2 Mayıs 2014 Cuma

Yeni İnsan*

Yeni İnsan*

                                   “Hızla öğrenme zorunluluğu bakımından tembellik en büyük suçtur” Lenin

“Yeni insan” kolay oluşmuyor ve her yeni durum, sistem, kurum, örgüt, adına ne derseniz deyin “o insanın” yetenekleriyle, yapma iradesiyle, örgütleme yeteneğiyle ayakta kalıyor. “Yeni insan” bunu yaparken geleceğe yürüyor ve kendisiyle birlikte içinde yer aldığı “sistemi” dönüştürüyor. Bu cümleyi tersinden de okuyabilirsiniz, gelişemeyen insan, içinde yaşadığı var ettiği köhne sistemle birlikte yok oluyor.
Bu nedenle “yeni insan”, yeni bir sistem ve hatta bazen de yeni bir çağ demek oluyor. Sınıfsız toplumun “insan tipi”, içinde yaşadığımız çağda paylaşmacılığı ve “biz”liği nedeniyle “ahmak insan” tanımı içinde yer alma riski taşırken, aynı zamanda insanlığın kaçınılmaz bir biçimde aktığı büyük uyum dünyasının en temel öğesi, kurucusudur. Dolayısıyla “insan tipleri” yaşadıkları çağlara, içinde yaşadıkları sistemlere ve var ettikleri kurumlara göre zorunlu olarak değişkenlik gösteriyor.
Feodalizmi yıkan Fransız İhtilali’nin insan tipi “Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik” idealiyle öne çıkan yeni insan tipinin ve O’nun devriminin habercisi olurken, “Özgürlük” sadece bugün bizim anladığımız anlamdaki “Özgürlük” de değildir.
Feodalizmi ayakta tutan köylü “özgür” bir insan olsaydı, “feodalizm” kendisini her gün yeniden üretebilir miydi? Aynı şekilde feodalizm döneminin “bağımlı” insanı kapitalizmi kurabilir miydi?
Her şey ama her şey geliyor, insanın dönüşümüne dayanıyor. O aslında koskoca devasa büyüklükte gördüğümüz ve karşısında kendimizi mini minnacık hissettiğimiz sistemler, sistemin gereksinimlerine göre “dönüşemeyen” insan karşısında küçülüyor, yıkılıyor. Devrim idealinin arkasında koşan biz devrimciler aslında, biricik varlık olan insanı, bizim devrim idealimize göre, sosyalist sistemin gereksinim duyduğu insan tipine dönüşümü için çalışıyoruz. O yüzden “hendek” dolduruyoruz, örnek oluyoruz ve aslında sosyalizmin yeni insan tipinin ilk tohumları oluyoruz.
Ancak böylesi devrimci müdahaleler dışında, bunun için bir gereksinimin de oluşması gerekiyor.Bu aynı zamanda güçlü bir tarihsel arka plana ve bu arka planla uyumlu güncel gereksinimlere sahip olma zorunluluğudur.
Feodal sistemin en güçlü olduğu döneminde “özgür insan” ancak avare insan olabiliyor, “avare” olmamak için bir aşirete ve onun reisine tam bağlılık sergilemesi “sistemin devamlılığı” anlamında, sistemin en güçlü ”ahlâki” yönünü oluşturuyor.
İşte Fransız Devrimi’nin “Özgürlük” ideali, aslında kişinin ürettiği mal ve hizmeti “özgürce” satabileceği anlamına gelir. Bireyin, yaratılan ortak pazar olan vatanın herhangi bir köyünde veya şehrinde özgürce yerleşme, işgücünü satma hakkı kazanması, kapitalist sistemde insanın özgürlüğüdür.
Kapitalizmin yeni insanı, makineler kullanabilen, hurafelere göre davranmayan, araştıran, soru sormasını bilen, bilimsel bir eğitim süreci sonucunda meslek edinebilen “dönüşmüş” bir insan oluyor. Elbette bu idealize edilmiş bir durumdur. Gelişmekte olan ülkelerde kapitalizm, cehalet ve hurafelerle doldurulmuş insan üzerinden sermayesini oluşturuyor, zenginleşiyor.
Bugün hiçbir kurumsal şirket kendi ihtiyacının belirlediği bir eğitim ve uyum süreci olmadan çalışanına görev vermiyor; O’na emek veriyor, kaynak ayırıyor, kendi ihtiyacına göre dönüştürüyor. Dünyanın hiçbir ordusunda fiziki ve mentâl eğitim süreci tamamlanmadan, bir askeri bırakalım savaşa göndermeyi nöbete bile göndermiyor.
Kurumların ihtiyacına göre o kurumun üyelerinin eğitilmesi ve dönüştürülmesi, o kurumların devamlılığı açısından en yaşamsal çalışmadır.
Her sistem kendi “yeni insanına” ihtiyaç duyar, O’nun omuzlarında yükselir. Diyebiliriz ki her sistem, yarattığı “yeni insan” kadar vardır; kabiliyeti o insanın yeteneğiyle sınırlıdır.

Devrimci Partilerin Yeni İnsanı

Peki, partiler için durum nedir, bir programı, tüzüğü ve en önemlisi programıyla uyumlu bir iktidar talebi olan siyasi partiler için, özellikle bir devrimci bir parti için, programı ve tüzüğü kabul eden yeni bir üye “dönüşmüş” oluyor mu? Böyle bir üye, bir partiyi her yerde temsil edebilme ve örnek olabilme kabiliyeti kazanmış oluyor mu?
Bir sistem partisi için ve/veya bir “kitle” partisi için bu olabilir, bu partilere üye olan bir parti üyesi, bir sistem partisinin sistem içi çözümlerinin propagandasını yapabilir ama aynı durumda devrimci bir partinin yeni bir üyesi “işin doğası” gereği bunu yapamaz. Çünkü yapılan şey, bir üyenin sadece bir fikri çevresinde anlatması, insanları ikna etmesi değildir. Kaldı ki bu temel görev için bile ciddi bir bilgilendirmeye yeni üye ihtiyaç duyar.
Devrimci bir partiye katılan her yeni üye, içinde yaşadığı toplumun kendi bünyesine taşıdığı ileri özelliklerini de partiye taşıyıp zenginleştirirken, getirdiği geriliklerle de aslında partiyi geriletir, “kirletir.”
Büyüme ve devrim yapma iddiasında olan devrimci partiler elbette halkın içine dalacak, gelişecek, “kirlenme” riskini göze alacak ve böylesi bir durumun getirdiği parti içi fikir mücadelesi sonucunda ilerlemeye devam edecektir. Ancak bu ideal bir durumdur ve bu akışı kendi haline bırakmak, aslında partiye katılan yeni kimliklerle partinin gerilemesinin yol açılmasına neden olacaktır. Bugün partimizde yaşadığımız tam olarak budur, ancak bu durum iyi yönetilirse aynı zamanda sağlıklıdır. Her yeni durumda, Parti aynı bir canlı organizmanın yeni bir tehdit karşısında antikor salgılaması gibi, yeni koruyucu antikorlar salgılayacak ve kendi doğal koruyucu aşısını yaratacaktır.
Bu koruyucu aşının yapımı, antikorun salgılanması ise planlama ve emek isteyen yoğun bir süreci gerektiriyor. Şimdi bunun için ne yapmalıyız ona bakalım.

Yeni Üyenin Dönüşümü Ama nasıl?

Devrimci partiler toplumu değiştirme hedefine, öncelikle kendine büyük bir hevesle katılan yeni üyelerini dönüştürmeye başlayarak ulaşabilir; böylece halkı dönüştürecek “eğitim ordusuna” yeni neferler katabilir.
Parti üyesi toplumda daha ilk sözü aldığında farklılaşmalı ve halk tarafından fark edilmelidir. Bunun için öncelikle Partilinin kullandığı dil her yerde aynı olmalıdır. Bu ise yeni üyenin ve hatta eski üyelerinin de eğitilmesinden geçiyor.
Halkımıza partimizin fikirlerini ve programını taşıyan üyemiz basit ve anlaşılan bir dil kullanmalıdır. Parti programıyla ilgili bilgi derinleşmeli ve programla ilgili her konuda Parti üyelerini ezberin ötesine geçirecek bir eğitim programına sahip olmalıdır.
Bir fikri içinde yaşadığımız topluma taşıyabilmek için doğru bir iletişim becerisine sahip olmak durumundayız. Bırakalım bir toplumu toptan değiştirmeyi, bir tek insanı bile dönüştürebilmek sanıldığının aksine oldukça zordur ve ustalık ve emek gerektirir.

Eğitim, partiye katılan yeni üyenin “dönüşümü” için en temel en vazgeçilmez araçtır. Kurulacak eğitim sistemimiz yaşayan bir sürecin parçası olmalı ve sürekli geliştirilmelidir. Yeni üyelerimiz, parti programından başlayarak, “yoldaşlık kültürü”, “devrimci yaşam tarzı”, “halk içindeki anlaşmazlıkların giderilmesi”, “kitle örgütlerinde çalışma yöntemleri” gibi konularda eğitilmelidir.
 Ülke içi ve dışında gelişen ülkemizi ilgilendiren güncel her gelişme konusunda üyelerimizi bilgilendiren yaşayan bir eğitim sürecine sahip olmalı veya Parti üyelerine bunları takip edebilme yetkinliği kazandırmalıdır.

Görev Başında Dönüşüm

Derste verilen eğitimler sonuç olarak yeni üyemize devrimci bir bakış açısı kazandırır. Ancak insanın dönüşümünün daha etkili yolu görev vermektir.
Şimdi bir düşünelim; yeni bir üyesiniz, partiye bir şeyler yapabilmek, Türkiye’nin karşı devrim süreciyle ezilmesini önlemek üzere gelmişsiniz ama partinin hazırladığı kitlesel eylemlere davet edilmek ve bunlara katılmak dışında bir rolünüz olmamış. Parti’ye gelirken taşıdığınız bu heyecanınızı bu yolla koruyabilmeniz mümkün mü? Bu üyenin dönüşmesi ve Parti’nin hayal ettiği bir üye tipine, yani Parti’nin hayal ettiği yeni insana ulaşılması mümkün mü?
Cevabımız burada nettir. Elbette mümkün değildir!
Bir göreve sahip olmak, bir iş yapmak bir üyenin görevi olmakla birlikte O’nun dönüşümü için en gerekli araçtır. İnsanlar bir kurumda ne yaptıklarıyla kendilerine değer verirler. Parti’ye gelen yeni üyenin bir görevi yoksa o üyenin dönüşmesi mümkün olmayacaktır. Yeni üyenin parti organlarında tanımlanmış bir görevi olması ve yaptığı işi geliştirerek Parti’ye yaptığı katkı hem Parti’yi hem de üyeyi geliştirecektir. Eğer bir üyenin görevi yoksa aldığı eğitimler soyut olmaktan kendini kurtaramaz. Öğrenilen her yeni şeyin yaşamda sınanması ancak ve ancak yeni üyenin yetenekleriyle uyumlu görevlendirilmesiyle mümkündür. İlçe örgütlerinin her üyeye yeni görevlere vermesi ve bu görevi bir üyenin alması dönüşümün ilk adımıdır. Yeni görev, yeni üye için partiyi tanımaya başladığının, kendi partili olarak hissettiğinin ilk hareket noktasıdır. Eğer bir üye, bir görevle “ödüllendirilmezse” o üye asla kendisini partili olarak hissetmeyecek ve eski yaşam tarzına hızla dönmesine neden olacaktır.
Dünyayı her gün yorumlayan insanlara ihtiyacımız yok ama görev verilmeyen partili sadece her gün bunu yapacaktır. Parti ilçe binaları koyu politik sohbetlerin yapıldığı merkezlerin dışına çıkamayacaktır.
Yeni üyenin dönüşerek partili olmasının en temel koşulu budur.
Parti üyesi okuyarak, araştırarak, eğitilerek ve görev verilerek dönüştürülebilir. Bu cümlenin anlamına uygun davranmayan üyenin gelişme şansı yoktur. Parti üyeleri ancak bu şekilde toplumda farklılaşır, sözü dinlenir ve önderlik edebilir.
Parti’nin seviyesi de sahip olduğu üyelerinin seviyesinden farkı değildir. Parti önderliği, dünyanın en geçerli analizlerini yapsın, strateji ve taktiklerini üretsin eğer bu strateji ve taktikleri uygulayabilecek üyelerden yoksunsa, üretilen her şey havada kalacaktır.
Belli bir entelektüel seviye sahip, örgütleme, planlama ve bu planlara uygun uygulama yapamayan, işi yaptıktan sonra süreci değerlendirmeyen, hatalarını saptamayan ve bunları not etme yeteneğinden yoksun olan üyelerden oluşan bir parti, zayıf bir partidir. Bu temel özelliklere sahip olmayan parti engeller karşısında çabuk dağılır.

Parti’nin görevi her dönemde birinci öncelikli iş olarak kendine katılan üyeyi eğitimler ve görevler aracılılığıyla dönüştürmek ve kendi yeni insanını yaratmaktır.

Kubilay Kızıldenizli
Teori Dergisi Yazı Kurulu ve İşçi Partisi İstanbul İl YK Üyesi

*Bu yazı Teori Dergisi'nin Mayıs 2014 Tarihli 292. Sayısında yayınlanmıştır