10 Haziran 2010 Perşembe

“Ey Güzel Ülkem Nereye Götürüyorlar Seni?”

Son bir ayın önemli olaylarını sıralayalım;
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a yapılan videolu operasyon.
Yapan da yaptıran da bilinmiyor(!)
Eğer ABD-Fettullah- AKP üçlüsü yaptırdıysa, ellerinde patladığı açık.
Bu aynı zamanda Türkiye’ye karşı ABD destekli Süper-Nato-Kontrgerilla tertiplerin de en önemlisiydi.
Hemen ardından Zonguldak’ta grizu felaketi geldi... Otuz işçi şehit oldu, ikisinin bedenlerine hala ulaşılamadı.

Brezilya- Türkiye- İran arasında imzalanan “Uranyum Takası Anlaşması” gündemimize düşüverdi.
Biz bu anlaşmanın İran’a yönelik olası ABD operasyonunun önünü keseceğini veya geciktireceğini düşünürken, başka iki olay aynı gün Türkiye gündeminin ana konusu oldu.

İlki, ikincisi tarafından hızla unutturuldu.

İskenderun’da Deniz Kuvvetleri Lojistik Komutanlığı’na bağlı birlik, ustaca atılmış bir roket tarafından bombalandı, altı askerimiz şehit oldu.
Türkiye bu haberi daha duyamadan, Mavi Marmara isimli yardım gemisine İsrailli Deniz Komandoları tarafından gece yarısı baskını düzenlenerek, sapan taşı ve sopa dışında silahı olmayan dokuz yardım gönüllüsü öldürüldü, otuz kadarı ise yaralandı.

İskenderun’da yapılan saldırının İsrail tarafından yaptırıldığı, ülkede analiz yapabilen herkes tarafından dile getirildi.
Ben de bu görüşe katılıp biraz daha ileri giderek, bu saldırıların “Uranyum Takası Anlaşması’na” bir cevap olduğunu yazdım.

*** ***
ABD, Mavi Marmara’ya yapılan saldırıyı kınamadı.
Birleşmiş Milletler de kınamadı.
Hatta bu hafta Türkiye’ de yapılan “Asya Birliği Ülkeleri Zirvesi” bile, toplantı sonuç bildirisinde bu olayı kınamadı.

Doğu Perinçek ise analizlerin biraz daha önünü açarak, Aydınlık Dergisi’nde yazdığı makalesinde “bu saldırılarla (Mavi Marmara ve İskenderun saldırısı) İran’a yönelik ABD tarafından yapılacak operasyonun düğmesine basıldığını” belirtti.

Ben bu analize ilk okuduğumda temkinli yaklaşırken, dün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ nde İran’a yönelik silah amborgosunun kabulüyle birlikte, operasyon için ilk yasal dayanağın oluşturulduğu ve gerçekten de İran’a karşı operasyonun zamanının daraltıldığını gördüm.
Yukarıda 30 satır yazı yazdım ama 30 günde yaşananların ükemizde önemli yer işgal eden gündemlerin nasıl silinip gittiğini gördüm.

***
Türkiye’nin dümeninde oturanlar, Türkiye ve dünya gerçeğinin farkındalar mı ve gelişmeleri soğuk kanlı bir şekilde takip edebiliyorlar mı?
Kuşkuluyum!
Hatta bırakın kuşkuyu, eminim ki takip edemiyorlar.
Çünkü ABD' ye dış politikasını teslim etmiş bir yönetim, ükemize değil ABD'nin çıkarlarına hizmet eder.
“Stratejik Ortak ABD” ise ülkemiz lehine stratejik konularla Türkiye ile birlikte hareket etmiyor.
Çünkü Milli Güvenlik konusunda kırmızı çizgileri içeren bir yol haritaları yok!
Güçlü bir hükümet yok!
Ve eğer bu temel şeylere sahip depilseniz kimse size saygı duymaz...
Asker ne kadar güçlü olursa olsun, sırtını dayayabileceği güçlü bir siyasi irade olmazsa, pusulasını kaybeden gezginler gibi dağ başında “kutup yıldızını” arayarak yolunu bulmaya çalışır.
Hava bulutluysa ve haritası küçük ölçekliyse zaten her gördüğü karartıyı düşman zanneder, mermisini tüketir.
Bu sedece bizim ordumuz için değil, dünyanın bütün orduları için geçerlidir.Kurtuluş Savaşı'nı planlayan güçlü bir siyasi erk (TBMM) olmasaydı ordumuz bu savaşı kazanabilir miydi?

Bu satırların yazarı, bir ülkeyi uluslararası planda ayakta tutan temel dayanağın dış politika olduğuna inanır. Bununla beraber dış politika, güçlü bir iç politikaya ve bu politikayı sağlıklı bir şekilde üretecek sisteme yani kuvvetler ayrılığı ilkesine sıkı sıkıya bağlıdır. Yani ülkelerin dış politilakaları içerde yapılmalıdır, dışarıda değil.
Ülkesinin kuruluş felsefesine inanmayan ve buna yönelik politika üretmeyen bir siyasi erk ne dış politikada sağlam durabilir ne de halkını birarada tutabilecek siyasetler üretebilir.
Türkiye son yıllarda aynı Kuzey Buz Denizi’nde yol alan acemi kaptana sahip gemiler gibidir ve bu geminin üstelik ne pusulası ne de yol haritası vardır.
Ve son AKP deneyimiyle birlikte siyasi erk tamamen "milli karakterini" yitirmiş bulunmaktadır.

Ve bu satırların yazarı Ortadoğu bataklığına ve etnik bölünmeye doğru hızla “gönderilen” ülkesine içi kanayarak sesleniyor.

“Ey Güzel Ülkem Nereye Götürüyorlar Seni?”

Türkiye ise yanıtlıyor kendisine sorulan bu anlamsız soruyu;

“Bağırmada Örgütlen!”

8 yorum:

  1. Selamlar,halkın öncüleri halkın gerisinde kalırsa sonuç böyle oluyor.

    YanıtlaSil
  2. Doğru ve tamamen katıldığım yorumlarınız için teşekkürler. İçeride saf insanı hamasi nıtuklarla kandırmak kolay, ama dış dünyada ne kadar acemi oldukları, hiçbir politik bilgi donanımı sahibi olmadıkları gibi ne geçmiş Atatürk politikasından haberleri var ne de sağlam dünyaya bakış açıları var. Mavi Marmara kadar dahi yol alamayacakları gün gibi ortada...

    YanıtlaSil
  3. Dünya üzerinde Türkiye satranç masası ABD,BM ve İSRAİL üçlüsünden oluşuyor güzel ülkem üzerinde oynuyorlar ne yazıktırki benim bayrağım altındada oyuna pirim veren yönetim var yok yok prim demeyeyim şike yapan demeliyim.Kendini şah sanan ABD VEZİR sanan İSRAİL AT sanan BM ne yazık unuttukları bir taş var 'TÜRK HALKI' oyunda küçük taş olarak görüyorlar ancak unutmasınlarki o halk birgün şah ''MAT'' diyecektir.
    Nilly

    YanıtlaSil
  4. "Ülkesinin kuruluş felsefesine inanmayan ve buna yönelik politika üretmeyen bir siyasi erk ne dış politikada sağlam durabilir ne de halkını birarada tutabilecek siyasetler üretebilir."............
    Ne güzel söylemişsiniz.
    İşte bütün mesele bu,ümmet zihniyetiyle yoğrulmuşlar. Kurtuluşumuzu bir türlü hazmedememişler.

    YanıtlaSil
  5. Sn.Cüneyt Ülsever'in yazısından birkaç satır alıntı ile katılmak istedim yorumlara..

    ''Yakın zamanda “ABD’nin vazgeçilmez temsilciliği”ne soyunan Erdoğan ve Davutoğlu, sürdüregeldikleri rehavet içinde, Ortadoğu’da “koğuş ağası” olmaya başladıklarına hükmetmeye başladılar. Onlara göre, bir senedir “genel kabul gören rüya” çerçevesinde Türkiye artık ABD’den bağımsız kararlar alabilir, hatta bunları da ABD’ye kabul de ettirebilirdi! ''

    Uyan artık ey güzel ülkem. Amerika ne zaman ipleri elimize verdi ki. İpler hep onların elinde, bizler ipin ucundaki kuklalar misali nereye çekilir, nereye hareket ettirilirse oraya gidiyoruz. Senaryoları başkaları tarafından yazılan oyunları oynuyoruz. Artık kendi oyunumuzu kendimiz yazalım. Çıkıp babalar gibi oynayalım, zamanı gelince de babalar gibi OYLAYALIM..
    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
  6. Arkadaşlar,
    Yorumlarınız için teşekkürler. Düşünce Bahçesi'nin "İşte bütün mesele bu,ümmet zihniyetiyle yoğrulmuşlar. Kurtuluşumuzu bir türlü hazmedememişler" ve Vedat beyin dediği gibi "Artık kendi oyunumuzu kendimiz yazalım. Çıkıp babalar gibi oynayalım, zamanı gelince de babalar gibi OYLAYALIM..."

    YanıtlaSil
  7. O kadar güzel ve sahih ki sana katılmamak elde değil,düşüncelerimin kalemi oldun.Teşekkür ederim.Bu insanları anlamıyorum zaten uyan dedikçe uykuları ağırlaşıyor..Korkuyorum ama gelen gideni aratmasın..??

    YanıtlaSil
  8. Aynı düşünceler, aynı frekanslar abi...Örgütlü
    hareket etme fikrinize saygı duyarım.

    İyi-Aydınlık kandiller dilerim.

    Cenk

    YanıtlaSil