26 Şubat 2017 Pazar

Çözümleri konuşma zamanı

Çözümleri konuşma zamanı

Kubilay Kızıldenizli
Teori Yazı Kurulu Üyesi

Çok zaman geçirmeden elimizdeki mevcut tüm olanakları kullanarak ülkemizin özellikle ekonomik ve güvenlik sorunlarının çözümlerini Parti disiplini ve  platformu üzerinden dalga dalga ve üstelik yüksek perdeden milletimizin önüne getirme görevi ile karşı karşıyayız.
Ekonomi konusunda yazılmış neredeyse tüm makaleleri taradığımızda içinde pek azının gerçekçi çözümler içerdiğini görüyoruz. Önümüze çözüm olarak sürülenlerin tamamına yakını ya ülkemizdeki mevcut “mafya tarikat gladyo sisteminin” yarattığı ve yine aynı sistem içinde “çözüm” önerileriyle doludur.  Ayrıca yine aynı makaleler, küresel düzeydeki önemli aktörlerin davranışlarının veya alacağı kararların ülkemiz ekonomisini nasıl etkileyebileceği ile ilgili. Bakınız söz konusu “çözüm” önerileri, ekonominin emperyalizm temelli küresel “öksürüklerinden” nasıl korunacağımızdan çok aynı hastalıklı sistemle daha fazla nasıl bütünleşmemizle ilgildir.

Kıt malların biliminden kıt paranın “bilimine”

Üniversitelerde verilen Ekonomiye Giriş dersinin daha önsözünde ekonomi için “kıt malların bilimi” tanımı kulanılır. Yani bu basit anlatım bile ekonomi dediğimiz şeyin öncelikle üretimle ilgili olduğudur. Oysa televizyonlarda ekonomiyle ilgili günlük programları izlediğimizde, davet edilen konuklar arasında üretim alanında faaliyet gösteren bir temsilciyi bulmanız mümkün değildir. Örneğin ben bugüne kadar ülkemizde büyük ölçekli üretim yapan söz sahibi kuruluşların temsilcileriyle yapılan bir programa rastlayamıyorum. Rastlasak da mevcut siyasi iktidardan korkularından genel geçer ifadeler kullanmaktadırlar. Oysa hemen hergün İMKB temsilcisi veya bir borsa uzmanı, İMKB’den başlayarak dünyadaki önemli menkul kıymetler borsalarındaki işlem hareketlerine bakarak “ekonomiyi” yorumlar ve dünya borsalarındaki dalgalanmaların ülkemiz ekonomisi üzerine etkileri konusunda “yatırımcıya” bir yol haritası vermeye çalışırlar. New York veya Londra borsalarındaki dalgalanmalar ülke ekonomimizi nasıl etkiler? Bu sorunun yanıtını üretim ekonomisinin içinde bulmak mümkün değildir. Bu ve benzer sorularının yanıtını üretim ekonomisinin içinde aramak çölde buz kaynağı aramak gibi imkansızdır.
 Amerikan Merkez Bankası on gün kadar önce “faizlerin arttırılmasının ABD ekonomisi için orta vadede olumlu etkileri olacaktır” gibi bir açıklaması doların aynı gün 4 TL’ye dayanmasına yol açtı.  Ardından T.C. Merkez Bankası’nın piyasaya dolar sürmesiyle yükselişin önüne geçilebildi.  ABD Merkez Bankası’nın bir karar daha alarak faiz artışına gitmemesi, TL’nin ve gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin yeniden değerlenmesine yol açtı.

Okyanus ötesindeki bir ülkenin merkez bankasının alacağı bir karar sizin paranızın değerini belirliyorsa, buna bağlı olarak üretim yapan kuruluşlarınızın bir kaç saat içinde borçları sizin paranızın değerinin kaybı oranında tüm üretim girdilerinin maliyetleri artıyorsa  ve bu durum döviz cinsinden borçarını ödeyebilmek için finansman açığı yaratıyorsa buna basitçe ‘kırılgan ekonomi’ denir. Peki böyle mi olmalıdır, tüm çarkları çeviren, üreten ve halkın gereksinimlerini karşılayan üretiminiz bu şekilde korumasız mı bırakılmalıdır?

24 Ocak 1980’de açıklanan ekonomik kararlarını, bugün ekonomimizin geldiği noktaya baktığımızda daha iyi anlıyoruz. Ekonomi üzerinde devletin müdahalesini ve bunun araçları olan kamu kuruluşlarını hedef alarak özelleştirmeleri sopayla (12 Eylül) başlatan bu kararlar bugün ekonomimizi camdan kulelere getirmiş bulunuyor. Üstelik bu camdan kuleyi koruyacak bırakın gümrük duvarları gibi sağlam bir yapıyı basit bir tel çitimiz bile yok.

Bugün “ekonomimiz neden böyle” sorusunu sorarak, gelişmekte olan ülkeler için morgu işaret eden Mafya-Tarikat-Gladyo sistemi içinde çözüm aramaktan çok, çözüm olarak Milli Direniş Ekonomisini adım adım nasıl örgütlememiz gerektiği üzerinde yoğunlaşmalıyız.

Milli Direniş Ekonomisi, Güçlü Siyasal Önderlik

Bugün, söz konusu Milli Direniş Ekonomisini örgütlemek ve bunun siyasal kuvvetini (Milli Hükümet) kurma görevi ile karşı karşıyayız. Teori Dergisi, bu ayki 325. (Şubat 2017) sayısında Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Semih Koray’ın “Ekonomide Yapısal Dönüşüm İhtiyacı” adlı bir makalesini yayımladı. Söz konusu makale Türkiye ekomisinin artık bilinen durumunu anlatmaktan çok gerçekçi ve ulaşılabilir çözüm önerilerini içerdiği, ekonomi ve siyaset arasındaki ilişkiyi olması gerektiği zemine oturttuğu için Aydınlık okuyucularının okumasını kuvvetle öneriyoruz. Tam da bu noktada Vatan Partisinin Milli Hükümet Programı bu değerli makale ile birlikte yeniden okunmalı ve güncel tutulmalıdır.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi ve Milli Direnme Ekonomisi

AKP yöneticileri “orduya kumpas kurulduğunu çok geç farkettiklerini ve bu konuda aldatıldıklarını “ açıklamışlardı. Daha sonra “Fettullah Gülen konusunda da aldatıldıklarını, hata yaptıklarını” açıkladılar. Bugün biz kendilerini Cumhurbaşkanlığı sistemi için de ileride aldatıldıkları konusunda açıklama yapıp “mahçup” duruma düşmemeleri için uyarıyoruz. Gerek milli direniş ekonomisini kurmak, gerekse de Vatan Savaşı için cephede savaşan TSK’yı başarılı kılmak için tek bir siyasal kuvvet yeterli değildir. Bu nedenle çözüm, olabildiğince milli karakterdeki tüm sınıfların siyasal kuvvetlerinin tekleştiği bir siyasal kuvvetle (Milli Hükümet) ülkemizi kapsayan kara bulutları dağıtmakla mümkündür.
Sayın Semih Koray’ın ifadesiyle “ ekonominin yoğunlaşmış şekli olan siyasette” başarılı olabilme zorunluluğu bakımından, güçlü bir ekonomi ancak tüm milli sınıfları sağlam bir ekonomik yapıda birleştirecek bir milli seferberlikle kurulabilir. Milli seferberlik ise sadece bir zümreyi refaha kavuşturacak yönetsel araçlara (başkanlık sistemi) sahip olmakla değil ama tüm milli sınıfların çıkarlarını gözeten politika ve araçlarla olur. Bu nedenle Vatan Partisi’nin Milli Hükümet Programı emperyalist sistemin ülkemize yönelik çıkarlarına karşı tek sistem dışı seçenektir. Bu seçenek aynı zamanda ülkemizin Avrasya’da izleyeceği siyasetlerin sağlam ve bölge ülkeleri bakımından da güvenilir alt yapısını oluşturmaktadır.

Aydınlık okuyucularının Teori Dergisi’nin içinde bulunduğumuz ayda yayımlanan 305. Sayısınında yer alan Sayın Mustafa pamukoğlu’nun “Ekonomideki çıkmazın çözüm seçenekleri”, Prof. Dr Ayhan Çıkın’ın Yeni bir kooperatifçilik çağı”, Yıldırım Koç’un “Türkiye’de iktisadi krizler ve işçi sınıfı” makalelerini ve Prof. Dr. Zafer Toprak’la yapılan “ Birinci Dünya Savaşı’ndan Cumhuriyet’e Türkiye’de devletçilik” başlıklı söyleşisini okumasını öneririz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder