20 Haziran 2009 Cumartesi

Mahallem

Adana'daydım.
Atladım abimin bisikletine doğduğum mahalleme doğru yollandım.
Benim zamanımda doğduğum ev 834 sokak ile 826 sokağın keşiştiği köşedeydi.
Ve tabii bir de 827. sokak var ki, o sokakta ise eskimeyen arkadaşım Uğur oturur.
Atladım gittim mahalleme!
Ve henüz döndüm İstanbul'a ve soğumadan hiç bir şey, yazmak istedim.
Önce Kıbrıs Caddesi'nin sonuna kadar uzandım. Bir "aşlamacı " (Meyan Kökü Şerbetçisi) aradım ama bulamadım.
Meyan Kökü şerbetini pek severim.
Daha sonra 826 sokağa Güney-Kuzey doğrultusundan girdim ve ilk Kara Fatma Teyzemi gördüm.
Hepsi sokakta sandalyelerin veya kaldırımın üzerinde otururlar.Akşam üzeri çayları hala ocağın üzerindedir ve dolaplarında her daim soğuk suları vardır.
Sokaktan gün içinde pek yabancı da geçmediğinden dikkatle bakarlar gelip geçenlere.
Tanımadı beni; kendisine doğru yaklaşırken ilgiyle izledi ama çıkaramadı.
Ve zaten "tanıyormuşta çıkaramamış" gibi bile yapmadı!
"Zekeriya Ustanın oğlu Kubilay'ım ben!"
"Kuzuuum sen pek yaşlanmışsın(!) gel otur bakalım, kızlar hadi bir sandalye verin"
Babamdan ve annemden konuştuk, iki bardak buz gibi su içtim ve hala bir gün öncesinin hastalığını atlatamadığımdan çay bile içemedim.
Enver pek iyiymiş, Salih Abi de öyle.
Enver zaman zaman yurt dışına işçi olarak gidiyormuş ama hangi ülke olduğunu bile bilmiyor!
"Arabistan herhal" dedi.
Öptüm ellerinden ayrıldım.
Ve 3 ev ötesindeki Şalgamcı Tunus Emminin zilini çaldım.
Tunus Emmi öleli bir 15yıl oldu.Filiz ve Berrin açtı kapıyı, çocukluk arkadaşlarım onlar.
Sanki en son dün görüşmüş gibi söyleştik. Bu sefer kahve ikramını çeviremedim.
Alirıza'yı sordum, dediler ki "evde bazı sorunları var, artık bizde kalıyor."
Bir başka arkadaşım Ahmet'i sordum, "eşi başka adamla gitti, iki çocuğuna bakıyor..."
Korkumdan başkalarını soramadım!
Ayşe Teyzem banyodaymış boylu poslu bir Kürt kadını.
Şimdi herhalde 75'inden fazladır ve biz bilmeyiz etnik köken falan, onlar da bilmezler.
Sarıldı öptüm "kuzum benim" dedi. "Bembeyaz olmuş saçların."
Tunus Amcadan konuştuk, babamdan konuştuk, "hiç incinmedik dedi birbirimizden."
Ve karışık duygularla ayrıldım bu evden de..
Ve yıllar önce zıpkın gibi tüm enerjisiyle mahallede koşan, sohbet eden "Kara Sabahat Teyzemi" gördüm minicik haliyle bir tekerlekli sandalyeye çakılmış kalmış! Kapısının önündeki gölgede sokakta...
Zaten kapkara olan teyzem daha da kararmış, o kadar küçülmüş bedeni ve göbeği o kadar büyümüş ki...
O da tanımadı beni, ancak anımsatınca hatırladı.Apo çok iyiymiş 3 tane evi varmış, Kurtuluş Abi de öyle ama Ömer Abi de iyiymiş.
Azime ise boşanmış kocadan, oğluyla gezer dururmuş..
Remziye Hanım Teyzem de iki ev ötedeki evde felçli olarak yatıyormuş.
Tunus Amca, Hasan Amca Kadir Amca yıllar önce öldüler şimdi ve eşleri teyzelerim de bilindik sona doğru gidiyorlar.
Mahallem gibi.
Yoksullaşmış mahallem.
Çalışan neredeyse kimse yok. Ya emekli maaşlarıyla geçiniliyor ya da ailenin evlenmemiş kızları babalarından kalan emekli maaşlarıyla.
Sokaklar perişan.
Yoksulluk ve insansızlık sinmiş her yere ve bizim cıvıl cıcıl çocuk seslerimiz çook gerilerde kalmış.
Üzgünüm çok.
Benim de içinde olduğum neslin üyeleri öylesine oturuyorlar veya bir çoğu asgari ücretin kıskacı içindeler.
Önce yoksulluk vurur toplumu ve yaşam kalitesi düşer.
Sonra ahlaki çöküntü başlar.
Benim mahallemin insanları ise hala namuslu ve hala paklar!
Ve hepsi bana tek ortak soru sordular. "Bir ev alabildin mi, maaşın var mı düzenli?"
Bir şey diyemedim ve yine utandım yaşadığım hayattan.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder