25 Kasım 2014 Salı

Ulusalcılar ABD ile Müttefik Olmayı Kabul Etmez

ulusalciabd17 Aralık operasyonunun birkaç yıl öne çekilmesine neden olan, ‘Haziran Ayaklanması’dır. Mehmet Bori’nin ABD’ye ‘pazarlık yapıp anlaşın’ diye işaret ettiği güçler, gerçekte ulusal güçler değildir, NATO-solcular’dır
31 Ocak Cuma günü Aydınlık gazetesi, Mehmet Bori’nin “Galiba Ricciardone gidici” başlıklı bir makalesini yayımladı.
Bori, Türkiye’yi “eksende tutmak” için ABD’nin dört müdahalesinden söz ediyor. Washington’un isteği dışındaki “eksen kaymalarından” ilkinin “sol geçmişi olan insanlar kabul etmeseler de 1960 “darbesi”, ikincisinin 12 Mart 1971 darbesi, üçüncüsünün 12 Eylül 1980 askeri darbesi ve dördüncüsünün ise 28 Şubat Post Modern darbesi olduğunu belirtiyor.
28 Şubat’la “siyonizme uzak duran, ABD ve AB ile bütünleşmeyi istemeyen ve Türkiye’nin kendi NATO’su, Ortak Pazarı ve Birleşmiş Milletler kurmasını arzu eden Necmettin Erbakan iktidardan uzaklaştırılarak, Milli Görüş hareketinin anti-emperyalist tarafı budanmıştır” değerlendirmesini yapıyor.
2007 yılına değin her şeyin planlandığı gibi gittiğini belirten Sayın Bori, 2007 yılındaki Cumhuriyet Hareketi’yle “ülkenin İslamlaşmayaa direndiğini” ama ABD’nin yeniden müdahale ederek, “Ergenekon operasyonuyla ulusalcı dalganın kontrol altına alınmaya çalışıldığını ama bu da yetmeyince 2009’da Balyoz ve tü-revi operasyonların düğmesine basıldığı”nı” belirtiyor.
Sayın Bori’ye göre, özetle “bu operasyonlarla tek hâkim güç haline gelen AKP’nin aslına geri dönerek, Milli Görüş gömleğini yeniden giydiğini, bunun ise ABD’ye ayak bağı anlamına geldiğini, bu gidişatın ise 17 Aralık Dost Modern Darbesi’yle karşılık bulduğunu” yazıyor
AKP’nin Erbakan’ın gömleğini giydiğini gösteren henüz bir işaret veya eylem görmemekle birlikte, Milli Görüş gömleğini giyse bile ABD’den bu kadar sert bir yanıt beklenemeyeceğini belirtmeliyiz.17 Aralık operasyonu, bir yönüyle ABD’nin artık kendine bağlı güçleri bir arada tutamadığını göstermekle birlikte, AKP’yle artık denetimin sürdürülemeyeceğini de işaret etmektedir. Özellikle belirtelim, 17 Aralık operasyonunun birkaç yıl öne çekilmesine neden olan, Haziran Halk Ayaklanması’dır. Bununla birlikte Tayyip Erdoğan’ın ABD’yle ilişkisi hâlâ “stratejik piyon” düzeyindedir ve 2. Cenevre Zirvesi’nde yaptığı Suriye düşmanlığıyla bu rolünü sürdürmektedir ve hâlâ BOP’un Eşbaşkanı’dır.
AKP’nin 12 yıl boyunca yaptığı tek “eksen dışı” tavır, ABD’ye karşı pazarlık gücü sağlamak için Çin füzelerine ilişkin kararıyla Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girme isteğidir.Ancak Tayyip Erdoğan’ın bu girişimi Çin ve Rusya tarafından ciddiye alınmamaktadır.
Sayın Bori’nin makalesinin en kabul edilemez bölümü, “Çözüm” başlığı altında yer alan “Washington aklını başına alıp, Ulusalcılarla pazarlık yapmaz ve Ankara’ya hak ettiklerini vermezse, Türkiye gibi önemli bir müttefiki kısa bir sürede kaybeder” önermesidir.
Amerikancı darbe!
1960 İhtilali Amerikancı bir darbe değil; aksine özgürlükleri kısıtlayan, ABD’ye bağlılığı başlatan ve pekiştiren bir iktidarın halk hareketiyle birleşerek devrilmesidir.
1960 İhtilali Türkiye’nin tarihindeki “Ordu-Millet” birlikteliğinin Kurtuluş Savaşı’ndan sonraki ikinci ve son büyük eylemidir. Amerika’yı karşısına ne kadar çok aldığı veya ABD’yle cepheden bir mücadeleye girip girmediği gibi başlıklar tartışılabilir ama 1960 İhtilali’nin ülkemize getirdiği özgürlükleri görmeyerek, sonuçlarından bağımsız bir değerlendirme yapmak bilimsel ve gerçekçi değildir. Sayın Bori’nin 1960 İhtilali’ne yönelik Amerikancı darbe görüşü 28 Şubat eleştirisiyle ideolojik bir tutarlılık göstermektedir. ABD’nin 28 Şubat’a neden “Millennium Challenge’”(Bin Yılın Meydan Okuması) tatbikatıyla yanıt verdiği yazar tarafından açıklanmaya muhtaçtır.
Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, Poyrazköy gibi davalar, 2002 yılında ABD ordusu tarafından gerçekleştirilen ve Türkiye’nin işgalini hedefleyen Millennium Challenge Tatbikatı’yla aynı çizgidedir ve Türkiye’nin içeriden kansız bir yolla işgal operasyonunun devamıdır. Mesele bu yönüyle doğru analiz edilirse, “Çözüm” başlığı altında doğru önermeler yapılabilir. 28 Şubat ve 1960 aynı devrimci Kemalist çizginin; 12 Mart, 12 Eylül, Ergenekon ve Balyoz ise Amerikacı çizginin devamıdır. Sayın Bori’nin analizindeki birinci temel yanlışlık buradadır.
ABD ile pazarlık yapacak güçler: NATO-solcular!
Türk ordusunun komuta kademesi ve subayları elli yıldır NATO tarafından dönüştürülüyor. Amerikan’ın önderliğindeki bu dev askeri teknolojik güce biat ve hayranlık Türk subayını kendi köklerinden koparırken, bu dev organizasyonun dışında kalma, bağımsız düşünme ve kendi halkının gücüne güvenme yeteneğini ve kararlılığını da ortadan kaldırmıştır. NATO-solcu subay veya sivil tipi bir yanıyla vatanı koruma isteğini içinde taşırken, diğer yanıyla da ABD ve NATO’ya tam bağımlılık içindedirler.
Aslında Mehmet Bori’nin ABD’ye “pazarlık yapın anlaşın” diye işaret ettiği güçler, gerçekte ulusal güçler değildir; yukarıda tarifi yapılan NATO-solcular dır. Çünkü ne bu millet ne de bu milletin güçleri, milli bir hükümet kurduktan sonra ABD’yle müttefik olma devamlılığını içeren bir pazarlığın parçası olamazlar.
Peki çözüm?
ABD, BOP’tan vazgeçip egemenlik haklarımıza ve toprak bütünlüğümüze saygılı olma yolunu seçtiği zaman ilişkiler normalleşir ve kendileriyle “ulusalcılar” diye tanımlanan güçlerin liderliğinde ABD’yle karşılıklı saygıya dayanan bir ilişki kurabilir. Aksini ise hep beraber göreceğiz. ABD tüm dünyayı kendi ekonomik havzası olarak görüp bu macerasına devam edecek olursa kaçınılmaz bir yenilgiyi yaşayacaktır.
Türkiye’yi bölme hedefinde olanların güçlerin hem dünyada hem de ülkemizde bölünmeye doğru hızla yol aldığı bir dünyaya doğru gidiyoruz.
http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/33048-kubilay-kizildenizli-yazdi-ulusalcilar-abd-ile-muttefik-olmayi-kabul-edebilir-mi.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder