14 Haziran 2012 Perşembe

Hep Emekçiler mi Erken Ölecek?




Üç gün arayla, hem de aynı sokakta hayat bulmuş iki emekçi.
Biri can kardeşim, çocukken yeteneklerini ve zekasını kıskandığım yaştaşım, diğeri ise abimiz.

Cemal Ergin ve Mithat Mapçı.

Adana’ da , Meydan Mahallesi’ nde,  826 sokakta birbirilerine altı ev mesafeyle ve altı yedi yıl arayla doğmuş ama üç gün içinde ard arda bu dünyadan göçmüş iki güzel insan.

Onların yaşamını işte yukarıdaki cümlecik tanımlar.

Doğdular altı yedi yıl arayla, öldüler 3 gün içinde arka arkaya.
Hiç kimseler de bilemez onları dostlarından başka.

Ne ABD’ ye gitmişlikleri var, ne burunlarının dibindeki Suriye’ ye, ne fikirlerine başvurulmuş ülkemiz hakkında, ne de onları “haber kaynağı” olarak birileri kodlamış.

Sadece pırıl pırıl iki insan.

Cemal içimizde en hızlı koşan, en iyi top oynayan, en iyi oyuncu seçici, en iyi kaptan, en iyi çalım atan ve kesinlikle en zekisiydi.
Saçlarını Cüneyt Arkın gibi ortadan ayırarak tarar, hep ama hep aynı kıza beğendirmeye çalışırdı kendini.

Beğenmedi ama kız Cemal’i…

Ve içine kapandı Cemal yirmisine varmadan ve bir daha açabilen olmadı.
Bu kadar zarif ve kırılgan bir içsel dünyası olduğunu nereden bilebilirdik liderimiz Cemal’ in.
Nereden bilirdik ki, ancak filmlerde izleyebileceğiz ve asla kavuşamayacağı Şirin için, Ferhat gibi bir aşkı taşıdığını içinde.

Biz bilemedik işte.

Ama Cemal bildi ve en az 30 yıl süren iç çatışmalar yaşayıp ağır psikolojik tedaviler içinde öldü gitti.
Siz olsanız, böylesine derin bir aşka sahip olma kapasitesini, ömrünü harcama pahasına kanıtlamış Cemal’i kıskanmaz mısınız?
Bırakın böyle bir yüreğe sahip olmayı “kıskanmak” için bile cesaret ister değil mi?

Aklıma takılan hep aynı soru; Emekçiler hep erken mi ölecek?

O bizim sokağımızın efendi, esmer , kıvırcığa çalan saçları, yakışıklı bir Çukurova delikanlısıydı.

Boya ustasıydı.

İşten döndüğünde bir duş alıp, giyinip, çıktımıydı tertemiz, hepimiz  ona bakardık.
Sesini yükselttiğini hiç duymadık, kendinden küçüğüne vurduğunu da.
Tam da babasının oğluydu Mithat Abim.
Sahip olduğu namuslu emekçi karakteri, bir namus imbiğinden süzülmüş ve içinde hiç boşluk bırakmamacasına doldurmuş bir adamın oğluydu Mithat Abi.

Tunus  Amcamızın oğluydu.

Ellişer kiloluk beş tane çimento torbasını, bir bahis sonucunda sırtlayıp koşarak gücünü kanıtlayan adamın, Tunus Amcamızın oğluydu Mithat Abi. Yani bir yönüyle Çanakkale' de savaşan Seyit Onbaşı geni vardı onda.
Babası gibi namuslu yaşadı, babası gibi akciğerden göçtü, gitti!
14-15 yaşından, öldüğü 57 yaşına kadar tiner ve boya kimyasalları soludu, zehirlendiğinde ya da midesi bulandığında yediği yoğurttu. Bizim nesil çünkü yoğurdu bir panzehir olarak bildi hep.
Daha sonraları ilaç da oldu mu bilmem!
Ama çalıştı hiç durmadan, çalıştı, çalıştı ve namusuyla yaşayıp öldü.

“Bir insan başkaları için vardır” ı kişiliğinde kanıtlayan adamdı Mithat Abi. En az 8-10 bin evi boyamış olmalı. En az kırk bin çoluk çocuk büyümüştür onun boyadığı evlerde.

Arkadaşım Cemal ve Mithat Abi içime bir sızı bırakarak gittiler, bu soru işaretini saplayarak gittiler.
Emekçiler hep erken mi ölmeli, hep mezarda mı dinlenmeli?

Şimdi hangi sistem geriye verebilir onlara kaybettiği yaşamlarını?

Cemal hangi sistemde kaybetti aklını, Mithat Abi hangi sistemin içinde namusuyla yaşamak için salladı fırçasını ve kaybetti sağlığını ve sonunda hayatını?

Kaybettiklerimiz görevimizi az yaptığımız için yittiler, onlara şu kahrolası feleksiz dünyada hak ettiklerini verememişiz.

"Yazıklar olsun bize" demek bile azdır!

.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder