27 Ekim 2014 Pazartesi

Aydınlık Söyleşileri, CHP Konya Milletvekili Atilla Kart İle söyleşi

'AKP kendini kurtarmaya çalışıyor'

Yazdır
AKP'nin Adalet Alt Komisyonu'ndan geçirdiği yeni yargı paketiyle ilgili tartışmalar devam ediyor. Paketle birlikte AKP'nin yargıyı ele geçirip kolluk kuvvetlerine aşırı yetki verdiği eleştirileri de var, terörle ve Cemaat'le mücadelede gerekli olduğunu iddia eden de. CHP Konya milletvekili Atilla Kart, paketi demokrasi yönünde geri adım olarak yorumlayarak 'partizan yargı geliyor” uyarısında bulunuyor.
- AKP’nin yeni yargı paketiyle ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz? Kamuoyunda daha çok özgürlükleri kısıtlayıcı ve polise olağanüstü yetkiler verilmesi öngörülen bu yargı paketi neleri getirip neleri götürecektir
Paketi değerlendirdiğimiz zaman şunu görüyoruz. Görünürde 35 maddelik bir yasa teklifi var ama hayır, bu bir yasa tasarısıdır. Bu her nekadar millevekillerinin imzalarını taşıyor olsa da AKP döneminde bir klasik hale gelen kritik önemdeki düzenlemeler hep böyle yasa teklifi halinde gelmiştir ve bunlar bizzat hükümetin bilgi ve talimatıyla ve Bakanlık’ta, Başbakanlık’ta hazırlanan yasa teklifleridir. Bunu öncelikle ifade etme gereği duyuyorum.
- Bu yöntem Anayasa ve iç tüzük açısından nasıl yorumlanabilir?
Bu yasalar nasıl geliyor? Yine bir “torba yasa teklifi” olarak geliyor. Bakın 35 maddelik bir yasa teklifiyle 15 kanunda değişiklik öngörülüyor. Böyle bir yasa tekniği olmaz. Bu başlı başına Anayasa ve iç tüzük ihlalidir. Bu getirilen düzenlemenin pek çok maddesiyle ilgili olarak Şubat 2014’te düzenleme yapıldı. Peki nasıl bir söylemle yapıldı; “efendim özel yekili mahkemeleri kaldırıyoruz” sunusuyla bir düzenleme yapıldı, orada hatırlayacaksınız “aramalar, tutuklamalar ve gözaltına alma” gibi uygulamaları bir yönüyle soyut olarak baktığınız zaman güçleştiren, daha bir güvence altına alan uygulamalar vardı. Bunun konjonktürel olduğunu çok iyi biliyorduk, o zaman da ifade ettik çünkü o zaman “AKP yönetim kadrolarının neye ihtiyacı vardı?” bakın bunlar 17 ve 25 Aralık soruşturma bulgularının sonuçlarını ortadan kaldırmak istediler. Muhtelif kanunlar çıkarıldı, idari müdahaleler yapıldı, o soruşturmayı yapan kadrolar değiştirildi ama yetmedi ayrıca yasal düzenlemeler yapmak gerekti. Ne oldu? Yedi sekiz ay içinde bu amaca ulaşıldı. 17 ve 25 Aralık soruşturmasının delilleri büyük oranda ortadan kaldırıldı. Öyle ki “Soruşturma Komisyonu” kuruldu Meclis’te ama bu komisyonun çalışması fiilen engellendi. Düşünebiliyor musunuz onlarca klasörden Soruşturma Komisyonu üyeleri dosyalardan örnek alamıyor ama Bakan çocuklarının avukatları bir gün içinde istediği bilgiyi bu dosyalardan istediğini alabiliyor.
- Bu yasa teklifinin terör eylemlerini veya demokratik olmayan eylemleri durdurma amacı taşıdığı belirtiliyor. Siz bu gerekçeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şimdi “toplumu bütünüyle sindiren, baskı altına alan düzenlemelere” sıra geldi. Tasarının temel niteliği, amacı budur! Bunun dışında önemli maddelerini madde madde değerlendirmek isterim.
Bakın tasarının 7. maddesiyle MİT adeta anayasal bir kurum haline getirildi, diğer kurumların üzerine çıkarıldı. MİT Mevzuzatı, Bankacılık, Barolar Birliği ve Tabipler Birliği gibi kurumlarının mevzuatının üstüne çıkarıldı. MİT talep ettiği taktirde bütün bu belge ve bilgilere ulaşabiliyor ve daha ötesi MİT mensuplarının Anayasa’nın 137 maddesini ihlali durumunda, yani kanunsuz bir emir ve talimat ihlaline rağmen yargılanmalarının önü kesildi. Bu elbette demokrasi adına hukuk devleti adına kabul edilemez bir uygulamadır. Bu düzenlemeyle, MİT’in hareket alanını daha da genişletiliyor. Noterlik dairesindeki özel hukuk işlemlerine bile MİT ulaşabilecek artık. Yani sizinle benim aramızdaki alacak borç ilişkisine dahi MİT müdahil olabilecek.
PARTİZAN YARGI GELİYOR
- Yine bu pakette hukuka ve yargıya müdahale açısından neler var?
8., 9. ve 10. maddelerle şu düzenlemeler yapılıyor; yeniden yargıç alımı ve partizan yargıç yapılanmasının önü açılıyor. İdari yargıdan kopuşu mümkün olmayan hakim ve savcıların hukuk fakültelerine girişinin önü açılıyor. Avukatlıktan yargıçlığa geçiş için beş yıllık süre iki yıla indiriliyor. Tam anlamıyla partizan yargıç yapılanması gerçekleştirilmek isteniyor. Tabii  Anayasal kurumların da yani ÖSYM’nin Adalet Bakanlığı’nın, Adalet Akademilerinin bunların doğrudan hükümetim emir ve talimatıyla iş yapan kurumlara dönüştüğünü düşündüğünüz zaman, o partizan yargı yapılanmasının ne kadar kolay gerçekleşebileceğini görebilirsiniz.
ZEKERİYA ÖZ'LERE AF GELİYOR
- Sanıyoruz bir de 14. madde var, önemli bir madde. Hakim ve savcıları ilgilendiren sicil affıyla ilgili olan madde… Bu maddeyle amaçlanan nedir?
Kamuoyunda ve yargı camisanında bunun için genel bir beklenti doğdu.  Silivri sürecinde biliyorsunuz, Cemaat'e mensup olmayan, hükümete mensup olmayan, hukuku uygulamaya çalışan, vicdani kanaatine göre yargılama yapmaya çalışan onlarca, yüzlerce yargıç ve savcı hakkında haksız disiplin cezaları uygulandı. Bu arada Zekeriya Öz ve benzerleri yüzlerce binlerce kez soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiler, delil üreten soruşturmalar yaptılar. Benim yaptığım şikayetler vardı o dönemde, sonuç alamadık. Niye? Çünkü o zaman aralarında işbirliği vardı. Şimdi devran değişti. Geldik şimdi 17-25 Aralık’a… Ne yapıyor şimdi Hükümet? 1 Eylül tarihine kadar olan suçları Memur ve Sicil Affı kapsamına alıyor. Yani yine somutlaştırarak söyleyeyim; Zekeriya Öz’lerin delil üretmek ve soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek üzere işlemiş olduğu tüm suçlar “Memur ve Sicil Afları” kapsamına giriyor. Bunu kabul etmek mümkün değil ama buna söyleyecek çok fazla bir şey de yok. Çünkü bu af çıkacaksa ki hakikaten bundan mağdur olan insanlar da var. Şimdi efendim “şu yararlansın, bu yararlanmasın” diyemezsiniz.
AKP'NİN HAMLELERİ KONJONKTÜREL
- Af yasasıyla ayrım yapılamayacağına göre, “hepsi birden bu yasa kapsamına girer” bunu kastediyorsunuz değil mi?
Elbette, yasal düzenlemeler biliyorsunuz genel olur, soyut olur! Bir ayrım yapamazsınız. Sistemin geldiği ve tıkandığı nokta burasıdır. Hadi burayı geçtik. 1 Eylül 2013 tarihini esas alıyorsunuz, bunun anlamı nedir peki? Bunun anlamı 17-25 Aralık soruşturmasında görev alan, hakikaten görev alan, hangi saikle yapmış olurlarsa olsunlar, kendi iç kavgaları ayrı bir konu… Ortada kanıtlar var, para kasaları var, ortada kutular var, ortada dinleme kayıtları var, onlarca delil var; Cumhuriyet tarihinde görülmemiş büyüklükte bir yolsuzluk var… Bunları yapan hakim ve savcılar için onlarca yüzlerce haksız soruşturmalar yapıldı. Peki bu yargıç ve savcılar ne olacak? Onlar bu sicil affından yararlanamayacaklar. Tabloya bakar mısınız? Hep konjonktürel olarak, hep husûmet üzerine, hep intikam akmak üzere ülkeyi yöneten bir siyasi anlayıştan söz ediyorum. Bu yasa bunun yeni bir örneği.
Şubat 2014’e kadar neydi mevzuatımızda “makul şüphe” vardı. İşte arabalarda gözaltılarda vs vardı. Peki ne yaptık “kuvvetli şüphe ve somut delil” dedik. Doğrusu buydu, Bu madde geçtiğimiz 7-8 ay içinde işlevini yerine getirdi. Şimdi tekrar “makul şüpheye” dönüyoruz.
CUMHURİYET KAZANIMLARINI DA KORUYALIM DEMOKRASİYİ DE
- En vahim nokta neresi?
Bütün bunların dışında bence o tasarının en vahim bülümlerinden birisi şu; ceza mukamalerinin 128 ve müeakip maddelerinde, iletişimin dinlenmesi, teknik soruştırmacı, gizli soruşturmacı ve taşınmazların el koyma yöntemlerini belirleyen maddeler vardır; delil toplama anlamında... Bu maddeler artık anayasal düzene ve devletin güvenliğine karşı olan ceza kanunlarındaki suçlar açısından da uygulanacak. Bunun anlamı şu; kişisel bir hakkını kullanan bir insan hakkında “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaktan, temel milli faaliyetlere karşı çıkmaktan” dolayı hemen soruşturma yapacaksınız, bu kolluk yapısı içinde hukuka uygun olmayan delilleri oluşturacaksınız ve insanlar  bir yıl, iki yıl, üç yıl tutuklu kalacaklar.
Türkiye’de ihbara dayalı yeni bir Mc Carthy dönemi başlayacak, yeni bir Silivri dönemi başlayacak. Tabii hedefler başka olacak. Yeni bir toptan soruşturma dönemi başlayacak. Hatırlarsınız 1970-80’lerde 141,142 ve 193. Madde uygulamaları belli kesimleri hedef alırdı. Emin olunuz bu uygulama daha da derinleştirilmiş bir şekilde ve daha da kurumsal olarak toplumun değişik kesimlerine karşı uygulanmaya başlayacak.
Bu kadar ağır sonuçları olan bir düzenlemeden söz ediyorum. Bunu öngörmek gerekir. Bunu şimdi anlatmaya çalışıyoruz.
Buradan toplumsal barış çıkmaz, buradan demokrasi çıkmaz. Burada tamemen AKP yönetim kadro-larının Cumhurbaşkanı’ndan başlayarak kendilerini korumaya yönelik düzenleme yaplaları söz konusudur. Hukuk, demokrasi ve toplumsal barış umurlarında değildir. Bu tabii giderek  Türkiye’nin toplumsal barışını sabote edecek bir sonucu beraberinde getirecektir. Bu tabloda provakosyonlara kapılmamalıyız.
 Alman Modeli diyorlar… Alman Anayasası’nın 20 Maddesi  “Anayasal hakların askıya alınması halinde meşru direnme hakkından” söz eder. Bu bir evrensel haktır ve Türkiye giderek bu noktaya gidiyor. Tabii burada bütün hassasiyetler şu olmalı; bizler bir yandan demokrasiye bir yandan Cumhuriyet’in kazanımlarına sahip çıkmak zorundayız. Cumhuriyet’in kazanımları nedir? Bu kazanımlar çok istismar ediliyor onun için vurgulamak gereği duyuyorum.
“Türkiye’nin bütünlüğü, Laiklik, kadın erkek eşitliği, kadın hakları, hukuk devrimi, emperyalizme baş kaldırı, köy enstitüleri anlayışı” bunlar Cumhuriyet’in muazzam kazanımlarıdır. Modernleşmeyi, aydınlanmayı getiren kazanımlardır. Ama kabul etmek gerekir ki Türkiye, Cumhuriyet’in bu kazanımlarını demokrasiyle güçlendiremedi! Buna ihtiyaç var! CHP olarak düzgün ve güven verici bir söylemle ve içini doldurarak halkımıza anlatma sorululuğuyla karşı karşıyayız. Bu gayretin bu sorumluluğun içinde olduğumuzu belirtmek isterim.
Kubilay Kızıldenizli

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder