20 Ocak 2009 Salı

Yazı Üzerine Bir Deneme




“Yazı”

Evet evet bu "yazının" başlığı sadece "yazı"..
Bana göre yazı ile biz fanilerin tek taraflı bir ilişkisi var. Biz varetttik onu ama o yönetir bizi.Yani gidici olanla kalıcı olan arasındaki adil olmayan bir ilişki. Ben bu ilişkinin ne kadar çok boyutlu olduğunu size anlatacak değilim. Çünkü zaten o kadar "derin" değilim ve zaten bilsem de söyleyemem.
Ama belki ilginizi çeker diye bendeki iz düşümünü size aktarayım.

Benim yazıyla tanışıklığım hepimizin de olduğu gibi "öğrenmekle" başladı. Benim dönemimde okula başlama yaşı 7 olmasına rağmen anneme "posta" koydum, boyum posumda uygun bulunduğundan Necatibey İlkokulunun sevgili müdürü beni 6 yaşında kabul etti. Kabul etti etmesine ama "algılama, kavrama, öğrenme " zinciri sadece "algılama" düzeyinde kaldığı için o muhteşem "kırmızı kurdelenin" sınıfın en sonunda takılan embesillerinden biri oldum. Ama hala o kutsal kurdele takma töreni sonrasında bile tam olarak okuyabiliğimden emin değilim..

Sonra o güzelim mektuplar var sırada ve yazıyı ben asıl o zaman sevdim. Dayı ve teyze çocuklarımdan gelen mektuplar...Sonra arkadaş mektupları, askerlik mektupları...Babamın ben askerdeyken yazdıkları ve dedemin babam askerdeyken gönderdiği mektuplar...
Evet ben yazıyı işte o mektuplarda sevdim...



Esasında hergün aynı saatte aynı postacı amcamızın getirdiği mektup değildi beklediğimiz ; o sihirli zarftan çıkacak ve el emeği ve sevgi dolu karınca kıvamında dizilmiş sözcüklerdi.

Okuyamadığımız için zaman zaman kızdığımız ve anlamak için adete kokladığımız yazılardı.

Hele de aşk mektubuysa -ki maalesef benim posta kutuma hiç düşmedi, bu konuda başkalarının yalancısıyım- hele de bir iki damla gözyaşı kurusu varsa yazının üzerinde ve hele de kırmızıya boyanmış dudaklarla öpülmüş rujlu yazılarsa onlar… Merak ediyorum ,acaba hala böyle mektuplar yazılıyor mu gençler arasında? Bir de lisede yüzlerine söyleyemediğimiz için aşklarımızı, o küçücük ilan-ı aşk notları var ki, en sevimlileri onlardı.
Bir tanesi cebimde paralandı eline veya kitabının arasına koyamadığım için ve sadece ilk ve tekti benim ilk aşk şifremi taşıyan.

Sonra sınav yardımcısı türüne ait olanları var ; "kopya" şifresi olarak biçim değiştirmişlerdir..."Ayy ben hiç yapmadım" diyenler birer pinokyodur aslında ve bu şifrelerin en kıymetlisi olanlar kızların bacaklarına işlenenleridir ve bu gözler hayranlıkla onları izlemiştir.

Yani eğer yazı yazmayı biliyorsanız ve biraz da kaleminiz "kırıksa",biraz yazınıza makyaj yapabiliyorsanız işte bu insanlığın baltadan sonraki en eski silahını istediğiniz yerde kullanabiliyorsunuz demektir...

Kimi koyunları saymak için çizgileri dizer yan yana, kimisi işte bir Shakespare olmuştur ama en güzeli de "mektup alan" olmaktır..Yani bir yazının sizin için yazılmış olmasıdır önemli olan ve eğer bir kitabın "ithaf" edilmesi kadar da şanslıysanız ve seviliyorsanız yazar tarafından, zaten siz eşiği aşmışsınızdır demektir.

Mahçup adamın aşkı yazının ardında gizlidir ve “hedef kişinin” iyi bir "satır arası" okuyucu olmasını gerektirir. Çünkü bırakalım açık açık söyleyebilme becerisini, bunu yazıya bile dökerken sıkılır, sağa-sola sapar ve çiçek tozunu anlatmak için bile arıdan bahseder ve hatta koloniyonel yaşamından onların ...

Çünkü içindeki bütün gözenekleri "çamurla sıvanmıştır" mahçup adamın ve su gereklidir bunu çözmek için...Ama kıraçtır her yer işte, su kuyuları kurumuştur veya olanları da düşman kızılderililer zehirlemiştir.

İşte böyledir insan yaşamında yazının yeri...Edebiyatta vücuda gelmesinde, bilimin kavranmasında aracı olması önemli değildir.Zaten bilimle kaç kişi haşır neşir olacaktır? Bilimin ürünlerini kullanmak yetecektir insanoğluna ama içinde duyguların ışık hızıyla uçuştuğu mektuplar asıl gereksinimidir onun.

Ata nal ve yem gereklidir...Eyer ve gem ise biniciye lazımdır ve bizim için yazı işte o "nal" dır, "yem" dir ve binici bilimle uğraşırken biz yaşamın içine dalmış, harflerin farklı dizilimlerinin yol açtığı anlam çeşitliliğinin keyfine varırız.

Bir de internet var, başka bir mevzu o...Sanal aşkların yazılı sanal mekanıdır ve tüm gücünü yazıdan alır.Biliriz ve eleştiririz “iyi” orada “ii” dir, “söyle” “söle” ve “aşk” ise “asch” dır ama işte bu sadece bir biçim değişikliğidir ve post-modern bir aşkı taşır.

Bir de " yalnız dalganın üzerindeki boş konseve kutusu var", diğer yalnız dalganın getireceği diğer kutuyu bekleyen...İşte o kutu ki, içinde şifrelerin yazıldığı minicik bir not barındırır. Şanslıysanız dalgaların arasından görür ve tutarsınız kulpudan, açar okursunuz size yazılan notu.

Siz,en son ne zaman aldınız ,zarfı sevgi ve "dil" ile ıslatılarak kapatılan böyle bir mektubu?

Ben anımsamıyorum...

Aramızda belki anımsayan vardır veya yoktur... Belki de bu yazıyı okumayı bitirdiğinde "postacı" amca zili çalıp uzatacaktır kendisine.

Kimbilir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder