşturmaktır.

Eğer milletimizi oluşturan etnik toplulukları birbirine yapıştıran bu siyasi zamkı kaybedersek, Yugoslavya örneğinde olduğu gibi devletiçiklere bölünür ve ABD’ nin petrol bölgesi jandarması oluruz.
Tehlike bu derece büyük olmakla birlikte, her şey bitmiş değil.
Gerici Türk milliyetçiliğine karşı uyanık olmak ve tüm anti-emperyalist eylemlerde bu hareketlere meşruluğumuzu kaybetmemek için engel olmak ve buradan kaynaklanacak provakosyanlara karşı önlem almak görevlerimiz arasındadır.

Son söz:
Emine Ayna gibi, ABD destekli  BDP’lilerin “biz özerkliği ilan ettik” demesiyle ve diğer devletleri kendilerini tanımaya çağırmalarıyla ayrı bir devlet kurulamaz.
Bunun için daha çok kan dökmeyi göze almaları gerekecek .

Ve ben biliyorum ki, sağ duyusunu kaybetmiş ve emperyalizmin maşası haline gelmiş gerici-ırkçı Kürt milliyetçiliğinin ardındaki “Büyük Abiyi” yıkacak güçte bir yurtseverliğe sahip bir halkımız var.
Günümüzün fotoğrafında netleşen görüntü, İlerici Türk Yurtseverliğiyle ABD arasındaki savaştır.

“Irkçı Kürt milliyetçiliği sorunu” emperyalizmin bize yüzelli yıldır açtığı ve kazanamadığı savaşın bir parçasıdır ve biz bu savaşı yine birleşerek kazanacağız.

Birleşmek ve kardeşliğimizi pekiştirmekten başka bir yol ile çözüm aramaya çalışanlar bizim ilgi alanımızın dışında olduğu gibi ülkemizin en büyük düşmanının ilgi alanının içindedir.

Türkiye’ nin çocukları olarak birleşmekten başka çaremiz yok.

Hepsi bu kadar!