3 Haziran 2009 Çarşamba

Üç Haziran 1963

NAZIM HİKMET ÖĞRETMEYE DEVAM EDİYOR HALA!
Memleketimden İnsan Manzaraları,
Kuvai Milliye Destanı,
Benerci Kendini Niçin Öldürdü...
Ve bu ölümsüz şiirlerin kahramanları:
Kambur Kerim
Karayılan
Kartallı Kazım
Benerci
Piraye
Vera
Nurettin Eşfak
Türkistanlı Hacı Ahmet
İstanbullu Şoför Ahmet
Mavi Gözlü Dev
Arhavelili İsmail
Ama ille de Mavi Gözlü Dev ile Arhavelili İsmail...
Nazım Hikmet 3 Haziran 1963'te öldü.
Onun ölümünden beş gün önce doğmak ve beş gün onunla aynı anda bu yer yuvarlağında yaşayıp, aynı havayı, aynı anda soluma şansına sahip oldum ben.
Bu benim için pek kıymetlidir; hem de çooook!
Nazım Hikmet 3 haziran 1963'te öldü, orası öyle!
Ama yukarıda adını saydığım, onun bize tanıttığı gerçek kahramanları, onun ektiği insanca yaşama idealinin rüzgarlarında dolaşıyor güzel ülkemizi.
Zihinlerimizde ve yüreğimizde bize insan olmayı, onurlu olmayı öğretmeye devam ediyor hala!
Sizinle ölümünden iki yıl kadar önce yazdığı "Otobiyografi Şiirini" paylaşıyorum.
Eğer daha önce okumadıysanız lütfen okuyun ve hatta okuduysanız bile, yeniden okuyun.

Böyle yaşadım diyebilecek miyiz acaba ölümümüze yakın...

Otobiyografi
1902'de doğdumdoğduğum şehre dönmedim
bir dahageriye dönmeyi sevmem
üç yaşında Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova komünist üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim
kimi insanlar otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin
hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık grevi de içinde
ve tatmadığım yemek yok gibidir
otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metrekare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prag'dan Havana'ya
Lenin'i görmedim nöbetini tuttum tabutunun başında 924'te
961'de ziyaret ettim anıt kabri kitaplarıdır
partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim
951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü
sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın
içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana
başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için ama durup dururken de yalan söyledim
bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim
21'den beri camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falına baktırdığım oldu
yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye'mde Türkçemle yasak
kansere yakalanmadım daha
yakalanmam de şart değil
başbakan falan olacağım da yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
başımdan neler geçer daha
kim bilir
(11.9.'61 - Doğu Berlin)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder