16 Haziran 2012 Cumartesi

ALLAH'A ISMARLADIK BABA!



25 ağustos 1995'te sabah saatlerinde seni kaybettik ya, 18. yılın içindeyiz. Sen bırakıldığın yerdesin, biz de yerin üzerindeyiz hala!
Yarın da babalar günü üstelik.
Sana sorsam dersin ki şimdi "amaaaaan, ben öldükten sonra ne önemi var zamanın, 17,18.19 yıl… geçer de gider hepsi!"
Haklısın.
Zaman senin için o an durdu; ama bize de hak ver, "zamanın içinden hala geçip gitmekteyiz ve bir hayli de sürsün bu durum" demekteyiz.
Dün düşündüm, sadece bir kaç kez gördüm seni rüyamda bu 18 yıl içinde ve hiçbiri de gerçekçi değildi.
Zaten nasıl gerçek gibi olabilirdi, değil mi ama?
Sen kanlı canlı, bağırıp çağıran, çalışkan ve seven bir babaydın.
Benim babamdın.
1985 yılında, ben senden habersiz öğrenci derneği başkanlığı yaparken "senin oğlun terörist olmuş" lafını duyduğunda 70 yaşına merdiven dayamışken, telaşla ve korkuyla taaa Adana'dan kalkıp İzmir'e yanıma gelmeni anımsıyorum.
Hatta evdeki kitaplarımı görme diye "baba arkadaşlar evi bir toplasınlar sen ev sahibim Ali Amcayla bir sohbet et" dediğimde anladığın halde ses çıkarmamıştın.
Ben bu dedikoduyu çıkaranı hiç affetmedim baba. Seni kalpten öldürebilirdi bu söylenti ve ben de zaten öyle biri değildim. 25 yıldır görmüyorum onu ve kalben de hiç affetmedim.
Bir de İzmir Narlıdere'de askerken beni ziyaret ederken ki halin hep gözümdedir; oğlunu o kadar asker arasından seçememiş ve beni tanıdığında ise sıkı sıkı sarılmıştın.
İşte unutamadığım sarılmalarımızdan biri budur. 

Sonuncusunu da yazacağım zaten.

Çok kızan, bağıran ve küfür de eden bir babaydın ve ben senin o halini hala sevmiyor ve özlemiyorum.
Çok seven, kinci olmayan, kızdıktan sonra her şeyi unutan bir babaydın ve inan bu halini çok özlüyorum.

Sapsarı tenin, boylu poslu oluşun ve gerçekten şık giyiminle bizim mahallenin en yakışıklı babasıydın.

Hep senin Türkçenin neden klasik bir Adana şivesi taşmadığını merak ederdim. Daha sonra bir Türkmen çocuğu olduğunun ayrımına vardığımda anladım nedenini...
Eeeee kızıl saçlı, sarışın ve elaya kaçan gözlerin vardı.
Dedem Osman Efendi, okumuş bir adam ve onun babası Veliddin Efendi de... Öyle bir aileden böyle Türkçe konuşan bir oğul olmalıydı elbet.

Bu yazı aynı zamanda seninle bir vedalaşma çabam da olacak.
Çünkü seni en son gördüğümde, hastayken ve beni evin salonunun daire kapısının önünde nisan ayının bir günü yolcu ederken, öyle bir sarıldın ki, ben sana aynı derecede canını acıtırım diye sarılamamıştım.
Ne büyük bir hata yapmışım...
Acırsa canın acısın, değil mi ya?
Bir insan oğluyla her zaman mı bir daha görmemecesine vedalaşır?

İpek koca bir genç kız oldu. Adı gibi duru ve güzel. 
Sen öldükten sekiz sene sonra oğlum Mehmet doğdu. Bu yeni bir haber senin için şimdi. Adını Kurtuluş Savaşı veÇanakkale şehitlerinden ve 150 yıldır emperyalizmle mücadele eden kahramanlardan alıyor.
Çok şükür sağlıklı, boylu poslu güzel bir oğlan ve ayıptır söylemesi bana benziyor.
Ben de sana benzemeye başlamışım; yeğenlerin öyle söylüyor.
Yaşıyoruz işte çok şükür ve yanı başımızda senin yokluğun var.
Buna da alıştık.
Sen gittin biz kaldık, bir süre bir hayli de ağladık.
Sana en son ben dokundum yüzünü sevdim ve gelenekmiş o zaman öğrendim, Çukurova toprağı serptim kefeninin içindeki sapsarı yüzüne...
Ayağını okşadım mezarında.
Hani çok üşürdü ya ayakların, en çok o ayakları öylece toprağa koymak koydu bana baba...
"Doğa yasaları" dedim kendi kendime ama can acıtıyor bu yasalar, bilesin baba...
Özlemedim seni, çünkü özlersem oralara gelmek gerekir ve istemem gelmeyi; oğlumun büyümesi lazım.
Onunla ilgili güzel planlarım var ve mutlaka gerçekleştireceğim.
Nur içinde yat baba.
Artık sana edemediğim vedamı da etmeme izin ver:
Sarıldım şimdi sana sıkı sıkıya, göğsüme dayadım da üstelik seni ve annenin yanına, şimdi yatırmış gibi uzattım seni toprağına.

Allah'a ısmarladık baba!
.
.

1 yorum:

  1. gozlerım dolu dolu okudum satırlarını..

    huzurla uyusun baban..

    ne mutlu kı

    senın gıbı bır evlat

    ve pırıl pırıl torunlar vermıs bu dunyaya..

    YanıtlaSil