Değişen Dengeler ve Bize Çıkan Dersler
Bölgemiz ve Dünyamız
Kubilay Kızıldenizli
Teori Yazı Kurulu
Üyesi

Değişen Stratejik
Hasımlık
Elbette söz konusu harmanlanma ülkelerin birbirleriyle barış
ve dostluk temelinde karılması anlamına gelmiyor. Ülkelerin ekonomik çıkarlarını
baz alan ve dünyanın siyasal olarak yeni ittifaklar temelinde harmanlanmasına
dayanıyor. İlerde tarih kitapları bu durumu küreselleşme olarak bilinen Yeni
Dünya Düzeni’nin sonu ve Batı Çağı’nın kapanmasıyla birlikte Avrasya Çağı’nın
açılması olarak yazacaklar. Bunun önümüzdeki yakın dönemde ileri geri adımları
olacaktır ancak bu sürecin tersine döndürülmesi mümkün görünmüyor. Elbette
değişen bu durum yeni stratejik hasımlıkları da zorunlu kılıyor ve Türkiye bu
yeni durumda yerini durdurulamaz bir biçimde Batı’dan Avrasya’ya doğru kaydırıyor.
Türkiye’nin İran ve Rusya ile kurduğu ve Suriye’nin de
çıkarlarının temsil edildiği i Astana Süreci henüz istenilen ustalıkla yürütülemese
de, bölgemizde neredeyese 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana kurulmuş olan dengeleri
değiştirerek, ABD’nin Suriye’de yenilgisine yol açtı. Bu zaferi de tarih
kitapları Asya Çağı’na geçişin ilk ve önemli başarısı olarak kaydedecektir.
Doğu Akdeniz’de Neler
Oluyor
Artık konuya ilişkin çeşitli mecralarda yayımlanan analizler,
Ortadoğu’da İsrail-Filistin ekseninde başlayan, İran-Irak savaşı ile devam
eden, 1.ve 2.Körfez Savaşı ile Irak, Suriye ve hatta Türkiye’de rejim ve sınır
değişikliğini amaçlana süreci değil, Doğu Akdeniz’deki gerilimden söz ediliyor.
Doğu Akdeniz şu anda silahların en çok yoğunlaştığı alanlardan biridir. “Doğu
Akdeniz barış içinde ne kadar kalabilir?” sorusu yanıtlanması gereken sorudur. Dünyada
bir şeyler değişiyor ve bu değişikliğin altında yatan nedenler Akdeniz
Havzası’nın doğusundaki ülkeleri yeni itifaklara yönlendiriliyor.
Doğu Akdeniz’de İsrail- Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY),
Mısır ve ABD, Türkiye’nin ve KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını eylemli
olarak tehdit eden bir birlik oluşturdu. İsrail’in bir yandan Kürt devletinin kurulmasını
desteklemesi, diğer yandan Türkiye’yin Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını hiçe
sayarak Mısır ve GKRY ile birlikte hareket etmesi, Yunanistan’ın da bu birliğe
dolaylı olarak katılımıyla Doğu Akdeniz’deki kriz yeni bir boyuta taşındı. Oysa
Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz rezervinin uluslararası yasalara göre adil
paylaşımı Doğu Akdeniz’e kıyıdaş ülkeler olan Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail,
Mısır, KKTC ve GKRY’nin ortak tavrıyla kolaylıkla kalıcı bir barışın garantisi
olabilir. Elbette bu süreci ABD’siz düşünmeliyiz. Ancak bu düşünce niyetten
öteye şimdilik geçemiyor. Bununla birlikte Mısır’ın Türkiye karşıtı ittifaktan
koparılması ve Suriye, Lübnan, Mısır, Türkiye ve KKTC’nin ortak çıkarları
ekseninde harekete geçmesi , ABD’nin Suriye’den sonra Doğu Akdeniz’den de kovulacağı
anlamına gelebilir. Bu durum aynı zamanda Rusya’nın da bu tarafa kesin
dönüşünün anahtarı da olabilir.
Ayrıca kimi siyasal analistler “ABD’nin kaya gazı üretimi
nedeniyle artık Ortadoğu’dan enerji transferine eskisi kadar gereksinim
duymadığını, aksine Doğu Akdeniz’deki doğal kaynakların işletilmesini
istemediğini bu nedenle Doğu Akdeniz’de istikrarsızlığı körüklediğini “ belirtiyorlar.
Suriye-Irak-İran-Lübnan ve Türkiye ekseninde etkisini kaybetmiş bir ABD’nin,
Akdeniz’den söz konusu devletleri çeşitli siyasal manevralarla tehdit etmeye
devam edeceğini kolaylıkla söyleyebiliriz. Ancak bu genel gidişi önlemekten
uzaktır ve Türkiye’nin gerektiğinde savaşmayı göze almasıyla kolaylıkla
engellenebilir. Bölgemizde İsrail dâhil hiçbir devlet kısa, orta veya uzun
vadeli çıkarları için Türkiye ile savaşmayı göze alamaz.
Bu durumda Türkiye’nin gelişen bu yeni duruma göre ittifaklar
geliştirmesi ve ortak çıkarlara dayalı gerçekçi bir barışı inşa etmesi birinci
önecelikli görevi olmalıdır. Bu ise Astana’da kurulduğu gibi gerçekçi siyasal
ittifaklarla, komşularıyla barış ve Suriye ve Mısır’la kurulacak direk
ilişkilerle olabilir. Müslüman Kardeşler’den elini çeken bir Türkiye, Mısır’ı
İsrail, GKRY ve özellikle ABD’den koparacaktır. Artık anlamsız olduğu tatamiyle
herkes tarafından görülen ve Türkiye’ye zarar veren temelsiz bir Esad
düşmanlığından vazgeçmek PKK-Barzani-ABD-İsrail dörtlüsünün “Kürt” devleti
hayalini temelinden yıkacaktır ve ülkemiz için güvenli bir sınır hattının kısa
sürede kurulmasını sağlayacaktır.
Artık ABD bırakalım dünya jandarmalığını, Suriye’deki küçük
bir alanın jandarmalığını yapmaktan bile uzaktır. Bu elbette ABD’nin süper
silahlı bir güç olduğu gerçeğini reddetmez ama işin artık otuz yıl önceki
tarzda yürümesinin imkansız olduğunu gösterir. ABD devletini oluşturan
kurumların çatışmasına bakmak bile artık ABD içinde de dışında da kendi birliğini
sağlayamadığını gösteriyor. Daha 5-10 yıl önce AB ve İngiltere’nin neredeyse
koşulsuz desteğini alan ABD, bugün bu desteği almaktan uzak bir konuma düşmüş
görünüyor.
Teori Dergisi aslında ilk kez Yeni Bir Dünya vurgusu yapmıyor. Nisan 2018 tarihini taşıyan 339.
Sayısı’nın kapak dosyası bugünü anlatır gibiydi. Söz konusu sayısı Amerikan Rüyasının Sonu idi. Aslında
Aydınlıkçılar bu öngörüyü 2000’li yılların başından beri dile getirmekte ve
tartışmaktaydılar. ABD’nin dünya ekonomisi içindeki payının küçük parçalarla düşmeye
başladığı, Uzak Asya’da Çin ve Hindistan gibi ülkelerin payının artmaya
başladığı andan itibaren, ABD’nin ekonomi alanında savaşı kaybedecğini tespit
etmişlerdi. Ancak ABD’nin Suriye’den çekilme kararı bu sürecin ilk ve önemli
adımıdır ve bunu diğer adımları izleyecektir. Tespitimiz şudur. ABD bölgemizde
kaybetmiştir. Bundan sonraki taktiksel ileri adımları bu stratejik yenilgiyi
durduramayacaktır. ABD evet tartışmasız en büyük silahlı güçtür ancak böylesine
bir silahlı kuvvet büyük ve güçlü bir ekonomiye gereksinim duyar. ABD, bu büyük
silahlı kuvveti besleyecek veya idame edecek ekonomik kaynaklarından yoksundur.
Vatan Partisi Genel başkan Yardımcısı Yunus Soner “Yeni
Dünya’nın ilk sonucu; ABD Suriye’den çekliliyor adlı makalesiyle bu yeni duruma
tarafların verdiği tepkiyi inceliyor ve bize son bir ayda gelişen yeni durumu
tahlil ediyor. Gazetemizin Yazı İşleri Müdürü Tevfik Kadan “Karadeniz’deki güç
mücadelesinin arka planı” adlı içi bilgi dolu şahane bir makaleyle konuya başka
bir açıdan dikkatimizi çekiyor. Prof.DR Ata Atun “KKTC’de askeri üs kurulmalı
mı?” sorusuna yanıt arıyor ve bu üssün Türkiye’nin milli çıkarları açısından
önemini aktarıyor, Abdullah Yücel Kuruçim “Denizlerimizdeki tehditler ve Hazar
Denizi Anlaşmasıyla” Akdeniz ve Ege’den tehditlere dikkat çekerken Hazar Denizi
Anlaşması ile nasıl bir barış denizi yaratıldığının altını çiziyor. Konuyla
ilgili olmasa da Çu En Lay’ın 1964 yılında hazırladığı bir raporun çevirisini
bulacaksınız. Bu çeviri sanırız Türkiye’de ilk kez yaymlanıyor. Bugün Çin’in
geldiği seviyenin tarihsel izlerini de bulabileceğiniz “Ulusal ekonomiyi
güçlendirmek için başlıca göevlerimiz” adlı makalede dile getirilenler sanki
ülkemiz için hazırlanmış bir makale gibi.
Bu makale 17.01.2019 tarihinde Aydınlık Gazetesi
nde yayımlanmıştır
Yorumlar
Yorum Gönder