11 Eylül 2012 Salı

12 Eylül 1980'de Gelmeyen Kart!


Aydınlık Adana Ofis'te ilk yazı derslerimi aldım ben.
Hem de ne hocadan!
Kemal Demirel'in liseyi 1980 Haziran başında bitiren bu gencin üzerinde az mı emeği var?
Henüz 30'lu yaşların daha başındayken kel olmuş, iri siyah gözlerini çerçeveleyen kara kemik gözlüklerinin ardından dünyaya bakan bir devrimci-emekçi aydındır Kemal Demirel.
İşçilikten yetişmiş, genç yaşta partili olmuş, dünya edebiyatını, felsefeyi, sosyalizmi işte o mücadeleler içinde okumuş kavramış bir işçi aydın.
İşte ben, ilk yazı derslerimi ondan aldım.
Bana bir ham haber verir, "Kubilay şunu bir yaz getir" der. Ben yazarım, o öğretirken düzeltir ve haberi yollardı İstanbul'a.
Kemal Demirel, "Belgelerle Kahramanmaraş Katliamı" yazı dizisiyle dönemin MHP'li katillerini tek tek kulaklarından tutup yargı önüne çıkartan korkusuz bir "araştırmacı gazeteci" adamdır. Ama bu uydurma bir araştırmacı gazetecilik değildir; eli silahlı MHP'li katillerdir araştırılmakta olan. Savcının iddianamesi neredeyse bu yazı dizisiyle yazılanla aynıdır. Aydınlıkçılara "ihbarcı" diyen avanak solcular nedense bunlardan bahsetmezler. Bunun yanı sıra ünlü Kontrgerilla dizisinde olduğu gibi tek tek CIA'cı kadroyu isim isim halkın önüne getirdiğimizden de...1 Mayıs Katliamı'nı tezgahlayan MİT'te yuvalanmış faşist Amerikancı kliğin ifşa edilmesinden de bahsetmezler.
Konumuz bu değil.
Ve konumuz Aydınlıkçıların gerçeğe bağlılığı da değil.
32 Yıldır Hala Beklenen Kart
Konumuz, henüz 17'sinde bir emekçi aydından alınan yazı derslerinin bir delikanlının yaşamındaki önemiyle ilgilidir.
11 Eylül 1980 günü İstanbul'dan postalanan ve hala alıcının eline ulaşmamış olan üstelik devrimci ellerce pulu yapıştırılan tam otuz iki yıldır beklenen bir posta var.
İstanbul'da santral görevlisi Selver Abla,"şimdi postaya verdik Kubilay, sabah elindedir" demişti oysa telefonda.
Selver Abla demişti ama sabah da olmak bilmemişti! Uyuduğu salondaki iri kocaman saatin akrep ve yelkovanlarını eliyle ittirmeyi düşünecek kadar sabırsızlık içinde geçirdi geceyi.
Sabaha karşı tam sızmıştı ki, babası bağırarak tüm evi uyandırdı.
"Kalkın çocuklar, darbe oldu!'"
Delikanlı postayı beklerken gele gele darbe geldi!
12 Eylül'ün yıllarca sürecek karanlığı, işte bu pırıl pırıl sonbahar sabahı Adana'nın da, tüm Türkiye'nin de üzerine düşecekti.
"Nereye sıkıştı, nerede kayboldu posta zarfı veya bir başkası tarafından açıldı mı?" bilinmiyor.
Kemal Demirel'in 10 Eylül 1980 günü, "evet bu çocuktan iş çıkar" dediğinin ertesi günü postaya verilen zarfa ne oldu?
Otuz iki yıldır ne bir ses ne bir sada...
Bana "kariyerindeki en önemli başarın nedir?" diye sorarsanız, "o posta zarfının içinde bana ulaşmamış şeydir" derim.
17'sindeki kazanılmış başarı, 40'lı yıllardaki ulaşılan Genel Müdürlük ünvanından bile önemlidir. Çünkü burada önemli olan başarının çok genç yaşta gerçekleşmiş olmasıdır.
Ve 11 Eylül 1980 günü postalanan "Aydınlık Gazetesi Muhabir Kartı" mı hala beklerim.
Ve ne zaman siyah deri çantasıyla posta dağıtan bir postacı görsem, hafif ona doğru seyirtir ve hala gelmemiş olan kimliğimi düşünürüm.
Acaba gelir mi ve beklemeli miyim muhabir kimliğimi hala!
Ve kime sorsam, ne yapsam?
Kim bilir ki?
Kemalistler.net

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder