17 Haziran 2009 Çarşamba

"Yük ve Yüklük"

Yük ve yüklük...
Birbirini tamamlayan iki sözcük olarak görünse de aslında birbirinin zıddıdırlar.
Adı üzerinde "yük" işte... Ve bu sözcüğün hiç bir çekici yanı yok; hiç bir olumlu işlevi de...
Eğer bir "yük" iseniz, "yük" olduğunuz sürece olumlu bir işleviniz zaten olamaz.
Sıkıntı verirsiniz hep.
Bazen sıkılarak dersiniz ki "size yük oldum, ne olur kusura bakmayın"
Aslında bu çaresizliğinizin söze gelimidir.
"Yük oldum" demek zor iştir ve bunu geç farketmek daha da zor...
Yük olmak!
Yük olmak!
Yük olmak!
Çocukken bizim evimizde "yüklüğümüz" vardı.
Ve hala Anadolu'da her evin mutlaka bir "yüklüğü" vardır.
Yazın kullanılamayan ama kışın işlevi olan yorganlar ve battaniyeler yazın birden "yük" haline gelir ve "yüklüğe" kaldırılırlar.
Kış boyunca ise hiç bir işlevi olmayan "yüklük", kışın işlevi olupta yazın hiç bir işlevi kalmayan "yük" sayesinde birden işleve kavuşur ve "yüke" ev sahipliği yapar yaz boyunca...
Yük ve yüklük kavramı aslında hayatımızın mevsimlerine göre bizim sıfatımız olurlar.
Ben yaşamım boyunca "yük" olmayı hiç istemedim. Çünkü daha çok "yüklük" olmak istemişimdir.
Bunu başarabildim mi bilmiyorum ama şu anda kendimi değerini yitirmiş bir nesne olarak hissediyorum.
Bilenler bilir; zor durumdur bu!
Yüklük olamaktan yük olmaya doğru evrilen bir nesne olmak, incinmektir aslında.
Yük ve Yüklük;
Birbirini tamamlayan iki sözcük olarak görünse de aslında birbirinin zıddıdırlar.
Ben yük oldum.
YÜK!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder