Kayıtlar

Hadi Bakalım Eyvallah !

Resim
"YORUMSUZ"

İnsan Neyle Yaşar?

Ne ile yaşar insan? Biliyor muyuz gerçekten ne ile yaşadığımızı... Bu konuyla ilgili uzun süredir yazmak istiyordum ve sonunda bu isteğimin yaşama geçmesini üç olay tetikledi. İkisini söyleyeceğim ama üçüncüsünü söyleyemem. 11.Uluslararası İstanbul Bienali'inin bu yılki sloganı, Bertolth Brecht'in ünlü "Üç Kuruşluk Operasın'daki "İnsan Neyle Yaşar " adlı şarkının adı olarak belirlenmiş.. İyi de yapmışlar. Üç Kuruşluk Opera, 20.Yüzyılın en önemli Marksist şairlerinden biri olan Brecht 'in ciddi bir kapitalizm eleştirisidir ve dünya çapında da ün kazanmıştır. İkincisi tetikleyici neden ise dün bir arkadaşımı ziyarete gittiğimde, apartman blokları içinde 4. katta yaşayan 7-8 yaşlarındaki bir oğlan çocuğunun açık pencereden dışarıdaki insanları izlediğini izledim uzun uzun... Güzel bir apartmanın içinden, insanlarla dolu bir sokağı izliyordu. Düşündüm, " bu çocuk ne ile yaşar?" Muhtemelen elektronik cihazlarla dolu bir evde ve benim çocukluğumda ha...

Mehmet Kızıldenizli

Resim
Yok artık yazmam lazım... Benim oğlum Mehmet artık yazılmayı hakediyor! Size üç diyalog yazacağım ve yorumsuz olacak. Yaz dönemi boyunca daha az playstation oynasın diye eşim Nesrin, Mehmet'e bazı kurallar koyar ve der ki "Mehmet her sabah uyandığında kahvaltı yapacaksın ve ardından da benim seçtiğim üç çizgi filmini seyrettikten sonra sana plarstation oynama izni vereceğim". Bu zorunlu anlaşma bir süre devam eder. Bir sabah henüz 6 yaşında olan Mehmet uyanır ve der ki ; "Anne sana bir şey söyleyebilir miyim? "Söyle Mehmet" "Ben bu gece rüyamda üç çizgi film seyrettim, kahvaltı yapar yapmaz artık playstation oynayabilir miyim?" Eeee çizgi film kotasını rüyasında tamamlamış adam.... *** Mehmet bu hafta okula başladı. Çok sevinçliyiz elbette. iki gün önce ne görelim alnında bir çizik ve kulağının içinde de kurumuş bir kan lekesi var. "Nesrin dedi ki "ne oldu Mehmet?" "Arkadaşlar kavga ediyorlardı, onları ayırırken oldu anne!...

Anamın Çeyiz Sandığı.....

Resim
Benim babam ilginç bir adamdı. Öyle çoook özelliğinden dolayı değil, pratik zekasından dolayı. İlginç bir hikaye anlatayım size... Babam marangozdu ve üstelik iyi de bir marangozdu. Hani denir ya "çivi ondan korkmaz ama saygı duyar hünerli ellere" ve babam tek bir çiviyi bile eğmeden çakardı çiviyi, çivinin girebildiği her türlü zemine. Babam ilk nişanlısı için bir çeyiz sandığı yapar. Hanımın adı da Ayşe'dir. Ve yanda gördüğünüz sandığı yapar; ceviz ağacındandır ve ceviz parçaları çiviyle değil, birbirine geçmeli şekilde köşelerden tutturulmuştur birbirine... Bu açıdan benzersizdir günümüz işçiliği açısından. Neyse adı Zekeriya olan babam nişanlısı Ayşe için sandığı yapar ve ortasına da Z.A harflerini işler... Gel zaman git zaman anlaşamazlar ve nişan bozulur, Ayşe Hanım da sandığı iade eder... Aradan zaman geçer, yirmi sekiz yaşındaki babam on beş yaşındaki annem Sabiha Hanımla evlenir ve tabi ki adettendir, çeyiz sandığı gönderilecek kız evine. Ve hoooop aynı sandık ...

İstanbul'da 30 Ağustos 2009'da Sabah Kahvaltısı

Resim
Arhavelili İsmail hem de takasıyla beraber, Kartallı Kazım, Ve İstanbullu Şoför Ahmet , 3 numrolu kamyoneti de dahil! Sonra Nurettin Eşfak, Ve İzmirli Ali Onbaşı, Ve daha onyedisinde gönüllü yazılan Konyalı Ali Özer, Sonra sonra, Adanalı Ahmet Oğlu Şerafettin, Nene Hatun da elbette , Ve Kahramanmaraşlı Sütçü İmam, Sonra Kambur Kerim; kamburu savaştan kalmadır. Sonra Allahuekber Dağları'nın şehitleri, Arkadaşlarının yerine nöbete kalkan Deli Erzurumlu, Ve Antepli Karayılan, Adanalı Çete Reisleri, Ve Halil İbrahim Çavuş, Ve Yörük Ali, Ve Çiğiltepe'yi vaktinde alamadığı için intihar eden Albay Reşat, Ve şarapneller ve 98956 tüfek ve onları tutan Mehmetler... Bugün sabah kahvaltımızda konuktunuz. Ve torununuz Mehmet'le kahvaltı yaptınız. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz! Bize bağımsızlığımız için ödenen bedeli anımsattınız! Canlarınız bizim içimizdedir, bizim oldunuz! Her 30 Ağustos'ta yine bekleriz... Yine bekleriz Yine... .....

Vedalaşma Zamanı

Allah'a Ismarladık Baba! 25 ağustos 1995'te sabah saatlerinde seni kaybettik ya baba, üzerinden tam 14 yıl geçmiş. Sana sorsam dersin ki şimdi "amaaaaan, ben öldükten sonra ne önemi var zamanın!" Haklısın. Zaman senin için o an durdu; ama bize de hak ver, "zamanın içinden hala geçip gitmekteyiz ve bir hayli de sürsün bu durum" demekteyiz. Dün düşündüm, sadece bir kaç kez gördüm seni rüyamda bu 14 yıl içinde ve hiç biri de gerçekçi değildi. Zaten nasıl gerçek gibi olabilirdi, değil mi ama? Sen kanlı canlı, bağırıp çağıran, çalışkan ve seven bir babaydın. Benim babamdın. 1985 yılında, ben senden habersiz öğrenci derneği başkanlığı yaparken "senin oğlun terörist olmuş" lafını duyduğunda 70 yaşına merdiven dayamışken, telaşla ve korkuyla taaa Adana'dan kalkıp İzmir'e yanıma gelmeni anımsıyorum. Hatta evdeki kitaplarımı görme diye "baba arkadaşlar evi bir toplasınlar sen ev sahibim Ali Amcayla bir sohbet et" dediğimde anla...

Büyük Aile-9-

Doğum ve Ölüm Şerafettin’in şehit oluşunun ardından Nazife Hanım’ın topçu subayı nişanlısı da şehit olmuştu. Savaş sonuna değin susturulamayan Palamutçuk Bataryaları’nda görev yapan Mehmet Bey, İngiliz gemisinden atılan bir top mermisinin şarapnelinin isabet etmesi üzerine şehit olmuştu. Şansız bir ölümdü onunki. Ama ölümün şanlısı nerede görülmüştü? Nazife Hanım bunun ardından bir daha hiç evlenmedi. Zaten evlenmiş de sayılmazdı. Sadece bir hoca nikahı kıyılmıştı. Tanrı katında evliydiler ama ne bir an yan yana kalabildiler, ne ortak evleri oldu, ne de düğünleri. Nazife Hanım nişanlısıyla geçirdiği birkaç saatin anısına hürmeten bir daha hiç evlenmedi. “Ben şehit karısıyım” dedi, “şehit eşleri evlenmez!” Aldı Sabiha adlı bir kızı ve evlat edindi onu ve ne kendinin ne Şerafettin’in ne de eşi Mehmet Efendinin sahip olamadığı çocukları adına yetiştirdi Sabiha’yı hayatının sonuna kadar. Nazife Hanım, Sabiha’yı evladı bildi, Sabiha da Nazife Hanımı anası. Ablası Fatma Hanım, doğup büyüdüğü...