27 Ekim 2014 Pazartesi

Aydınlık Gazetesi İçin yaptığım Söyleşiler; Ekonomik Kriz Kapımızda : Bartu Soral'la Söyleşi 1

turkiyeekonomi
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı eski Müdürü, kalkınma ekonomisti-yazar Bartu Soral’la, başta uluslararası finans piyasalarında Türkiye hakkında çıkan olumsuz yorumları, kriz beklentilerini, Türk ekonomisinin son 10 yılını ve bugün gelinen noktayı konuştuk. Türkiye ekonomisinin genel durumu nedir? Amerika Merkez Bankası (FED) ve Avrupa Merkez Bankası kararları sonrası Türkiye’ye dış finansman girişi devam eder mi? Orta gelir tuzağında mıyız?  Kriz için hangi tedbirler alınmalı? Türkiye ekonomisi için yeni bir kalkınma modeline gerek var mı? Hangi bölgeler için hangi stratejiler uygulanmalıdır? 
Bartu Soral, ekonominin dünü, bugünü ve yarını üzerine sorularımızı somut veriler ışığında yanıtladı.
- Türkiye’yi orta vadede bekleyen riskler nelerdir?
Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde dışarıdan bulması gereken para miktarı 220 milyar dolar civarında. Bunun yaklaşık 55 milyar doları cari açık için, geri kalanı ise dış borcun ödemesi gelen vadesi. Ülke ekonomisi tamamen dışarıdan gelen dövize bağımlı duruma geldi ve tıkandı. Şimdi Amerika Merkez Bankası (FED) ne zaman faiz arttırır ona bakıyoruz. Faiz arttırınca döviz artık bizi değil, kendi ana vatanını tercih edecek. Veya biz dolar bizi tercih etsin diye daha cazip imkanlar sunacağız, faizleri arttıracağız. Zaten cazip olmak için türlü işler yapıyoruz; örneğin yabancı fonların Türkiye’de elde ettiği bütün faiz ve borsa kazançlarından alınan vergi oranı sıfır. Yani diyoruz ki gel, istediğinden kadar faiz ve borsadan kazan, vergi istemeyiz. Elbette onlar da geldi, bol bol kazandı. Her gelişte daha fazlasını istiyorlar. Bu suni durumun yaratacağı deprem çok yıkıcı olacak ve yazık ki mutlaka olacak. Zararı da bu düzeni yüzde 50 oy ile tercih eden vatandaş ile beraber hepimiz ödeyeceğiz.
- Peki FED ne zaman bu kararı alır?
Geçen hafta FED toplantısı oldu, açıklamalar oldu. Faiz artış zamanlaması için “kayda değer süre” tanımını kullandılar. Kayda değer süre ne kadardır? O açıklamaları ihtiyatla karşılıyorum, orada algı yönetimi ön planda. Bu konuda üç temel kriter var. 1) Büyüme verileri. Büyüme son çeyrekte yüzde 3’ün üstünde. Hedefe ulaşıldı. 2) İşsizlik oranı. ABD’de işsizlik oranı kriz öncesi rakam olan yüzde 6’nın altına geriledi, son verilerle işsizlik yüzde 5,9. Yani hedef tutturuldu. 3) Enflasyon hedefi. Temel hedef olan yüzde 2’ye yaklaştılar. FED Başkanı “yıl sonu beklenti olan yüzde 1.5-1.7 aralığındayız” diyor. Ama aylık enflasyon oranlarını yıllıklandırarak bulduğumuz çekirdek enflasyonun momentumu son dönemde ivmeli bir seyir izliyor. Yani ekonomi hareketli. Sene sonu enflasyon yüzde 2’ye ulaşacak, göreceğiz. Bu ivme devam ederse enflasyonda hedefin üstüne çıkılır ki bu durumda süratle tedbir alırlar. Bu ivmeyi FED de gözlüyor. Bence 2015 başında faiz artışı gelir. 
DIŞ BORÇ ARTIYOR BÜYÜME ARTMIYOR
- Yukarıda akratardığınız bilgiler ışığında Türkiye ekonomisinin durumu nedir? Bu yeni sürece hazır mıyız?
Dış borcun milli gelire oranı yükseldi, reel kesimin döviz açık pozisyonu ise altı yıl içinde 72 milyar dolardan 166 milyar dolara ulaştı. Ekonomik krizin dip dalgaları uluslararası örgütlerden gelen seslerden anlaşılıyor. 
Dış finansmanın sınırlanacağı bu ortamda dış borcumuz ve özellikle özel sektörün döviz açık pozisyonu çok ciddi kırmızı alarm veriyor. Dış sermaye akışında olabilecek bir yavaşlama iflasları ve krizi getirecek. Dış piyasaların bizde risk olarak gördüğü temel veriler var. Türkiye’nin toplam dış borç yükü 2008 yılında milli gelirin (GSYH) yüzde 38’i seviyesindeyken, bu oran 2014 ikinci çeyrek itibariyle yüzde 50,4’e yükseldi. Toplam dış borç 402 milyar dolar. Yani 2011’den itibaren dengeler süratle bozulmuş. Artışta önemli pay özel sektörde. Bu 402 milyar dolar borcun 278 milyar doları özel sektöre ait. 
Bir de döviz açık pozisyonu var. 2014 ilk çeyreği itibari ile reel sektörün döviz açık pozisyonu 166 milyar dolara ulaştı. Açık her yıl büyüyor. Örneğin 2008 yılında 72 milyar dolardı. 
- Amerikan doları şu anda gerçek değerinde mi, olması gereken kur fiyatı TL olarak ne olmalıdır?
Döviz kurlarının olması gereken yeri belli bir hesaplama yöntemi ile bulabiliyoruz. 2002 yılında reel kurun dengede olduğunu kabul edersek, bugün doların fiyatı 3.8 TL’dir. Yani reel kur olması gereken yerden yüzde 80 civarında sapmış durumda. Türkiye bu aşırı değerli kurun ardından gelen patlamaları 1994, 1999 ve 2001’de yaşadı. Büyük devalüasyonlarla reel kur dengeye doğru geldi. Şimdi yurt dışından döviz akışındaki yaşanacak sıkıntıda yine büyük bir düzeltme yaşanacak. İşte bu 166 milyar dolar döviz açığı bu sebeple büyük sıkıntı. Özel şirketlerin bilançosundaki bu yük kur artınca büyük kambiyo zararı yaratıyor. Net kâr geriliyor. Bunun sonucu olarak özel yatırım harcamaları 2012’den beri çok gerilemiş durumda. Dikkat ederseniz büyümeye özel harcamalar çok düşük katkı veriyor. 2014 birinci ve ikinci çeyrekte özel yatırımlar yıllık değişimi yüzde 3’e yakın negatifte. Kurda yaşanacak bir düzeltmede neler olabileceğini siz düşünün. Ben, bana danışan şirketlere yatırımlarını, hatta ev ve araba yenilemelerini bile ertelemelerini tavsiye ediyorum. Bugün 100 liraya alacağınız malı yarın 70 liraya alıyor olacaksınız. Ekonomik krizin dip dalgaları uluslararası örgütlerin, kredi derecelendirme kuruluşlarının raporlarında görülüyor. Cumhurbaşkanı kusura bakmasın ama yaptıkları analizler ekonomik verilerle örtüşmüyor.
Bakın 2008 yılı sonunda Gayri Safi Yurtiçi Hasılamız 742 milyar dolar, dış borcumuz ise 281 milyar dolarmış. 2014 ikinci çeyreğinde GSYH 797,5 milyar dolara çıkarken dış borç 402 milyar dolara ulaşmış. Yani son altı yıl içinde dış borcumuz 121 milyar dolar artarken, milli gelirimiz sadece 55 milyar dolar artmış. Yani aldığımız 1 dolar borç 0,45 dolarlık büyüme yaratabilmiş. Bunun sebebi alınan borcun ithalatı finanse etmesi ve verimli yatırımlara gitmemesi. İşte Türkiye’yi krize sürükleyecek nedenlerden birisi de bu. 
DIŞA BAĞIMLILIK ARTIYOR
2002 yılından beri uygulanan sistem dışarıdan para girişini desteklemek için kurgulandı. Kurlar olması gerekenin çok altında. Bu sistem para girişini teşvik ediyor ama aynı oranda ithalatı da destekliyor. Bu durum cari açık/büyüme ilişkisinden çok net bir biçimde izlenebiliyor. Türkiye bu süreç içinde daha az büyür daha fazla cari açık verir noktaya geldi. 
Yani biz ülke olarak yüksek büyümeyi yakalamak için artık eskisine göre daha çok cari açık vermek zorundayız. Bu görüşü verilerle ortaya koyayım; Türkiye 2003 yılında yüzde 5.3 büyürken cari açık oranı da GSYH’nin yüzde 2.5’i oranında gerçekleşiyor. 2007 yılında büyüme 4.7, cari açık yüzde 5.8. Ve 2013 büyüme oranı yüzde 4, cari açık ise GSYH’nin yüzde 7.9. Yani hem cari açık yükseliyor, hem de eskisi kadar büyüyemiyoruz. Gerek bu verilerden, gerekse yükselen dış borç stokundan Türkiye’nin dışa bağımlılığının her sene arttığı açıkça görülüyor.
YENİ KONUT ALACAKLAR AMAN DİKKAT!
- İstanbul’da konut fiyatlarının aşırı artması ve satışların düşmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?
Elimizde Merkez Bankasının son dört yıllık veri seti var. Buna göre Ocak 2010-Haziran 2014 döneminde İstanbul’da konut fiyatları yüzde 79 oranında artış göstermiş, aynı dönem için enflasyon oranı yüzde 35 civarında. Gerek fiyatlarda, gerek konut kredilerinde yaşanan büyüme ve gerekse konut piyasasının çalışma mekanizması ABD’nin 2008’de yaşadığı konut krizi verilerine çok benziyor. Yeni konut alacaklara ve almış olanlar aman dikkat. Bu yılın başından beri geçen yıla göre konut satışları yüzde 10’un üstünde geriledi. Temmuz 2014 ayında geçen yıl aynı aya göre konut satışlarında düşüş yüzde 20 oranında. 
Bu olumsuz tabloda beni korkutan diğer iki konu hane halkının harcanabilir geliri içindeki borçluluk oranı ve konut fiyatlarındaki şişkinlik. 2003 yılında hane halkının harcanabilir geliri içindeki borç oranı yüzde 3 civarındaydı. Bugün bu rakam yüzde 57 seviyesinde. Yani halkımız ileride kazanacağı 100 birimin 57’sini şimdiden borçlanmış. Zaten GSYH içinde tüketici kredilerinin payı 2002 yılında sadece yüzde 1’ken 2013 yılı itibari ile bu rakam yüzde 15’e ulaşmış. İç tüketim borçlanma ile arttırılırken, ne yazık ki yerli üretimi değil ithalatı besliyor. Bu trendlerin tamamını 2007 yılında krize girmeden önce İspanya ve Yunanistan ekonomilerinde de izlemiştik.
AB EKONOMİSİ DE KÖTÜYE GİDİYOR
- Yakın komşumuz AB’de durum nedir? Onların ekonomik verilerinde küresel ölçekte bir krizin işaretleri var mı?
Avrupa’da durum 2012’ye göre çok daha bozuk. Yani ABD’nin tersine işler çok kötü gidiyor. 2011-2012 yılları arasında ortalama yüzde 2.5 olan enflasyon oranı 2014 Temmuz ayı itibari ile yıllık yüzde 0,3 seviyesine geriledi. Yani sıfıra çok yakın ve deflasyon oluşmak üzere. Bu veri durumun ne derece korkutucu olduğunu gösteriyor. Avrupa yaptığı her türlü parasal operasyonlara, varlık alım programlarına rağmen krizi yenemedi. Talep gittikçe düşüyor, durgunluk artıyor. Zaten 2013 gibi 2014 büyümesi de negatifte. Para politikaları yetersiz kaldı. Likidite tuzağına düşüldü; yani artık piyasaya ne kadar para verilirse, insanlar elinde o kadar para tutuyor. Avrupa Birliği kötü bir döneme doğru gidiyor. Maliye politikalarının süratle ve keskin bir biçimde devreye girmesi gerekiyor. Ancak AB’de ortak maliye politikası söz konusu olmadığı için, onun genişletilmesi de tartışma dışı. Avrupa bizim hâlâ en büyük dış ticaret ortağımız, ihracat pazarımız. Onların durgunluğu bütün sorunların üstüne daha da can sıkıcı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder