8 Kasım 2014 Cumartesi

Aydınlık Şöyleşileri

Cumhuriyet Özgürlüktür

Cumhuriyet reformlarıyla, kadın erkek eşitliği yolunda yasal süreç büyük ölçüde tamamlanmıştır. Bu tarihten itibaren kadınlar eşit yurttaş konumunu kazanmışlardır. Ancak toplumsal cinsiyet kalıpları, ataerkil değerler hâlâ sorgulanmaktadır. Bence bu Cumhuriyet’in başarısıdır
İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Öğretim Üyesi Soydan Erdemir’le 91. yılında Cumhuriyet’i ve kadın haklarını konuştuk. Aynı zamanda İ.Ü. Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde Müdür yardımcısı olarak çalışan Erdemir, Cumhuriyet ile birlikte kadın-erkek eşitliği yönünde devrim niteliğinde adımlar atıldığını belitiyor.
- 91. kuruluş yıldönümü dolayısıyla ve tartışıldığı bir süreçte, Cumhuriyet’in kadınlara yönelik politikalarını özetlemek gerekirse neler söylenebilir?
Dünyadaki uygulamalardan da biliyoruz ki her Cumhuriyet demokrasi değildir. Ancak Türkiye’de Cumhuriyet’in anlamı başkadır. Türkiye’de Cumhuriyet demokrasiyi işaret etmiştir. Atatürk’ün Afet İnan’a yazdırdığı Medeni Bilgiler kitabında Cumhuriyet; demokratik bir egemenlik kurumunun ifadesidir. Demokrasi idealine ulaşmak kadınsız olamazdı elbette. “Bir toplum, bir ulus, erkek ve kadın denilen iki cins insandan kurulur. Mümkün müdür ki, bir kitlenin tümü ilerleyebilsin” diyen Atatürk, kurucu kadroyu kadın-erkek eşitliği konusunda hemen harekete geçirecekti.
Cumhuriyet’le simgelenen Yeni Türkiye’de yaratılması öngörülen kadın kimliği hem çağdaşlaşma hem de ulusçuluk açısından önemsenmiştir. Kadınlar Cumhuriyet’le birlikte “muasır medeniyet” projesinin en önemli unsurları olarak algılanmışlardır. Çünkü medeniyet değişimi tasarımı, bir yanıyla da kadını tecrit eden toplumsal yapının da çözülmesini sağlamaktaydı. Cumhuriyet sonrasında dünyevi anlayışla yapılan yasal düzenlemelerin de kadının aile içindeki konumunu güçlendirici ve kamusal alandaki varlığını meşrulaştırıcı nitelikte olduğu açıktır. Kadınların her düzeyde eğitim olanaklarına kavuşması, meslek edinmelerinin önündeki engellerin kaldırılmasıyla çalışma yaşamına girmeleri, Medeni Kanun’la aile içinde kadın erkek eşitliğinin önemli ölçüde sağlanması, erken Cumhuriyet dönemi reformlarıyla gerçekleşmişti.
- Medeni Kanun, kadınların dönüşümünde, kadın erkek eşitliğinde ne ölçüde etkili oldu sizce?
Öncelikle belirtilmesi gereken bence önemli bir nokta var. Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde reform yapmak üzere ilk hazırlığı yapılan konulardan biri Medeni Kanun’du. 1923 yılında Medeni Kanun tasarısı hazırlamak üzere bir komisyon oluşturulmuştu. Müslüman ülkelerde değişime en çok direnen alanlardan birinin aile hukuku olduğu göz önüne alınırsa; bu girişimin kadının konumunun dönüştürülmesi konusundaki kararlılığı simgelediği anlaşılır. Girişim olumlu, ancak içeriği gerçekten sorunluydu. Komisyon tasarısı hem laik çizgiye hem de toplumun kültürel kodlarına uygunluk iddiası taşırken neredeyse şer’i hukuk eksenli bir izlenim veriyordu.
Bu tasarının kamuoyunda yer alması bir takım tartışmaları beraberinde getirdi. Bazı önemli gazeteciler tasarıya karşı çıktılar. 1924’de de süren bu tartışmalara Nezihe Muhittin’in başkanlığını yaptığı, dönemin kadın örgütü” Kadın Birliği” de katıldı. Bu arada 1924 yılında Halifelik kaldırılınca Medeni Kanun’la dini hukuk arasındaki ilişki ortadan kalkmış oldu. Mahmut Esat Bey’in (Bozkurt) Adalet Bakanı olmasıyla Medeni Kanun çalışmalarının seyri değişti. Oluşturulan yeni komisyonun çabaları sonucunda 1926 yılında kadının aile ve evlilik içindeki konumunu köktenci biçimde değiştiren Medeni Kanun yürürlüğe girdi. Evlilikte çok eşliliğe son vererek, evlenme ve boşanma kurallarını kadın erkek eşitliği çerçevesinde belirleyen, mirası düzenleyen Medeni Kanun kadınlara özgüven kazandırmak açısından önemli bir başlangıçtı.
KADINLAR İÇİN OY HAKKI
- Medeni Kanun’un kabulü sonrasında kamuoyunda kadınlara oy hakkı verilmesi konusunda bir beklenti oluştu mu?
Öncesinde belirttiğim gibi 1926’daki yeni Medeni Kanun’un kabulü kadınları için büyük bir dönüşümün başlangıcıdır. Bu dönemin kadın hakları eksenli örgütlenmesi Türk Kadın Birliği’dir. Bu birlik Kadınlar Halk Fırkası’na dayanır. Halk Fırkası kurulmadan önce Haziran 1923’te Nezihe Muhittin başkanlığında Kadınlar Halk Fırkası kurulmuştu. Ancak henüz siyasal haklarını almamış olmaları gerekçesiyle, kadınların kurduğu parti resmi onay görmedi. Bunun üzerine partinin kurucu kadrosu tarafından 1924 yılında Türk Kadın Birliği kuruldu. Kadınlarda büyük ölçüde özgüven yaratan Medeni Kanun’un kabulü sonrasında Kadın Birliği, “kadınlar için oy hakkı” çalışmasına başladı ve aynı yıl tüzüğüne bu yönde bir maddeyi ekledi. Ancak dönemin kimi siyasetçi ve gazetecileri kadınların siyasal hakları konusunda pek de istekli olmadıkları gibi kamuoyunu yönlendirici bir tutum içine de girebiliyorlardı. Hatta kadınların belediye seçimlerine katılma hakkı tartışması yapılırken basında yer alan bazı yazılar kadınlara oy hakkı konusunun hala rahatsızlık konusu olduğuna dair ipuçları içerir. Bu rahatsızlığın bir örneği olması açısından Psikiyatrinin Türkiye’deki kurucusu kabul edilen “Mazhar Osman’ın basına yansıyan sözlerini yorumsuz olarak aktarmak yeterli olur sanırım. “Dişinin işi sırf gebelik ve çocuğunu emzirmektir. Eline iğne, iplik, hatta tava, tencere daha yakışır, kucağına çocuk yakıştığı kadar”.
- Anlaşıldığı kadarıyla kadınlara oy hakkını savunanlar için bu sürecin tamamlanması sanıldığı kadar kolay ve hızlı olmadı...
Haklısınız tabii. Ama Batı’da kadınların oy hakkı için yüzyıllar süren mücadelesi düşünüldüğünde “hızlı bir ilerleme değildi” demek doğru olur mu bilemiyorum. Cumhuriyet reformlarıyla hızlandırılmış tarih yaşayan Türkiye’de bu alanda da hızlı davranıldı elbette. Ancak Cumhuriyet’le gerçekleşen hemen tüm reformların, kimileri düşünce düzeyinde olsa da bir Osmanlı son dönem arka planı vardı. Tanzimat’la başlayan modernleşme süreci II. Meşrutiyet sonrasında en üst düzeye ulaşmış, önemli araştırmacıların deyimiyle Cumhuriyet’in bir çeşit laboratuvarı olmuştur. Kadın konusunda da benzer bir durum söz konusudur. Tanzimat sonrasında öncelikle modernleşmeci siyasi irade tarafından verilen, eğitim gibi temel bir hakka kavuşup ardından kamusal görünürlük elde ederek, ilerleyen süreçte, haklarını dernekler, gazete ve dergiler aracılığıyla genişletmeye çalışan kadınların ve onlara destek veren modernleşme yanlısı erkeklerin varlığı önemlidir.
Kısacası Cumhuriyet öncesinde de hatırı sayılır bir mücadele içinde bulunmuşlardır kadınlar. Kurtuluş Savaşı döneminde de hareketin bir parçası olmuş, antiemperyalist cephe içinde önemli roller üstlenmişlerdir. Hepimizin çok iyi bildiği işgal karşıtı mitinglerin düzenlenmesinde ve halkın mobilize edilmesinde Halide Edip’in ve diğer öncü kadınların katkısı yadsınamaz.
- Son bir soru; Cumhuriyet’in kadınlara yönelik reformlarının sonucu nedir sizce?
Türkiye Cumhuriyeti’nin motivasyonu kadınları, laikleştirici politikaların da gücüyle kadınları kamusal yaşama dâhil etmekti. Bu anlayışın kadınların siyasal haklarını görmezlikten geldiğini söylemek doğru değil. Nitekim 1930 yılında kadınlar önce belediye seçimlerinde, 1933 yılında, köy ihtiyar heyetlerinde, 1934 yılında genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı elde etmişlerdir. Bu tarihten itibaren kadınlar eşit yurttaş konumunu kazanmışlardır. Cumhuriyet reformlarıyla, kadın erkek eşitliği yolunda yasal süreç büyük ölçüde tamamlanmıştır. Ancak toplumsal cinsiyet kalıpları, ataerkil değerler hala sorgulanmaktadır.
Bence bu Cumhuriyet’in başarısıdır. Bundan sonra temel hedef; toplumsal cinsiyet eşitliği için toplumun kültürel kodlarına işlemiş olan ataerkilliğin yok edilmesi olmalıdır.
SABİHA SERTEL ‘KADIN NE HALAYIK NE METRESTİR OĞLUM...’
Kadınlar Medeni Kanun’un yaşamlarını büyük ölçüde değiştireceği konusunda neredeyse hemfikirdirler. Bu söylediğime bir örnek oluşturması açısından dönemin popüler dergilerinden Resimli Hafta’da “Cici Anne” kimliğiyle okuyucu mektuplarını değerlendiren öncü kadın gazeteci Sabiha Zekeriya’nın (Sertel) bir yazısından alıntı yapmak isterim. Sözleri tam olarak aktarabilmek için önümdeki kitaptan okuyayım. Bir erkek okuyucu Sabiha Zekeriya’ya evlilik nedeni olarak “aylıksız, yıllıksız dört başı mamur kullanmak için evlendim” diye yazınca Sabiha Hanım, Medeni Kanun’a göndermeyle, okuyucuyu neredeyse azarlar:”...Yeni bir inkılap içinde her ferde hürriyet dağıtan Medeni Kanun içinde senin zihniyetinin hiç yeri kalmadı oğlum... Kadın ne halayık ne metrestir. Yuvada bir ortaktır. Hürriyetine, şahsiyetine, ferdiyetine, insanlığına sahip yüksek kadın, yüksek millet yapar. Senin esir kadının istibdat devrinin bize bıraktığı örnektir. O kadın sultanlarıyla, saltanatlarıyla, taçlarıyla tarihe karıştı. Sen nerelerde geziyorsun oğlum”... Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ancak kadınlar için büyük bir umut kaynağı olan Medeni Kanun’un, anlaşıldığı gibi, düzeni kendileri aleyhine dönüştürdüğünü düşünerek durumdan rahatsızlık duyanlar da vardı. Zaten Medeni Kanun’un kabulünden hemen sonra kadınlara siyasal haklar verilememesinin nedenlerinden biri de bu konudaki muhalif tutumu yükseltmeme çabasıdır.
Kubilay Kızıldenizli

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder