15 Ağustos 2012 Çarşamba

Temas Kaçınılmazsa!!!


Temas Kaçınılmaz Genelkurmay!

Kiminle savaşıyoruz?
Şemdinli’ de, Yüksekova’ da, Hakkari’ de kiminle harp ediyoruz, dün Foça’ da askeri servis otobüsüne bombayı atanlar kimlerdi?
Yirmi yılı aşkın bir süredir binlerce şehidin canına mal olan bu savaşı biz gerçekte kimlerle yapıyoruz?
PKK ile mi,
Rusya’yla mı,
 Irak mı peki?
 Ya da Suriye ile olabilir mi?
 Acaba İran’ la olmasın?
Biz kiminle savaşıyoruz Sayın Genelkurmay?
20 gündür Şemdinli’ de süren savaş kiminle yapılıyor?
Kurmay olmak “stratejik” olmaktır, “öngörülü” olmaktır, “olguları analiz” edebiliyor olmaktır.
En alt seviyedeki erine bile savaş zamanında “durumdan vazife çıkart” görevini veren ve askerlerini kıtalarda eğiten Genelkurmay acaba siz “kurmay” olmanın gerekliliklerini yerine getirebiliyor musunuz?
Söyleyin bakalım, açıklayın Türk milletine, şehitlerimizi kimle savaşırken veriyoruz?
Dün Foça’ da şehit olan er, 3 gün önce Şemdinli’ da şehit olan altı er ve iki korucu kimlerle savaş yaparken şehit düştü.
Çapulculuktan öte bir işlevi olmayan PKK ile mi savaşırken şehit düştüler?
Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’ in uçağını düşürerek şehit eden de mi PKK idi?
Kim bizim askerlerimizi şehit ediyor, öğretmenlerimizi kaçırıyor, kim, kim, kim, kim?
Senin orduna operasyon yaparak hapislere tıkan da mı PKK?
Alçak Nato’nun eğitim kurumlarında size pek iyi öğretilen “büyük resmi görme” derslerinde anlatılanları da mı anımsamıyorsunuz, “büyük resmi” göremiyor musunuz?
Yoksa siz de, Diyarbakır’ da görev yapan ve emekli edilen Hava Korgeneral gibi “sivillere saygım sonsuz, devletim ne karar verirse doğrudur” mu diyorsunuz?
O Korgenerali emekli ettiren de mi PKK Sayın Genelkurmay?
Kırk tutuklu generali de mi yoksa yine PKK emekli ettirdi.
“Hey PKK sen nesin, sen nelere kadirsin mi?” diyeceğiz?
Lozan Barış Anlaşması için Lozan’ a giden İsmet Paşa, Yunanistan temsilcisini göremeyince, İngilizler, “bizimle anlaşma yapacaksınız” demişlerdi.
Acaba bu savaş bitince ve biz ” Evelallah” onları yendikten sonra, hangi ülke ile anlaşma yapacağız Sayın Genelkurmay yetkilileri, bir öngörünüz var mı?
Yok değil mi?
Yok!
Yok!
Oysa jandarma Karakollarına askerlerimiz asla gaflete düşmesin diye  “temas kaçınılmaz” yazdıran sizsiniz?
Yani “ her an çatışma olabilir, hazırlıklı olun Mehmetçikler!” diyen siz değil misiniz?
Evet “Temas Kaçınılmaz” sayın komutanlar!
 Siz bir an önce emekli olup, Fenerbahçe Orduevi’ndeki son istiratgahınıza çekilmek ve huzur içinde yaşamak için, hani halkımızca çok iyi bilinen iri bir kuş misali, kafanızı kuma gömseniz de, “temas kaçınılmaz”dır sayın komutanlar.
Adam almış koskoca beyzbol sopasını gösteriyor sırıtarak, geçirmiş 11 askerimizin kafasına çuvalı, Nato toplantılarında Türkiye’nin Güneydoğu’sunu Kürdistan olarak çizdiği haritasını gözümüze sokmuş ve siz hala “ABD stratejik müttefiktir” nasıl dersiniz pek sayın komutanlar?
Yoksa biz bilmeden BOP Eşbaşkanlığının askeri bir kurumu da oluşturuldu da haberimiz mi yok?
Bunu askerliğin Atatürk’ ün deyişiyle “askerlik izzeti nefsine” nasıl sığdırıyorsunuz?
Siz sığdırsanız da sığdırmasanız da o “temasın kaçınılmayacağı” gün gelecek ve temas etmekten korkmayan subaylar ve tüm yurtseverler kahramanlık mertebesine yükselirken, o koskoca yıldızlarınız sizin omuzlarınızdan uçup hak ettiği kalplere konacak.
Yıldız bu, korkaklığı içine sindiremez.

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Türkiye'nin Özgürlük Birikimi


                                                                                                  " İlerlemenin haşinliklerine devrim denir.
                                                                                                 Devrimler sona erdiği zaman farkına varılır ki;
                                                                                              insanlık hırpalanmış ama yol almıştır "
                                                                                             Victor Hugo
Türkiye'nin geleceği ile ilgili kaygısı olan herkese öneririm. Doğu Perinçek'in "Türkiye' nin Anayasa Birikimi" adlı kitabı Kaynak Yayınları tarafından yayınlandı.

Doğu Perinçek oldukça geniş açıdan konuyla ilgili birçok kavramı derinlemesine inceliyor. Biz Sivil Anayasa "kavramına" getirilen açıklık üzerinde duracağız.
Üniversite 2. Sınıftayken Doğu Perinçek' in "Anayasa ve Partiler Rejimi" kitabını okumuş ve bazı bölümlerinde cidden zorlanmıştım.
Kitabı elime aldığımda bu deneyimimi anımsadım. Ancak okumalıydım, çünkü bugünün Türkiye'sini şekillendirmeye çalışan bir "yeni anayasa" girişimi var ve başta yazılı sözlü basın olmak üzere iktidarı ve muhalefetiyle hepsi bu sözde yeni anayasaya destek veriyorlar.
Bu açıdan bu kitap mutlak okunmalıydı.
Ancak itiraf etmeliyim ki, ülkemizin Anayasa Birikimi öyle akıcı bir dille yazılmış ki, su gibi okuyorsunuz, elinizden bırakamıyorsunuz.
Kitap, Türkiye' nin geleceğini sadece devrimci seçenekler açısından tasarlayanlarca değil ama karşıdevrimci seçenekler üzerinde çalışanlar dahil herkes tarafından dikkatle incelenmelidir. Anayasa serüvenimizi hak ettiği detaylarla inceleyen Doğu Perinçek, "Cumhuriyet'in Yeniden Örgütlenmesi"bölümünde ülkemizin biricik devrimci seçeneğini öneriyor.
Aslında kitabın adı Türkiye'nin Özgürlük Birikimi de olabilirdi. Çünkü tam da ülkemizin 200 yıllık devrimler ve karşı devrimler süreciyle tanımlanan özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini gözler önüne seriyor
SİVİL ANAYASA MI DEDİNİZ?
Doğu Perinçek, "Sivil Anayasa" tezine karşı kitabına şu çarpıcı cümle ile başlıyor;
 "Anayasa namlunun ucundadır"
Bu cümle insanı önce irkiltiyor ama bizi irkiltmesi kesinlikle haksız olduğu anlamına gelmez.
Kitaptan öğreniyoruz ki, devrimci ve karşıdevrimci anayasaların istisnasız tamamı namluya sürülen kurşunlarla yapılmıştır.
Ve biz de ekleyelim, Anayasa yapmak amacıyla namluya sürülmüş ve patlamamış bir mermi yoktur.
Anayasa'nın sivili olamayacağı, çünkü devletin temel stratejisinin anayasa ile oluşturulduğunu ve "devletin zaten sivil olamayacağından" hareketle, devleti kuran ve düzenleyen bir mutabakat metninin sivil olmasının doğası gereği olanaksız olacağı anlatılıyor.
1776 Amerikan ve 1791 Fransız Anayasaları feodalizmi kurşunlayan ya da kesen giyotinlerce yapılmıştır ve devrimci anayasalardır.
Irak'ın Amerikan emperyalizmi tarafından işgali sonucunda on yıl boyunca oluşan fiili durumun anayasası ise bu kez karşıdevrimci namluların gücüyle yapıldığı anlatılıyor.
Aslında Cemal Süreyya'nın aşağıdaki şiiri çok güzel anlatır devrimci ve karşıdevrimci namluları:
"Üç anayasa
ortasında büyüdüm;
Biri akasya
Biri gül
Biri zakkum"
Akasya ve Gül (1924 ve 1961 Anayasaları) devrimin namlularının ürünüyken, Zakkum ise (1982) karşıdevrimin namlusunun gücüyle yapılmıştır.
Doğu Perinçek' in saptamasıyla Türkiye'nin Anayasa serüvenini aşağıda görebilirsiniz:
1808 Senedi İttifak
1839 Tanzimat Fermanı
1876 Kanuni Esasi
1909 Kanuni Esasi' de yapılan köklü değişiklikler
1921 Teşkilati Esasiye Kanunu
1924 Teşkilati Esasiye Kanunu
1945 Atlantik sistemine geçişle biçimlenen yeni fiili anayasa;Atlantik Mutabakatı
1962 TC Anayasası
1971-73 12 Mart Darbesinin Anayasa değişiklikleri
1982 12 Eylül Anayasası
ANAYASA MI ÖNCE YAZILIR, YOKSA FİİLİ DURUM MU ANAYASALAŞIR?
Doğu Perinçek'in ısrarla üzerinde durduğu şey, önce fiili durum oluşur ve sonra bu durumun anayasası yazılır.
1808 Senedi İttifakla başlayan ülkemizin Anayasa süreci 2012'de hala devam ediyorsa, bu ülkemizi etkileyen iç ve dış dinamiklerin hem devrimci hem de karşıdevrimci bileşenleriyle ne kadar canlı olduğunu gösteren en temel göstergesidir.
Anlaşılması gereken şudur; karşıdevrimci süreçler ve devrimci süreçler iç içe geçmiştir. Esas olarak bu 200 yıllık süreç ülkemizin bağımsızlaşması veya sömürgeleştirilmesi seçenekleri açısından belirleyici olmuş ama her bir devrimci ve karşıdevrimci atakta belirleyici olan, silahtan fırlayan kurşun olmuştur. Doğu Perinçek bir Arap özdeyişini aktarıyor:"Kurşunla desteklenmeyen söz bir anlam taşımaz"
Barış zamanında yasalar meclis denilen yasama organlarının faaliyetleri sonucunda oluşturulurken, anayasalar böyle oluşturulamıyor. Örneğin, ticaret veya medeni hukukla ilgili herhangi bir yasa maddesi için "değiştirilmesi teklif dahi edilemez" uyarısıyla karşılaşmayız ama Anayasa'nın kimi maddeleri için bu uyarılar vardır ve değiştirilmesi ancak "silahla" mümkündür. Anayasa ile ticaret veya medeni hukuk arasındaki fark budur.
Bu nedenle Anayasanın sivili siz isteseniz de olamıyor.
ACI TECRÜBEYİ KİM TADACAK?
Kimi zaman devrimciler; Senedi İttifak, Kanuni Esasi, Teşkilatı Esasiye ve 1961 Anayasası süreçlerinde olduğu gibi etkili olmuşlar, kimi zaman da Tanzimat Fermanları, 1945 Atlantik Mutabakatı, 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde olduğu gibi karşıdevrimciler süreci yönetmişler.
Kitabın 46. Sayfasındaki "Anayasa Tarihimiz" başlıklı şema bize tüm özeti veriyor, dikkatle incelenmelidir:
anayasa
Peki, bugün Yeni Anayasayı "sivil" bir güçle mi yapabilecekler?
"Sivil Anayasa" diye bağıranlara soracağımız en can alıcı soru budur.
Bu sorunun yanıtını hepimiz biliyoruz. ABD'ye ait silahların gücüyle Oslo'da PKK ile %95 mutabakatla "Yeni Anayasayı" zaten yazdılar.
Bugün yapılacak olan iş, parlamento ve referandumlar yoluyla bu fiili durumun onaylanmasından ibarettir.
Peki gerçekten böyle mi olacaktır?
Bu değerli kitapla özetlenen iki yüz yıllık özgürlük mücadelesinin farkında olmayanlarca "böyle" olacaktır.
Ama iki yüz yıllık özgürlük mücadelesinin farkında olanların yanıtını, karşıdevrimci namlular öğreneceklerdir.
Hem de çok acı bir tecrübeyle!
Kemalistler.net

2 Ağustos 2012 Perşembe

Hançeri Karnında Saklı*



Sayın Mehmet Faraç 24 Temmuz’ da Aydınlık’ taki köşesinde CHP Kurultay’ını analiz etti. Bu yazının başlığı “CHP örgütlerinin şaşırtıcı mesajı” idi.
“Şaşırtıcı olan” analiz sonuçlarını biz de değerlendirmek isteriz.
1230 delegenin 1081 oyu geçerli sayılmış, 145 oy ise geçersiz. Son iki yılda 5 kurultay yapan bir partinin delegelerinin %11,7’ sinin geçersiz oy kullanıyor olması aslında CHP’nin delegelerinin içinde bulunduğu seviye konusunda bize ilk bilgiyi veriyor.
Sayın Faraç, delegelerin %64’ nün oyunu alan Faik Öztrak ve %48,5 ’inin oyunu alan örgütlenmeden sorumlu olan genel başkan yardımcısı Nihat Matkap’ ın aldığı oyu, “Ben Atatürk ilkelerinin bekçisi değilim” diyebilen Sena Kaleli’ nin aldığı 528 oyu,yani oyların %49’unu, Sezgin Tanrıkulu gibi Habur’ dan giriş yapan PKK’lıların avukatlığını üstlenen ve Sayın Faraç’ ın ifadesiyle “…Stratfor’ la ilişkileri açığa çıkan” birinin 488 oyla geçerli oyların %45’ ini almasını bile CHP’ nin omurgasına sahip çıkan delegelerin başarısı olarak analiz ediyor.
Kısaca devam edelim , Emrahan Halıcı“tekkelerin yeniden açılmasını isteyen Bülent Kuşoğlu”,  Aytun Çıray gibi CHP’ nin temsil ettiği değerleri yıkmaya çalışan isimler delegelerin oylarının %40’ı gibi bir oy alabilmeleri nasıl oluyor da CHP tabanının/delegelerinin partilerine sahip çıktığını gösterir ve merkeze verdikleri “güçlü bir mesaj” olarak yorumlanabilir?
Sayın Faraç’ tan yine öğreniyoruz ki, “Fettullah Gülen bilgedir, saygılarımı iletiyorum” diyebilen Muhammet Çakmak gibi isimler bile 1080 geçerli oyun 313 tanesini alabiliyorsa, bu CHP tabanını temsil eden delegelerin %28,9’ unun Atatürkçü CHP’yle ilgisinin kalmadığını kanıtlar. Siz AKP’nin ana çizgisine karşı çıkan bir adayın, delegelerin %30’ una yakının oyunu alabileceğini düşünebilir misiniz, böyle bir örnek var mı?.
Aklıma bazı sorular takılıyor;
CHP’ de kim, kime karşı muhalefet ediyor?
Kılıçdaroğlu, Sayın Faraç’ ın satır aralarında belirttiği gibi, çevresi CHP’ nin ideolojine karşı olanlarca sarılmış bir Genel Başkan mıdır, yoksa bu grubu çevresinde toplayan ve CHP’yi köklerinden uzaklaştıran biri midir?
CHP’ nin devrimci köklerine karşı savaş açan YCHP içindeki karşı devrimcilerin liderliğini kim üstlenmektedir?
Son iki yıldır yapılan 5 kurultayın sonucuna baktığınızda, CHP içinde mücadele eden Kemalistler mi, yoksa karşı devrimci Amerikancılar mı güç kazanmaktadır?
Bugün AKCHP ve YCHP gibi isimler boşuna mı üretilmiştir? İlki dışarıdan takılan ve diğeri ise bizzat genel başkanı tarafından zikredilen bu isimler, CHP’nin kurumsal olarak yaptığı çalışmalarına uygun değil midir?
Sayın Faraç’ın değerlendirmelerine baktığınızda sınırsız bir iyimserlik görüyorsunuz. Bu sıradan bir delege için normal görülebilir ama Sayın Faraç gibi aydının bu iyimserliğini anlayamıyoruz.
Sayın Faraç, böylesi değerlendirmeler yaparak ,“hançeri karnında saklı” lider kişilere Cumhuriyeti yıkmak için süre tanınmasına neden oluyor .
Sayın Faraç’ın belirttiği oy adetleri, CHP’nin karşı devrimci bir grup tarafından ele geçirildiğinin bir kanıtıdır. ABD destekli böylesi bir operasyon, asla delege hesaplarıyla tersine çevrilemez.
” Türk tarihinin hakkından gelmek gerekir”tespitini yapan bir AB temsilcisi Karen Fog vardı.
Karen Fog’un bu uğursuz hedefini gerçekleştirenlerin bir kısmı bugün YCHP’ nin başındadır ve her kurultayda yerlerini ve saflarınıdaha da sağlamlaştırmaktadırlar.
Devrimci aydınların görevi, konumlarını bu saflaşmaya göre belirlemek ve durulması gereken yerde durmaktır.
Değerli Hasan Yalçın’ın deyişiyle,“doğru imza yanlış yerde durmaz” ve biz de ekleyelim “yanlış yerdeki doğru, zamanla yanlışa dönüşür!
*Bir Urfa Sözü

Kubilay Kızıldenizli
ulusalbakis.com