27 Haziran 2012 Çarşamba

Küresel Karşıdevrimin Kırk Yıllık Atakları-1


Karşıdevrimci Bir Program Silahsız Uygulanabilir mi?

24 Ocak 1980 sadece bir tarih midir?
Bunun böyle olmadığını yaşı 50' ye dayanmış Türkiye' de yaşayan herkes bilir. Belki tam olarak açıklayamazlar ama, bu tarih mıh gibi zihinlere saplanmıştır. 
17 yaşını daha tamamlamamış bir delikanlı olarak, bu tarihin benim hayatımı yıllar sonra bile(32 yıl) etkilemeye devam edeceğini nereden bilebilirdim.
24 Ocak 1980 elbette sadece benim hayatımı değil, benden sonra doğan ve hala da doğmaya devam eden her yurttaşın hayatını etkilemeye devam ediyor. Dolayısıyla 24 Ocak 1980 Ekonomik Kararları sadece ekonomik yapıyı değiştirmemiş ama buna eşlik eden tüm sosyal parametreleri de etkilemiştir, çünkü her ekonomik kaybın bir sosyal yansıması olacaktır. Bu daha çok dış borç, daha az ücret artışı, daha kötü bir milli eğitim, daha kötü sağlık hizmetleri, daha kötü yurt savunması... Bu listeyi uzatmak mümkündür.
Yukarıdaki sıralanan "kötü" sonuçlardan daha da kötüsü kamu ekonomisinin çökertilmesi ve uluslar arası sermayenin tecavüzüne açık bir hale gelmesidir.
Türkiye ekonomisi bu kararlarla fahişeleştirilmiştir.
24 Ocak Kararları için "yapısal dönüşüm" programı tanımlaması yapılıyor. Bu tanım doğrudur. Bu kararlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin kamucu yapısına ilk, en büyük ve en kapsamlı darbesini indirmiştir. Cumhuriyet tarihinde, 24 Ocak 1980 tarihine değin bundan daha büyük bir darbe indirilmemişti.
Kaynaklar 24 Ocak kararlarını aşağıdaki başlıklarla özetliyorlar.
• Para arzının kısılması ve serbest faiz uygulamasına geçilmesi,
• 1981-89 yılları arasında sırasıyla Sermaye Piyasası Kurulu ve Borsa kuruldu, dış ticaret devletin denetiminden çıkarak tamamen serbestleşti, uluslar arası sermaye hareketleri serbestleşti,
• 1970'ler boyunca son derece güçlü olan sendikaların faaliyetleri bu kararlarla sınırlandırılmış, toplu pazarlık yöntemleri gözden geçirilmiş ve işçi ücretlerinin yükselmesine engel olunmuştur
• İç pazara dönük "ithal ikamesi" modeli yerine "ihracata yönelik sanayileşme" modeli benimsenmiştir,
• Faiz oranları devletin denetimden çıkmış, serbest pazar tarafından belirlenmesinin yolu açılmıştır
• Fiyat denetimlerinin kaldırılarak fiyatların arz-talebe göre piyasada belirlenmesinin sağlanmaştır.
• KİT reformu yapılmış ve KİT'ler eliyle üretilen temel mallarda sübvansiyonların kaldırılarak veya azaltılarak üretilen ürünlere zam yapılmasının önü açılmıştır.
• Bir yandan kamu harcamaları kısılırken, kapsamlı bir vergi reformunun yapılarak vergi gelirleri arttırılmıştır.
• Yabancı sermayeyi özendirmek için engeller kaldırılmıştır.
• Devlet tekelindeki kimi üretim alanları yerli ve yabancı özel sermayeye açılmıştır.
İhracat için inanılmaz vergi iadeleri ve teşvik primleri ödenmiş, KDV iadeleri yapılmıştır. 24 Ocak Kararları "hayali ihracat" kavramının doğmasına neden olmuş, yurtdışında paravan şirketler kurulmuş ve ihracat belgelerinde bildirilen ürünlerden faklı çöp ürünler yüksek fiyatlarla bu paravan şirketlere satılmış ve bu rakamlar üzerinden inanılmaz vergi iadelerinin önü sağlanmıştır. 24 Ocak kararları bu yönüyle yolsuzluk yaratan kararlar olarak da anılabilir. Sadece "hayali ihracat" açısından mı? Elbette hayır. Borsa spekülasyonlarıyla tasarrufların el değiştirmesi, ihalelerde yolsuzluklar ve en sonunda onurlu devlet memurluğu davranışı Turgut Özal'ın  "benim memurum işini bilir" tanımına uyan bir davranış modeline dönüşecekti.
ABD Doları kuru 24 Ocak 1980 günü 47 Lira' dan 70 TL' ye yükseltilmiştir. Bu, Türk parasına döviz karşısında bir yıl içinde yapılan ikinci büyük değer kaybı operasyonudur.
Türk parası kendi ülkesinde değersizleştirilmiş ve en sonunda 1 ABD Doları, 2Milyon TL'ye dayanmıştır.
"Yabancı Sermaye Teşvik Kararı" ve "Çerçeve Kararnamesi" ile 1980'de 97 milyon ABD Doları olan yabancı sermaye tutarı 1981'de 337 milyon dolara, 1987'de ise 665,2 milyon ABD Doları'na yükselmiştir. Yabancı sermaye girişi ise 1980 yılında 35 milyon ABD Doları iken, 1987 yılında 239 milyon ABD Doları'na yükselmiştir. Yabancı sermayeli kuruluşların sayısı da 1980'de 78 iken 1987'de 836 olmuştur.
Yabancı sermaye girişimdeki bu inanılmaz artışlar bir yandan dış ticaret açığını finanse ederken, diğer yandan da ekonomide dışa bağımlılığın yolunu açmaktaydı.
Yukarıdaki kararların bize işaret ettiği birkaç nokta var;
Kamu harcamalarını azalt, vergileri yükselt, işçi ücretlerini dondur veya artışını sınırla, sendikalı işçi sayısını azalt, Cumhuriyet' in ekonomik alt yapısı olan "Kit'leri ya kapat ya da desteklemekten vazgeç, döviz açığını kapatabilmek için yabancı sermaye için Türkiye' yi cazip bir pazar haline getir, ulusal ekonominin temel taşlarını özelleştir ve yabancılara devret, ithal ikameci politikalardan vazgeç, eşdeğerlerini yurtdışından ithal et.
Peki, bu kararlar çağdaş demokrasilerin işlediği bir ülkede kolayca uygulanabilir miydi? Bırakalım ileri demokrasilerin sağlıklı işlediği ülkeleri, 1980 öncesinde tüm eksikliklerine rağmen Türkiye' de uygulanan demokratik bir yapı içinde bile uygulanamazdı..
Bu durumda bir tarihten daha söz etmekte yarar var. Bu tarih 27 Aralık 1979' dur. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren bu tarihte Cumhurbaşkanı'na bir uyarı mektubu vererek, Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu bu mektupla özetlemiş ve acil önlem alınmasını istemiştir. Bu klasik anlamda bir "muhtıradır."
Başbakan Süleyman Demirel bu mektubu kendine verilmemesine rağmen doğru okumuştur. Bu mektup darbenin ilk adımıdır ve Demirel süratle Müstaşarı Turgut Özal' ı askerlere göndererek alınacak ekonomik paketler hakkında bir brifing verdirmiştir.
Kenan Evren, Turgut Özal' a brifing sonunda desteğini iletir. Bu destek o kadar önemlidir ki, ilk önce askerlere sunulan bu yapısal değişiklik kararları, darbe sonrasında Maliye Bakanı olacak Turgut Özal'ın önünü açacaktır.
Artık 13 yıl sürecek "Özallı Yıllarla" birlikte, Cumhuriyet' in kamucu yapısının yıkılması, serbest pazar ekonomisinin tüm vahşetiyle uygulanması dönemi başlayacaktır.
Ama bu kararlar görece gelişkin ve güçlü bir sınıf muhalefetinin olduğu bir ülkede silahsız uygulamazdı.
12 Eylül Darbesi, 24 Ocak Kararlarını uygulatan küresel karşıdevrimin ilk silahlı eylemidir.
Silahsız yürüyen bir politika olur mu, elbette olmaz.
Hırsızın sizin cebinizden para alabilmesi için ya uyumanız gerekir, ya da silah kullanması.
Şükür ki, işçi sınıfı dimdik ayaktaydı, ama bu dik duruşunun bedelini ağır ödeyecekti.
Bu yüzden küresel karşıdevrimin silahı 12 Eylül' e de geleceğiz.
12 Eylül Amerikancı Karşıdevrim Darbesi!
Haftaya!
........................................
Yararlanılan Kaynaklar:
1. Ulugay, Osman, 1984, 24 Ocak Deneyimi Üzerine, Hil Yayınları
2. http://ipsalamyo.trakya.edu.tr/arsiv/senem/2010-2011%20Bahar/24ocakkararlar.pdf
3. http://www.mevzuatdergisi.com/2005/10a/01.htm:
a. Yrd. Doç.Dr. Salih Öztürk, Deniz Yakışır- Türkiye ekonomisinde 1980 sonrası yaşanan yapısal dönüşümlerin GSMH, dış ticaret ve dış borçlar bağlamında teorik bir değerlendirme
4- Mehmet Ulusoy, "Ulusal Devrim ve Küresel Karşıdevrim" Kaynak Yayınları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder