14 Haziran 2013 Cuma

HALK HAREKETİNİN MASUMİYETİ



Konda Araştırma Şirketi değerli bir çalışma yayınladı.

Taksim Gezi Parkı’nda 30 saat süren ve 4711 deneğin görüşlerinin alınıp yayınlandığı araştırmaya göre, araştırmaya katılanların %74’ü herhangi bir siyasi parti veya demokratik kitle örgütüne üye değil.
Araştırmaya katılanların çoğu polis saldırılarına, anti demokratik ve özgürlüklerin kısıtlamasına karşı bir tepki olarak Gezi Parkı’nda olduklarını belirtiyorlar.

Bunun dışında “eğer oy kullanacak olursanız hangi partiye oy verirsiniz?” sorusuna ise tek tek mecliste grubu olan partiler sıralandıktan sonra “diğer” hanesinde %12 gibi büyük bir oran göze çarpıyor ama detay yok. İnsan ister istemez merak ediyor tabii.

Ama konumuz bu değil.
Örgütsüzlüğün saptanması da, yüceltilmesi de yeni bir şey değil.

Halkımız örgütsüz, bu bir gerçek. Zaten televizyonları, sosyal medyayı izliyorsunuz, her yerde örgütsüzlük göklere çıkarılıyor. Hatta Gezi Parkı’yla başlayan eylemlerin masumiyetini kanıtlamak için “gençler bir partiye üye değil, bu hareket bir parti tarafından yönlendirilmiyor” propagandasıyla karşılaşıyorsunuz. Bu propagandayla12 Eylül 1980’den sonra göklere çıkarılan “sivil toplumculuğun” kırıntılarıyla karşı karşıya kaldığımızı unutmamalıyız.

Üstelik bugün ABD resmi makamları da bugün teyit etti. “Türkiye’deki halk hareketi bir hak arama hareketidir ama bir lideri yok, bir parti yok” ABD’nin bu tespitle rahatladığını vurgulamaya bilmem gerek var mı?

Halk hareketinin öndersiz olması, yüceltilmesi gereken bir olay mıdır?

Ve bir siyasi hedefinin olmaması doğru mudur?

Aksine biz bu hareketin bir siyasi hedefi olduğuna inanıyoruz. Bu satırların yazarı, bu eylemlerin içindedir ve halkın kendiliğinden bir şekilde “Hükümet İstifa!” sloganıyla meydanları, caddeleri, sokakları inlettiğini gözlemektedir.

Bu halk hareketinin siyasi bir hedefi vardır çünkü aşağılanan, ırkçılığın sembolü olmakla suçlanan ay yıldızlı bayrak halkın elinde meydanlara inmiş Tomalarla biber gazlarıyla mücadelenin başına geçmiştir.

Bu halk hareketinin siyasi bir hedefi vardır, halkın vicdanındaki en temiz yerde, evlerin en güzel duvarlarında yerini almış olan Mustafa Kemal ve onun emperyalizm karşıtı hedefi, Türk halkına yol göstermek için meydanlara “Mustafa Kamal’in Askerleriyiz!” sloganlarıyla yer almıştır.

Sorun bu halk hareketinin siyasi hedefi olup olmaması değildir.

Evet, bu halk hareketinin siyasi hedefi on yılı aşkın bir süre içinde halkın vicdanında adım adım oluşmuştur ama asıl sorun bu talebi örgütleyecek bir siyasi partinin aynı hızla büyüyememiş olmasıdır.

Bir sosyalist olarak, üstelik bir İşçi Partisi yöneticisi olarak, halkı örgütleyememiş olmanın ayıbının, sorumluluğunun biz devrimcilerde, aydınlarda olduğunu biliyorum. Az çalışmışız, yeterince fedakarlık yapmamışız, örgütlü de olsak bireyci bir yaşam sürmüşüz ve halkımızda yıllardır gelişen bu siyasi taleple eş zamanlı olarak halkın bu güçlü siyasi talebini örgütleyememişiz. Aslında asıl ayıp buradadır. Bu çok değerli halk hareketinin partisiz olmasıdır ve asıl partisiz veya örgütsüz olmak bu halk hareketinin “masumiyetine” gölge düşürmektedir.

Bu kısa yazıyı bir soruyla bitirmek istiyorum.

“Hükümet İstifa!” talebinin ardından eğer hükümet istifa ederse, yeni hükümeti örgütsüz bir halk mı kuracaktır yoksa sistem “at mı” değiştirecektir?

Örneğin yeni hükümeti yeniden parlatılan Abdullah Gül mü kuracaktır?

Bir siyasi parti olarak, ısrarla bu halk hareketinin içinde olmadığını kanıtlamaya çalışan MHP ve CHP mi kuracak halkın talebine karşılık gelecek hükümeti?

Çözümün milli bir hükümette olduğunu hep birlikte ama daha çok çalışarak keşfedeceğiz.

Çözüm partide örgütlenmektir ancak bu şekilde bu halk hareketinin hakkını verebilir ve ülkemizi esenliğe kavuşturabiliriz.

Örgütlü güçler başarıya koşar, çünkü halkın düşmanları en büyük, en sağlam, en acımasız örgütlere sahiplerken örgütsüz olmak ve bunu yüceltmek aptallıktan da öte halka ihanettir!

Biz bu ihanetin bir parçası da içinde de olmayacağız!