21 Eylül 2013 Cumartesi

Halk Hareketi Uçağa Binerek Gelmez!



Aslında Haziran Ayaklanmasının ardından bizim de hoşumuza giden bir beklenti oluştu.
Sonbahar’da, Haziran 2013’teki eylemlerden daha büyük ve daha kapsamlı talepleri olan eylemlerin olacağı varsayımı içimizi ısıttı ve hala da bir gizil güç olarak bu toprakların üzerinde dolaşıyor.

Bu beklentimiz eylül başından itibaren sanki bir zorunluluğa dönüşür gibi oldu.
Ve giderek AKP’yle simgeleşen “Mafya-Gladyo-Tarikat rejimini sonbaharda halk hareketine dayanarak demokratik yollardan devirme” isteğimiz daha da coşkulu hale geldi.

Gençlerin coşkularını anlatmaya bile gerek görmüyoruz.

“Üniversiteler açılacak, yaz tatiline giden halkımız okulların açılmasıyla birlikte şehirlere dönecek ve bir kıvılcım bütün bozkırı tutuşturacak…”

Bu nedenle heyecan duyduk ve halen de duymaktayız.

Ama biraz duralım, sakin olalım.

Çünkü;

Halk hareketi, beklentilere göre kendine yol çizmiyor.
Halk hareketi kendi doğal yolundan gelişmeyi veya serpilmeyi tercih ediyor.
Halk hareketi, kaynağı olan halkının, bir önceki harekette kazandığı deneyimlerini içselleştirmesine izin veriyor.
Halk hareketi kendi hatalarından öğrenmeyi tercih ediyor ve bir hatayı iki kez yapmak istemiyor.
Halk hareketi o devasa bedenini beklentilere göre hareket ettirmiyor, tartıyor, biçiyor hesaplıyor.
Halk böylesine büyük boyutlarda harekete geçmek için o büyüklüğüyle eşit sorumluluk duyuyor.
Bunlar halk hareketinin doğal kurallarıdır.

Devrim yapmış bütün halklara bakınız, bunun dışında bir başka seyir izlememiştir.

Bir yandan da devleti yöneten karşı devrimci kuvvetlere bakınız.

Başbakan, içişleri bakanı ve onların vali ve emniyet müdürlerinin ifadelerinde, onların yönettiği basının ve diğer iletişim araçlarının söylemlerinde bu beklenen halk hareketi sanki uçağa binmiş de gelecekmiş gibi halk hareketinin eylülde o da olmadı ekim ayında çıkacağı beklentisini yayıyorlar.

Romantik Sıcak Sonbaharı kışa çevirecekler çünkü.

Hatta Marmara Üniversitesi ve İstanbul’un diğer üniversitelerinde bizzat emniyetin dağıttığı bildirilerde de fonda “gelecek olan halk hareketi,” olmak üzere “aman ha geleceğinizi karartmayın”yazıyorlar ve öncüleriyle halkın arasına set çekmeye, öncüleri yalnızlaştırmaya çalışıyorlar.

Bir yandan biz öncülerin kalbinde bir an önce gelmesi beklenen halk hareketi var ve  karşı tarafta bu hareketin zamanından önce gelmesini “kışkırtan” hükümet ve devlet görevlilerinin kışkırtıcı açıklamaları var.

Benimle daha önce Haziran Ayaklanmasına katılan ve herhangi bir siyasi parti, dernek üyesi olmayan arkadaşlarıma bakıyorum…
Onların daha hiç harekete geçmeye niyeti yok.
Temkinli bir şekilde hayatlarına devam ediyorlar ve Haziran Ayaklanması hikayelerini birbirlerine övünerek anlatıyorlar.

Biz de halktan öğrenmeli ve temkinli olmalıyız.
Bizim de halkımız gibi “acelemiz” olmamalı.

Mafya-Gladyo-Tarikat sistemi daha halk hareketi olgunlaşmadan, kitleselleşmeden  kışkırtarak ezmek istiyor.

Hazırlıklarına bakınız, 60 yeni TOMA siparişi verdiler, bugünlerde teslim edilmiş olmalı.
Kadıköy’ün ve Beyoğlu’nun her köşesi çevik kuvvet ekipleriyle dolu.Kışkırtmaya çalıştıkları hareket daha zayıfken ezmek için hazırlar.Tayyip’in kahramanları onlar. Bu halkın polisi değiller!

Ankara’da, alfabenin 7 harfi olan polis gençleri büyük bir hınçla “Mustafa Kemal’in p..çleri” diye kovalanıyor.

Bunun adına Türk Polisi diyebilir miyiz?

Eğer aceleci davranırsak eziliriz, öncüler ezilirse halk öndersiz kalır ve çok büyük kitlesel eylemler olsa bile bir rotadan yoksun kalacağı için savrulur gider.

Unutmayın halk hareketini bize getirecek bir uçak,tren veya vapur yok.

Ve o hareketi bu taşıtlara bindirecek güç de yok…

Bıkmadan, sabırla, oya işler gibi halkımızı örgütleyeceğizi böylece  hareketini de örgütlemiş olacağız.

Halk hareketi ister sonbaharda, ister kışın, isterse de ilkbahar’da gelsin, o büyük kuvvetle bu mafya-Gladyo-Tarikat rejimini yıkıp, Türküyle, Kürdüyle bu milleti ortak vatanımızda refah içinde yaşatacağız.

İşte o zaman ne gaz, ne TOMA, ne gerçeğinden bile olsa mermiler hedefe ulaşmamızı engelleyemeyecek.

Yeter ki içimizdeki cevher soğumasın!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder