15 Şubat 2009 Pazar

İstanbul'un Özgüvenli Kargaları

“Karga Komşularım”

Ben gözlem yapmayı severim ve eğer bu gözlemim vahşi yaşam süren hayvanlarla ilgiliyse, daha da çok severim. Bilirsiniz bazı karga türleri 400 yıla değin yaşayabiliyorlar ve İstanbul’un kargaları böyledir. Hatta geçen yüzyılın sonunda hayatta kalanların Fatih Sultan Mehmet’i bile gördükleri söylenir. Aslında kargaların yaşam sürelerinde devletler doğar ve ölürler ama kargalar yaşar.
Çocukluğumuzda kargalarla ilgili çok yanlış şeyler de öğretildi; ne yazık! Mesela Tilki için zeki, Karga için aptal yakıştırması gibi ve bir de seslerinin “çok” kötü olduğuyla ilgili… Ben kargaların seslerinde hep bir çekicilik bulmuşumdur. Evet, eğer karga bir insan olsaydı şarkıcı olamazdı kesinlikle ve ben de şarkıcı olamam zaten... Allah korusun beni bir şarkı söylerken bir duysanız şarkı dinlemeyi aklınıza bile getirmezsiniz bir daha.
Karga sesinde bir içtenlik vardır ve tınısı içeridendir, derinlerden gelir; çığlık attığında karga kardeş gölgeler o güzel tınısını... Aslında biraz çabayla o bariton sesin içindeki yumuşaklığını duyabilirsiniz.
Karga özgüvenlidir. Sol yanda resmi bulunan kargaya bakar mısınız? Hem zerafet hem özgüven vardır duruşunda.
Özellikle boynuna ve onun taşıdığı başına bakınız.
Ben Koşuyolu Öğretmen Evi’nin bahçesinde izledim onları ilk. Hiçbir canlı o özgüvenle yürüyemez. Aslan’ da bile yürürken bir kaypaklık, bir adamsendecilik vardır ama kargada asla…
Karganın başı kuş morfolojisinin emrine inat geriye doğru itilir ve ancak başını birkaç cm’ lik ileri geri hareketi yaptırarak yürür.
Yere asla eğmez yemek yeme anları hariç. Uzaktan askerlerin yürüyüşünü andırır ama çok daha zariftir.
Mesela ben zekasına şapka çıkarırım. Cevizi kargadan başka yiyebilen kuş yoktur. Çünkü karga hariç hiçbir kuş türü, cevizi sert zemine yükseklerden bırakarak, kırdıktan sonra, yemeyi akıl edemezler.
Ama karga bunu yapar.
Size neden bunları anlatıyorum, çünkü benim karga komşularım var dört gözle bekliyorum onları.
Balkonumuzun 3 metre ilerisinde 12- 13 metre yüksekliğindeki çamda yuvaları var ve sadece 2-3 ay kullanırlar. Bakın çamın resmi aşağıda ama yuvalarını seçemezsiniz.
Göz kararıyla hesaplayın; tepeden 1 metre kadar aşağıdadır yuvaları. Bu ağaç çok büyüktür haa! Evimiz 4. Katta olduğu için ve ben de yukarıdan çektiğim için bu fotoğrafı çam küçük görünüyor. Dedim ya 12-13 metredir boyu bizim çamımızın.
Bu evde 3. yılımıza girdik.
Geçen iki yılda da şubat ortalarında geldiler ve nisana kadar burada kaldılar.
İki aşık kargadır bunlar. İnanılmaz bir iş bölümü vardır aralarında.
Hiçbir kadın bu karganın eşi kadar özenle bakılmamıştır yumurtanın üzerinde tünerken.
Hiçbir kadın onun gibi beslenmemiştir eşi tarafından bebek doğduktan uçana kadar. Erkek yemi getirir ve gagaları birbirinin içine girer; yemeği erkek kursağından boşaltır eşinin ağzına.
Sonra bebek aynı özenle beslenir…
Ve 3 ayın sonunda uçma dersleri verilir bebek kargaya ve uçtuğu andan itibaren yuva terk edilir. Bir sonraki yılın baharına değin.
Martılar birkaç kez yuvayı ele geçirmeye çalıştılar ama hiç şansları olmadı. İlginçtir böyle anlarda bütün kargalar o yuvayı “ortak düşmana” karşı savundular. Bir kez bizim yaramaz bebek karga aşağı düştü, kediler koştu tabii… Ama nereden geldiğini anlayamadığım onlarca karga kedilerin baş belası oldular ve bebeği kurtardılar… Kolay mı, bu doğan karga yeni Fatihleri gözleyecek bu güzel yurdumda.
Ben gerçek hayatımda işte böyle bir yaşamı istedim ve basardim sanirim;
Karga sadeliğinde yaşamak ve aynı tutkuyla bağlanmak hayata...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder