14 Aralık 2014 Pazar

Birleşebileceğimiz Hayali Bir Atatürk Yok


Birleşebileceğimiz hayali Atatürk yokSayın Alogan, Merkez Sağ’ın temellerini “hür teşebbüs, ABD-NATO’ya tam bağlılık ve popülizm” olarak sıralıyor. Aslında halk dalkavukluğu veya halk avcılığı sadece Merkez Sağ’ın değil, Atatürk dönemi sonrası tüm iktidarların sarıldığı “ip” oldu. Örneğin Atatürk hayatını kaybettikten hemen sonra, İnönü döneminde “Demokrat Parti’nin elindeki kozu almak gerekçesiyle” din derslerinin yeniden müfredata alınması buna ilginç bir örnektir.
Aslında Sayın Alogan’ın işaret ettiği önemli bir nokta var; 1950-80 döneminde olduğu gibi, günümüzde Merkez Sağ’ın toplumsal tabanı var mıdır?
İkinciyi ise biz ekleyelim; Sayın Alogan’ın yukarıda sıraladığımız 1950-80 dönemindeki Merkez Sağ’ın siyasetlerinin aynını bugün savunan bir Merkez Sağ aydını kaldı mı?
Sorunun bu şekilde sorulması Yavuz Alogan’ın dile getirdiği fikirleri daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır.
Bugün Merkez Sağ’ı temsil ettiğini düşünen değerli aydınlar vardır ve bu aydınlarımızın bir kısmı Yavuz Alogan’ın belirttiği gibi Aydınlık ve Ulusal Kanal’da özgürce fikirlerini söylemektedirler. Kanımızca bu aydınlarımız kendilerini Merkez Sağ’ın aydını zannetmektedirler. Çünkü geçmişte Merkez Sağ’da yer alan söz konusu aydınlarımızın çoğu Amerikan karşıtıdır, kendilerini Atatürk milliyetçisi olarak tanımlamakta ve NATO karşıtı yazılar yazmaktadırlar. 1980’den geriye doğru elli yıl boyunca herhangi bir Merkez Sağ aydını böylesi yazılar yazabilir miydi? İşte böyle bir kanıya sahip olmamızın temel nedeni budur. Elbette serbest piyasayı savunmaları bu tablo içine oturmuyor ama şimdilik serbest piyasa ve söz konusu aydınlarımızın serbest piyasa konusundaki tavrını başka bir tartışma konusu yapalım.
MERKEZ SAĞ’IN AYDINI MI? 
Merkez Sağ d/evrilip bugün AKP’yi yaratmıştır ama içindeki namuslu aydınlarımız böylesi bir “muhafazakârlığı” reddederek Kuvayi Milliyeci köklerine dönmeye çalışmaktadırlar. Yine aynı yanlış sanı yeni CHP’yi reddeden ve eleştiren CHP’li aydınlarımız için de geçerlidir. Çünkü ait olduklarını düşündükleri “eski” ve “yeni” CHP’nin programı aynıdır ve sosyal demokrasiyi hedeflemektedir. Oysa Kemalizm ve Sosyal Demokrasi arasında bir köprü olduğu bugüne kadar saptanamamıştır. Gerek Merkez Sağ ve gerekse de Merkez Sol’ da yer alan ve Atatürk’e içtenlikle bağlı olan söz konusu aydınlarımızın Atatürk devrimlerini kararlılıkla savunan Aydınlıkçılarla aralarına çekmeye çalıştıkları sınır bu nedenle gerçekçi değildir.
Aydınlık ve Ulusal Kanal’ın, geçmişte Merkez Sağ’da yer alan yazarlara yer vermesi burada anlamlı hale geliyor. Gerek Yavuz Alogan’ın işaret ettiği yeni bir Merkez Sağ parti gerekse de Atatürkçü olduğunu iddia eden yeni partiler bu süreç sonunda kurulabilse bile, önünde sonunda Türk devriminin Halkçı, Sosyalist ve Milliyetçi birikimine yönelmek zorundadırlar. Çünkü hayat birbirine benzeyen iki hareketin ayrı nehirlerde akmalarına izin verecek kadar uzun değildir.
GEÇERLİLİĞİNİ YİTİRDİ
Bugün, “sağ” ve “sol” gibi bir ayrımdan çok Emperyalizm Çağı’nın saflaşması olarak milli- gayri milli saflaşmasından söz edebiliriz. Günümüzde elbette sınıf mücadelesi de bu saflaşma içinde yer almaktadır.
Merkez Sağ veya Merkez Sol tanımı bugün ülkemizde geçerliliğini yitirmiştir. Eski Merkez Sol veya CHP “yenileştirilmiş” ve gayri milli roller oynamaktadır. Merkez Sağ’ın önemli bir kesimi AKP’de yitip giderek gayri milli karakter kazanmıştır.
Merkez Sağ’ın ve Sol’un yukarıda tarif edilen aydınının önünde Batı’yla, ABD ile birleşme yolları bizzat kendi tercihleriyle kapalıdır. Bu çerçevede Sosyalistlerle ve Atatürk devrimcileriyle, “Milli Anayasa Forumu” çatısı altında buluşmuşlar, Cumhuriyet tarihinin en hayırlı işini Atatürkçülerle ve sosyalistlerle ortak mücadele ederek başarmışlardır. Devrimcilerle birlikte çalışarak, AKP’nin “Bölücü Anayasa” girişiminin engellenmesine katkıda bulunmuşlardır. Ergenekon gibi doğrudan ABD müdahalesiyle gerçekleşen bir operasyonun başarısızlığa uğratılma mücadelesine destek olarak eylemli olarak ABD nezdinde risk de almışlardır. Eskiden olsa bu operasyona direnebilirler miydi? İşte bu nedenle bu aydınlarımızın kendilerini Merkez Sağ’da sanmaları bir yanılgıdır ve bu yanılgı yeni Merkez Sağ parti kurma hayaliyle daha da pekişmektedir. Aynı şekilde Atatürkçülüğü de Altı Ok’tan bağımsız bir şekilde “duygusal” olarak savundukları için sağlam bir zeminde duramamaktadırlar. Örneğin ekonomide devletin rolü, serbest piyasanın kontrolü, sürekli devrim, ABD karşıtlığı gibi konularda Atatürkçülükten ayrılmaktadırlar.
Merkez Sağ’a gönül vermiş yazarlar ve siyasetçiler “Atatürk’te Birleşmeyi” hedefliyorlar. Atatürk’te birleşmek samimi olarak düşünülüyorsa bu durumda birleşilecek programın söz konusu ilk altı maddesi, Türkiye’nin 150 yıldır emperyalizme ve Ortaçağ’a karşı sürdürdüğü demokratik devrimin programıdır. Bu program da Kemalist Devrim olarak tanımlanmıştır ve başka bir Atatürkçülük de yoktur.
‘ATATÜRK’TE BİRLEŞTİK’
Üzerinde birleşeceğimiz hayallerimizde kendimize göre yontacağımız bir Atatürk yoktur. Üzerinde birleşebileceğimiz, kişilerin algılarına göre şekillenmiş bir Atatürk yoktur. Atatürk’ün devrimci programı Altı Ok’la belirlenmiştir ve birleşilebilecek yegâne program budur. Merkez Sağ’ı temsil ettiğini düşünen aydınlarımızın “Atatürk’te Birleştik” dediği şey aslında Altı Ok programıdır. Bunun bilinçli bir tercih olmadığını düşünmek bile istemem.
Dolayısıyla Sayın Alogan’ın işaret ettiği “sosyalist bir partinin merkez sağın toparlanmasına katkı yapmasından çok”, kanımca amaçlanan, demokratik devrime önderlik edecek ülkemiz kadrolarının birlikte iş yapabilme kabiliyetini arttırmak ve bir cephe oluşturmaktır.
MÜLKİYETİ TERK ET VE ÖYLE BİN!..
Günümüzün görevi, “Atatürk’te Birleştik” deme cesareti gösteren herkesi, hangi fikir akımından veya siyasi partiden gelirse gelsin “Nuh’un gemisinde” toplamaktır. Önemli olan geminin adı değil, programıdır. Hali hazırdaki “geminin” adını bahane etmek itirazların en geçersizidir ve bu yolla sonuç alınamayacağı tecrübe edilerek görülecektir.
Nuh’un gemisinin kaptanından miçosuna kadar tüm mürettebat, ufukta görev vereceği-alacağı yolcuları aramaktadır. Bu değerli yolcuların yanlarına gitmekte, birlikte çalışma isteğini içtenlikle anlatmaktadırlar.
Nuh’un gemisi, yolcularını her limandan alma veya deniz üzerindeki her kırık tahta parçasının üzerinden kurtarma kabiliyetine ve disiplinine sahiptir. Eğer bu görülemiyorsa, Ergenekon ve bölücü anayasa sürecinde olduğu gibi bu da tecrübe edilerek görülecektir.
Gılgamış destanında belirtildiği gibi, Nuh Peygamber’in gemiye binmek üzere olan insan çiftine “Mülkiyeti terk et ve gemiye öyle bin” şartı vardır.
Bugün ise tek koşul, nereden gelirse gelsin yolcuların Atatürk’te birleşmesi, bağımsız ve özgür Türkiye için savaşmasıdır.
http://www.aydinlikgazete.com/turkiye/birlesebilecegimiz-hayali-ataturk-yok-h58486.html