5 Ocak 2010 Salı

Psikolojik Savaş!

3 Ekim 1922.
Mudanya Ateşkes Anlaşması görüşmeleri başlar.
Şimdi biz bu tarihin bir kaç hafta gerisine gidelim...
9 Eylül 1922'de TBMM Ordusu İzmir'e girer.
Sırada İstanbul vardır.
İstanbul ise İngilizlerin işgali altındadır.
Mustafa Kemal 1. ve 2. Ordu'ya istanbul'a doğru yürüme emri verir.
Amaç müttfekleri barış masasına oturmaya zorlamaktır.
"Askerler tüfekler inin namluları yere bakacak şekilde"  İngiliz siperlerine doğru yürüyeceklerdir.
Düşman ateş etmedikçe ateş edilmeyecektir.
Ama kesinlikle de durmayacaklardır. İngilizler ateş açamazlar ve siperlerden geriye doğru çekilmeye başlarlar. İki cephede de büyük bir "sinir" savaşı başlar.
Türk Ordusu savaşmak istememektedir, ama gerektiğinde savaşma kararlılıklarını düşmana göstereceklerdir.
Mustafa Kemal'in 1. ve 2. Ordulara verdiği bu emir "Kurtuluş Savaşı'nın" bilinen en büyük psikolojik harp emridir.
Bu "psikolojik harp" silah desteği ile yapılan belki de ilk harptir.
Ateş etmeden düşman üzerine yürüyecekler, namluları yere bakacak şekilde olacaktır.
Müttefikler telaşlanırlar, böyle bir davranışı beklememektedirler.
Düşman bu psikolojik savaşa  daha fazla dayanamaz.
Fransızlar devreye girer ve Türklerin iki temel istediğinin "müttefiklerce" kabul edildiğini bildirerek "Ateşkes" görüşmelerine başlanacağını belirtirler.
Bu iki istek, İstanbul'dan Yunan savaş gemilerinin ayrılması ve Batı Trakya'nın acilen boşaltılmasıdır.
Görüşmeler başlar.
Ancak İngiliz Temsilci General Harrington, bu iki isteği diplomatik manevralarla ertelemeye çalışır.
Türk tarafının kırmızı çizgileri nettir.
Trakya boşaltılmadan ve Yunan savaş gemileri İstanbul'dan çıkarılmadan ateşkes anlaşmasını imzalamayacaklarını ve eğer bu şartlar sağlanmazsa savaşacaklarını açık bir şekilde İngiliz, Fransız ve İtalyan delegelere iletirler.
İsmet İnönü bu amaçla , Mustafa Kemal'in "eğer şartlar kabul edilmezse Trakya'daki düşmanı takip etmek amacıyla istanbul'a giriniz!" emrini General Harrington'a müzakere sırasında gösterir ve kesin bir dille bu emre uyulacağının altını çizer.
Bu arada çıkacak olan muhtemel savaşı yönetmek için karargahı ile Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Bursa'ya gelmiş ve ordular hiçbir gizlenmeye gerek olmadan Çanakkale ve İstanbul'a doğru yürüyüşe geçmişlerdir.

Bu kararlılığı gösteren Türk Ordusu'nun psikolojik harbi başarılı olur ve Trakya tek bir mermi patlamadan ele geçirilir, Yunan savaş gemileri İstanbul' dan ayrılır ve Lozan Barış Anlaşması'na müttefikleri oturtmayı başarırlar..
Psikolojik harp budur!
*** ****
Bu tarihten seksen yıl sonra Genelkurmay Başkanları son yıllarda defalarca kameralar önüne çıkarak "Türk Silahlı Kuvvetleri' ne karşı bir "asimetrik savaştan" söz ediyorlar, yakınıyorlar.
Bu çaresizliktir.
Biliyorum ki, " hükümeti olmayan bir ordu gerçekte var değildir, ordusu olmayan bir hükümette yoktur!"

Bir ordunun kafasının karışık olmaması için ciddi bir siyasi güce gereksinimi vardır. Bu siyasi güç hükümettir. Bugün ABD'nin baş tehdid olduğunu orduda bilmeyen ve görmeyen yok gibidir. Hatta bu asimetrik savaşı yöneten de ABD'dir ve TSK'da bunu bilir.
Ama açıkça bunu ilan edemez.
Hayali bir "düşmana", "tanımlanamayan" bir düşmana karşı savaşabilecek bir ordu olabilir mi?
*** ***
1922 yılının 3 Ekimine ordumuzu götüren stratejinin ardında güçlü bir TBMM vardı. Bir "milli hükümet" vardı!
Şimdi sorum şudur; "böyle bir güç şu anda var mıdır?
Sözü dolaştırmadan yanıtı bu kez ben veriyorum;
Yoktur!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder