25 Ocak 2009 Pazar

Mülkiyet Üzerine

Mülkiyetçilik

Gılgamış Destanı’nda okumuştum. Bu destandaki adı Utnapiştim olan Nuh Peygamber her canlıdan gemisine birer çift alarak türlerin devamlılığını sağlamak ister. Tufan gelmektedir acelesi vardır ama sıra “insan çiftine"geldiğinde onlara şu emri verir:
“Mülkiyeti Terk Et !”
Zaten mülkiyet suyun altında kalacaktır, zaten yanlarına hiçbir şey alamayacaklardır ama Nuh mülkiyet "hırsını", "kavramını" yeni dünyaya taşımak istemez.

Bunu yeni dünya için en önemli tehdit olarak görür.
Nuh Peygamber,o çiftten aldığı yanıttan emin olup hata yapmış olmalı .İnsanlığın o hala "mülkiyet bağımlılarının temsilcilerini" gemisine almış ve işte biz de onların devamı olarak yeryüzündeyiz. Hem de mülkiyetçiliğimizle birlikte.
Mülkiyet hırsının peygamberleri bile kandırdığını öğrenmiş oluyoruz böylece.
İçinde yaşadığımız sistem, mülkiyetin varlığı nedeniyle devam edebilmektedir. Muhtemelen Nuh’un yaşadığı dönemde de sistem mülkiyet üzerine kuruluydu ve sahip olma güdüsü olarakta tanımlayacağımız "mülkiyetçilik" insanlığın yaşadığı bütün acıların temeliydi o zamanlarda da.. Bunu Nuh Peygamberin davranışından ve kararlılığından öğreniyoruz.
Tanrı’nın temsilcisi peygamberlerin belkide en eskisi sayılan Nuh işte buna karşı çıkar. Yeni dünyada ne mülkiyetin kendisi ne de fikri olmalıydı. Çünkü mülkiyet Nuh’un yeni dünya, yeni yaşam tasarımı içerisinde yoktu.
Bakın bir tek hayvanlar çaresizdir, bir tek onlarda yoktur bu güdü. Nuh sadece insan seçiminde hata yapmış olmalı.
Kapitalizm mülkiyete muhtaçtır, varlık nedenidir ve ancak mülkiyetle kendisini yeniden üretecektir. Zenginlik bu "kavramla" el değiştirecek, tanımlanacak ve yasalar mülkiyeti korumanın yasaları olacak, envanterler ve onların defterleri insanlığın gerekinimleri için değil mülkiyetin izini sürmek için kullanılacak.
Ve feodal dönemde koca koca vatanlar kralın, padişahın, şahın mülkü olacaktır.
Görmüşsünüzdür mahkemelerde hakimlerin arkasında yazan “Adalet Mülkün Temelidir” yazısındaki “mülk” işte o padişahın mülküdür. Bu vatanın bile mülke dönüştürüldüğünün ne güzel bir kanıtıdır.
Bugün sokaklara bakınız ne görüyorsanız mülkiyetçiliğin sonuçlarıdır. Büyük zengin yaşamlarının da nedenidir, yoksulluğun da.
Sokaklarda yatan insanların da nedenidir, lüks otellerde yatanların da.
Sabahları soğuk havalarda,İstanbul’da trafik ışıklarında mendil satmak isteyen yaşlı teyzelerin de veya ipek mendillerle burunlarını sildiren zenginliğinde.
Ve mülkiyet o kadar ileri giderki sonunda bedeni bile mal haline getirir ve sattırır.
Mülkiyet bu zıtları içinde barındırırken aslında tüm tarafları satın alır.
Ne kadar mülkiyetiniz varsa, o kadar satılmışsınızdır gerçekte.
Mülkiyet insanı bağlar, köle yapar; et yiyen drosera bitkisinin kokusunu salıp avını kendine çekmesi gibidir. Yer,ezer, tüketir,kırar.
Mülkiyet insanlığın ne kadar paylaşımla ilgili değerleri varsa hepsini unufak eder, yoklaştırır.
Kardeş bile, insanın ürettiği en güzel duygulardan biri olan “kardeşlik” duygusunu mülkiyete feda eder.
Eşler birbirlerinden saklar banka hesaplarını, tapularını, yatırımlarını böylece aileyi ezer.
Ve mülkiyet insanlığın insanca yaşamasını ezer, asıl tehlikesi budur.

Bunlar geldi aklıma Nuh’un “Mülkiyeti Terk Et” emrini anımsadığımda.
Özgürlüğünden vazgeçenlerin, barbarların, katillerin buluşudur mülkiyet.
Çocuklarımız iyi okullarda okusunmuş, başımızı sokacak bir evimiz olsunmuş, işten atılırmışız, arabaymış…
Hepsi detay.
Ve hepimiz işte o mülkiyetin emrindeyiz.
Ne acı.
Nuh’un onbin yıl önce keşfettiği bu insanlığın en korkunç düşmanını hala görememek.
Yuh olsun yaşamlarımıza, evsiz çocuklar için ürkek gözleri için onların,
Yuh olsun yaşamlarımıza bedenlerini satan,metalaştıran çaresiz kadınlar için
Yuh olsun yaşamlarımıza vicdanlarımızı mülkiyete sattığımız için.

Yuh Yuh Yuh Yuh...!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder