24 Ağustos 2009 Pazartesi

Büyük Aile-9-

Doğum ve Ölüm

Şerafettin’in şehit oluşunun ardından Nazife Hanım’ın topçu subayı nişanlısı da şehit olmuştu. Savaş sonuna değin susturulamayan Palamutçuk Bataryaları’nda görev yapan Mehmet Bey, İngiliz gemisinden atılan bir top mermisinin şarapnelinin isabet etmesi üzerine şehit olmuştu.
Şansız bir ölümdü onunki.
Ama ölümün şanlısı nerede görülmüştü?
Nazife Hanım bunun ardından bir daha hiç evlenmedi. Zaten evlenmiş de sayılmazdı. Sadece bir hoca nikahı kıyılmıştı. Tanrı katında evliydiler ama ne bir an yan yana kalabildiler, ne ortak evleri oldu, ne de düğünleri.
Nazife Hanım nişanlısıyla geçirdiği birkaç saatin anısına hürmeten bir daha hiç evlenmedi. “Ben şehit karısıyım” dedi, “şehit eşleri evlenmez!”
Aldı Sabiha adlı bir kızı ve evlat edindi onu ve ne kendinin ne Şerafettin’in ne de eşi Mehmet Efendinin sahip olamadığı çocukları adına yetiştirdi Sabiha’yı hayatının sonuna kadar.
Nazife Hanım, Sabiha’yı evladı bildi, Sabiha da Nazife Hanımı anası.
Ablası Fatma Hanım, doğup büyüdüğü ve bir hayli kıymetli olan Adana’da Seyhan Nehri kıyısındaki konak evlerini kardeşi Nazife’ye verdi.
“Nazife hiç evlenmedi” dedi, “bu ev onundur” dedi,”kardeşimindir” dedi ve eşi Osman Efendi hiçbir şey söylemedi bunun üzerine.
Söylemezdi de!
Ancak Nazife Hanım'ın sonu çok trajik oldu. Evlatlığı Sabiha Hanım ve eşi Eczacı abbas Bey yaşlılığında bakmadılar Nazife Hanıma ve terkettiler onu bir yaşlılar evine.
Konaklarda büyüyen bu narin hanım yalnızlıklar ve bakımsızlıklar içinde öldü.
Bir kez daha iyilik galip gelemedi. Zaten bir iyiliğin galip geldiği görülmüş müydü?

Fatma Hanım son bebesini doğurmuştu 1918 yılında. Şerafettin öleli üç yıl olmuş, acılar kabuk bağlamış ve hayat herkes için kaldığı yerden devam etmekteydi.
Sapsarı bir erkek çocuğuydu doğan. Altın kızılı saçlar ve sapsarı apalak bir oğlan getirmişti Fatma Hanım Zekeriya Efendinin yanına .
Adettendir, babalar kızlarının doğumunda ve sonrasında torunlarını görmeye gitmezler. Anaları getirir onları kırkı çıktıktan sonra. Fatma Hanım da öyle yaptı.
Öğle namazını kılıyordu Zekeriya Efendi kızı Fatma torunuyla eve geldiğinde. Kardeşi Nazife açtı kapıyı ablasına, kucaklaştılar sıkı sıkıya ve o sapsarı yeğenini aldı Nazife Hanım ablasının elinden. Kokladı, sevdi, öptü doyasıya.
Fatma Hanım ise sessizce babasının namazının bitmesini bekledi. Zekeriya Efendi sessizce başıyla selamladı kızını, elini öptü babasının Fatma Hanım ve oğlunu verdi dedesinin kucağına.
“Baba, ismini koymadık henüz onun, bu sana düşer” dedi saygıyla.
Zekeriya Efendi önce koklamış torununu, “güzelmiş, sapsarı bir oğlanmış” demiş. Ve başlamış bebeğin kulağına ezan okumaya.
Bu gelenektir, Müslüman çocuklarının kulağına ismi konmadan önce ezan okunur. Makamına uygun bir okumaydı bu. Bitirdikten sonra ezan okumayı devam etti Zekeriya Efendi ve koydu torununun adını. Bebeğin kulağına üç kez tekrarladı adını:
“Senin adın Zekeriya, senin adın Zekeriya, senin adın Zekeriya!”
Fatma Hanım Zekeriya bebeğini alıp evine gitti sonra ama daha eve varır varmaz kapısı hızla çalındı.
Telaş içinde bir delikanlı nefes nefese, söyledikleri zor anlaşılmaktaydı; “ Fatma Teyze babanız Zekeriya Efendi sizlere ömür.”

Kendi ismini verdikten sonra bu sarı bebeğe; Zekeriya Efendi dua etmeye devam etmişti ve seccadesinin üzerinden bile kalkmadan Tanrı’sına ve torunu Şerafettin’e kavuşmuştu.

Bir Zekeriya doğmuş, bir Zekeriya ölmüştü.

Kızları, babalarının vasiyetini yerine getirdiler elbet. Babaları Zekeriya Efendiyi Karaçay’ın yanı başına gömdüler.
Zekeriya Efendi, kendisini en iyi anladığını düşündüğü ve acısına ortak olduğu Karaçay’ın yanında yatmak istemişti ve torununun manevi huzurunda bulunmak niyetindeydi sonsuza değin.

Şerafettin değil miydi Karaçay’ın ak sularında yüzmüş olan…

Yıllar sonra Fatma Hanım’ın torunları Şükran Hanım ve Emel Hanım, anneanneleri Fatma Hanımla her bayram gideceklerdi Osmaniye’de Zekeriya Efendinin mezarına.
Ve her ziyaretlerinde hayretle göreceklerdi ki, Zekeriya Efendinin baş hizasında ve Karaçay’a bakan yönünde mezarın bir göçme olacaktı; sanki Zekeriya Efendi buradan Karaçay’ı ve orada yüzmekte olan torunu Şerafettin’i seyretmekteydi...


....

5 yorum:

  1. Kubilay....düğüm düğüm boğazım.

    Nilly

    YanıtlaSil
  2. Çok duygulu çok.. İkinci defa anneme okurken bile 'Allı Turna' nın geçtiği son üç cümleyi çok zor okudum. Teşekkür ederiz.

    YanıtlaSil
  3. Kubilay agbi, cok guzel, cok duygulandirdi beni. 10. bolumu ne zaman yayinlayacaksiniz?

    YanıtlaSil
  4. Seda'cım,
    Daha kalemi elime almadım, demleniyor.
    Umarım yeni bölümlerini yazmayı becerebilirim.
    Sevgiler

    YanıtlaSil