17 Ocak 2019 Perşembe

Değişen Dengeler ve Bize Çıkan Dersler


Bölgemiz ve Dünyamız

Kubilay Kızıldenizli
Teori Yazı Kurulu Üyesi

Aslında bu kısa yazımızın başlığı Teori Dergisi’nin Ocak 2019 tarihli 348. Sayısı’nın kapak dosyasının adından esinlenerek yazıldı. Teori Dergisi’nin söz konusu dosyası “Bölgemiz ve Dünya” adını taşıyor ve özellikle ülkemizin içinde yer aldı yakın tüm kara ve sularındaki, Hazar Denizi, Karadeniz ve Akdeniz’in son 15-20 yıl içinde değişen politik ve stratejik konumunuyla birlikte Türkiye’nin yapması gerekenlerini özetleyen analizlerle dolu makaleler içeriyor. Bu haliyle Aydınlık okurlarına Teori Dergisi’nin bu sayısını okumalarını, tartışmalarını ve katkılarını beklediğimizi önemle vurgulamak istiyoruz. Altını çizmek istediğimiz makaleleri yazımızın sonuna bırakarak bölgemizde ve dünyamızda değişen dengelerin bize çıkardığı ödevlere öncelikle vurgu yapmak isteriz.
Değişen Stratejik Hasımlık
Elbette söz konusu harmanlanma ülkelerin birbirleriyle barış ve dostluk temelinde karılması anlamına gelmiyor. Ülkelerin ekonomik çıkarlarını baz alan ve dünyanın siyasal olarak yeni ittifaklar temelinde harmanlanmasına dayanıyor. İlerde tarih kitapları bu durumu küreselleşme olarak bilinen Yeni Dünya Düzeni’nin sonu ve Batı Çağı’nın kapanmasıyla birlikte Avrasya Çağı’nın açılması olarak yazacaklar. Bunun önümüzdeki yakın dönemde ileri geri adımları olacaktır ancak bu sürecin tersine döndürülmesi mümkün görünmüyor. Elbette değişen bu durum yeni stratejik hasımlıkları da zorunlu kılıyor ve Türkiye bu yeni durumda yerini durdurulamaz bir biçimde Batı’dan Avrasya’ya doğru kaydırıyor.
Türkiye’nin İran ve  Rusya ile kurduğu ve Suriye’nin de çıkarlarının temsil edildiği i Astana Süreci henüz istenilen ustalıkla yürütülemese de, bölgemizde neredeyese 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana kurulmuş olan dengeleri değiştirerek, ABD’nin Suriye’de yenilgisine yol açtı. Bu zaferi de tarih kitapları Asya Çağı’na geçişin ilk ve önemli başarısı olarak kaydedecektir.
Doğu Akdeniz’de Neler Oluyor
Artık konuya ilişkin çeşitli mecralarda yayımlanan analizler, Ortadoğu’da İsrail-Filistin ekseninde başlayan, İran-Irak savaşı ile devam eden, 1.ve 2.Körfez Savaşı ile Irak, Suriye ve hatta Türkiye’de rejim ve sınır değişikliğini amaçlana süreci değil, Doğu Akdeniz’deki gerilimden söz ediliyor. Doğu Akdeniz şu anda silahların en çok yoğunlaştığı alanlardan biridir. “Doğu Akdeniz barış içinde ne kadar kalabilir?” sorusu yanıtlanması gereken sorudur. Dünyada bir şeyler değişiyor ve bu değişikliğin altında yatan nedenler Akdeniz Havzası’nın doğusundaki ülkeleri yeni itifaklara yönlendiriliyor.
Doğu Akdeniz’de İsrail- Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Mısır ve ABD, Türkiye’nin ve KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını eylemli olarak tehdit eden bir birlik oluşturdu. İsrail’in bir yandan Kürt devletinin kurulmasını desteklemesi, diğer yandan Türkiye’yin Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını hiçe sayarak Mısır ve GKRY ile birlikte hareket etmesi, Yunanistan’ın da bu birliğe dolaylı olarak katılımıyla Doğu Akdeniz’deki kriz yeni bir boyuta taşındı. Oysa Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz rezervinin uluslararası yasalara göre adil paylaşımı Doğu Akdeniz’e kıyıdaş ülkeler olan Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail, Mısır, KKTC ve GKRY’nin ortak tavrıyla kolaylıkla kalıcı bir barışın garantisi olabilir. Elbette bu süreci ABD’siz düşünmeliyiz. Ancak bu düşünce niyetten öteye şimdilik geçemiyor. Bununla birlikte Mısır’ın Türkiye karşıtı ittifaktan koparılması ve Suriye, Lübnan, Mısır, Türkiye ve KKTC’nin ortak çıkarları ekseninde harekete geçmesi , ABD’nin Suriye’den sonra Doğu Akdeniz’den de kovulacağı anlamına gelebilir. Bu durum aynı zamanda Rusya’nın da bu tarafa kesin dönüşünün anahtarı da olabilir.
Ayrıca kimi siyasal analistler “ABD’nin kaya gazı üretimi nedeniyle artık Ortadoğu’dan enerji transferine eskisi kadar gereksinim duymadığını, aksine Doğu Akdeniz’deki doğal kaynakların işletilmesini istemediğini bu nedenle Doğu Akdeniz’de istikrarsızlığı körüklediğini “ belirtiyorlar. Suriye-Irak-İran-Lübnan ve Türkiye ekseninde etkisini kaybetmiş bir ABD’nin, Akdeniz’den söz konusu devletleri çeşitli siyasal manevralarla tehdit etmeye devam edeceğini kolaylıkla söyleyebiliriz. Ancak bu genel gidişi önlemekten uzaktır ve Türkiye’nin gerektiğinde savaşmayı göze almasıyla kolaylıkla engellenebilir. Bölgemizde İsrail dâhil hiçbir devlet kısa, orta veya uzun vadeli çıkarları için Türkiye ile savaşmayı göze alamaz.
Bu durumda Türkiye’nin gelişen bu yeni duruma göre ittifaklar geliştirmesi ve ortak çıkarlara dayalı gerçekçi bir barışı inşa etmesi birinci önecelikli görevi olmalıdır. Bu ise Astana’da kurulduğu gibi gerçekçi siyasal ittifaklarla, komşularıyla barış ve Suriye ve Mısır’la kurulacak direk ilişkilerle olabilir. Müslüman Kardeşler’den elini çeken bir Türkiye, Mısır’ı İsrail, GKRY ve özellikle ABD’den koparacaktır. Artık anlamsız olduğu tatamiyle herkes tarafından görülen ve Türkiye’ye zarar veren temelsiz bir Esad düşmanlığından vazgeçmek PKK-Barzani-ABD-İsrail dörtlüsünün “Kürt” devleti hayalini temelinden yıkacaktır ve ülkemiz için güvenli bir sınır hattının kısa sürede kurulmasını sağlayacaktır.
Artık ABD bırakalım dünya jandarmalığını, Suriye’deki küçük bir alanın jandarmalığını yapmaktan bile uzaktır. Bu elbette ABD’nin süper silahlı bir güç olduğu gerçeğini reddetmez ama işin artık otuz yıl önceki tarzda yürümesinin imkansız olduğunu gösterir. ABD devletini oluşturan kurumların çatışmasına bakmak bile artık ABD içinde de dışında da kendi birliğini sağlayamadığını gösteriyor. Daha 5-10 yıl önce AB ve İngiltere’nin neredeyse koşulsuz desteğini alan ABD, bugün bu desteği almaktan uzak bir konuma düşmüş görünüyor.
Teori Dergisi aslında ilk kez Yeni Bir Dünya vurgusu yapmıyor. Nisan 2018 tarihini taşıyan 339. Sayısı’nın kapak dosyası bugünü anlatır gibiydi. Söz konusu sayısı Amerikan Rüyasının Sonu idi. Aslında Aydınlıkçılar bu öngörüyü 2000’li yılların başından beri dile getirmekte ve tartışmaktaydılar. ABD’nin dünya ekonomisi içindeki payının küçük parçalarla düşmeye başladığı, Uzak Asya’da Çin ve Hindistan gibi ülkelerin payının artmaya başladığı andan itibaren, ABD’nin ekonomi alanında savaşı kaybedecğini tespit etmişlerdi. Ancak ABD’nin Suriye’den çekilme kararı bu sürecin ilk ve önemli adımıdır ve bunu diğer adımları izleyecektir. Tespitimiz şudur. ABD bölgemizde kaybetmiştir. Bundan sonraki taktiksel ileri adımları bu stratejik yenilgiyi durduramayacaktır. ABD evet tartışmasız en büyük silahlı güçtür ancak böylesine bir silahlı kuvvet büyük ve güçlü bir ekonomiye gereksinim duyar. ABD, bu büyük silahlı kuvveti besleyecek veya idame edecek ekonomik kaynaklarından yoksundur.
Vatan Partisi Genel başkan Yardımcısı Yunus Soner “Yeni Dünya’nın ilk sonucu; ABD Suriye’den çekliliyor adlı makalesiyle bu yeni duruma tarafların verdiği tepkiyi inceliyor ve bize son bir ayda gelişen yeni durumu tahlil ediyor. Gazetemizin Yazı İşleri Müdürü Tevfik Kadan “Karadeniz’deki güç mücadelesinin arka planı” adlı içi bilgi dolu şahane bir makaleyle konuya başka bir açıdan dikkatimizi çekiyor. Prof.DR Ata Atun “KKTC’de askeri üs kurulmalı mı?” sorusuna yanıt arıyor ve bu üssün Türkiye’nin milli çıkarları açısından önemini aktarıyor, Abdullah Yücel Kuruçim “Denizlerimizdeki tehditler ve Hazar Denizi Anlaşmasıyla” Akdeniz ve Ege’den tehditlere dikkat çekerken Hazar Denizi Anlaşması ile nasıl bir barış denizi yaratıldığının altını çiziyor. Konuyla ilgili olmasa da Çu En Lay’ın 1964 yılında hazırladığı bir raporun çevirisini bulacaksınız. Bu çeviri sanırız Türkiye’de ilk kez yaymlanıyor. Bugün Çin’in geldiği seviyenin tarihsel izlerini de bulabileceğiniz “Ulusal ekonomiyi güçlendirmek için başlıca göevlerimiz” adlı makalede dile getirilenler sanki ülkemiz için hazırlanmış bir makale gibi.


Bu makale 17.01.2019 tarihinde Aydınlık Gazetesi
nde yayımlanmıştır

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa