Kayıtlar

Büyük Aile etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Büyük Aile-9-

Doğum ve Ölüm Şerafettin’in şehit oluşunun ardından Nazife Hanım’ın topçu subayı nişanlısı da şehit olmuştu. Savaş sonuna değin susturulamayan Palamutçuk Bataryaları’nda görev yapan Mehmet Bey, İngiliz gemisinden atılan bir top mermisinin şarapnelinin isabet etmesi üzerine şehit olmuştu. Şansız bir ölümdü onunki. Ama ölümün şanlısı nerede görülmüştü? Nazife Hanım bunun ardından bir daha hiç evlenmedi. Zaten evlenmiş de sayılmazdı. Sadece bir hoca nikahı kıyılmıştı. Tanrı katında evliydiler ama ne bir an yan yana kalabildiler, ne ortak evleri oldu, ne de düğünleri. Nazife Hanım nişanlısıyla geçirdiği birkaç saatin anısına hürmeten bir daha hiç evlenmedi. “Ben şehit karısıyım” dedi, “şehit eşleri evlenmez!” Aldı Sabiha adlı bir kızı ve evlat edindi onu ve ne kendinin ne Şerafettin’in ne de eşi Mehmet Efendinin sahip olamadığı çocukları adına yetiştirdi Sabiha’yı hayatının sonuna kadar. Nazife Hanım, Sabiha’yı evladı bildi, Sabiha da Nazife Hanımı anası. Ablası Fatma Hanım, doğup büyüdüğü...

Büyük Aile-8-

Bölüm-3 Kolağası Zekeriya Efendi güçlükle kendine gelebildi. Askerler yardım ettiler ona; dizlerinin üzerinden, kollarına girerek doğrultabildiler onu. Bahçedeki tahta sandalyelerde oturdular bir süre, askerler sessizce birbirlerine baktılar uzun uzun. Ama hiçbiri Zekeriya Efendiye bakamadılar, göz göze gelme cesaretine sahip değildiler. Allı Turna’ya baktılar askerler, Allı Turna da onlara! İnce, narin, uzun bacakları üzerinde bekliyordu bu Anadolu’nun üzerine en çok türkü yakılmış kuşu. Allı Turna’ydı “O”. Bizim “ele” gidecek olan, “haber” götürecek olan, “selam” götürecek olan kuştu “O”. Ama bu kez ne haber götürebilmiş ne de selam iletebilmişti. Sadece ince, uzun bacakları üzerinde kızıl kanatları ve gözyaşlarından ıslanmış al göğsüyle bekliyordu bahçe duvarının üzerinde. Askerler de bekliyorlardı ve bir süre daha beklemeye devam edeceklerdi. Zekeriya Efendi hiçbir şey söylemedi çocuklara, sadece iyi olup olmadıklarını sordu onların. “Su ister misiniz çocuklar?” dedi ve sonra dedi ...

Büyük Aile-5

Şerafettin uzun bir süre Kız Kulesi’nin ışıklarını izledi gemi limandan ayrılırken. Bir tarafta Topkapı Sarayı, diğer yanda Beşiktaş kıyılarında Çırağan Sarayı, İstanbul Erkek Lisesi, tüm heybetiyle Selimiye Kışlası ve elbette Haydarpaşa Garı’nı izledi. İstanbul’un balıkçıları yorgun ve yaşlı elleriyle ağlarını sermeye başlamışlardı. “Rastgele” diyorlardı bir birlerine uzaktan, “rastgele!” Askerler el sallıyorlardı balıkçılara ve balıkçılarda askerlere. Her iki tarafında önünde bilinmez bir gelecek vardı, orası öyle! Bir tarafta yarın sabah ağlardan balık “çıkacak mının” bilinmezliği ve ağır ve emin adımlarla Marmara Denizi’ni yırtarak giden geminin askerlerinde ise “acaba bu yolculuktan sağ “çıkacak mıyızın” belirsizliği… Ne hazin bir karşılaştırma dedi Şerafettin içinden, “ne kadar hazin!” Daha sonra yavaş, yavaş gözden kaybolmaya başladı şehir. İstanbul başına geleceklerden haberli bir temkinlilikle ışıldıyordu. İstanbul’un caddelerinde yolcu taşıyan faytonların atları bile ayakları...

Büyük Aile-4

Teğmen Şerafettin Önce Fatma Halası’na gitti Şerafettin, elini öptü, başına koydu. Onun için veda etmek ve Çanakkale’ye gitmek askerlik mesleğinin doğal bir sonucuydu. Ama ailesinden ayrı kalmak çok zordu. Ne kadar özleyecekti onların karşılıksız sevgilerini, sofralarını, kendisine büyük bir şefkat ile bakan paşa dedesi Zekeriya Efendi’nin askerlikle ve savaş ile ilgili tavsiyelerini ve anasını… İlle de anasını ne kadar çok özleyecekti… Annesini düşündüğü zaman Şerafettin’in hep içi sızlardı. Genç yaşta dul kalan anası gelin gittiği evden geri dönmemiş ve kendini kocasının ailesine ve oğluna adamıştı. Bir tekçik, biricik oğluna… Güzel bir kadındı anası ve isteseydi yeniden evlenebilir ve kendisine bir yaşam kurabilirdi, üstelik bu hiç yanlışta olmazdı. Ama yapmadı. Doğru veya yanlış olacağı için değil, istemediği için. Oğlunun bir üvey baba, üvey evlat ilişkisi içinde büyümesini istemedi ve Şerafettin dedesini baba bildi ve anasını da ana olarak bilmeye devam etti. Ama Şerafettin acı d...

Büyük Aile-3

Teğmen Şerafettin Menekşe Hanım için savaş demek, ölüm demekti, kaygı demekti, ağlamak demekti, yüreği yanmak demekti. Anasıyla az mı asker yolu gözlemişlerdi, az mı yürekleri yanmamıştı kardeşlerinin ardından… Bu iyi yürekli abla, bu iyi yürekli ana hep düşünürdü. “Ne kadar şanssız bir nesildiler” 1800 yılı içinde doğan erkek, kadın tüm Türkler, ne kadar şanssız ve kara bir yüzyıl içinde doğmuştular. Kadınlara yitirdiklerinin ardından derin acılar çekmek kalmış ve genç erkekler Osmanlı’nın hakim olduğu geniş coğrafyada, Arap Çöllerin’de, Afrika Kıtası’nda yitip gitmişlerdi. Kadınlar daha bıyıkları yeni terlemekte olan 17-18 yaşındaki delikanlıları, oğullarını, kardeşlerini savaşa yolcu ederken, ölümün itici yüzüyle karşılaşıp, yolcu ettiklerini sağ salim görene değin ölüm fikriyle iç içe yaşamaktaydılar. Her gün, her saat, kara bir haberi getirecek olan askerler beklenir veya köylerine ve yaşadıkları sokağa bir asker girdiği zaman “acaba hangi evi yakacak haber getirecek bu çocuklar” ...

BUYUK AILE

Bolum-1 Teğmen Şerafettin-2 İngiliz ve Fransızlardan oluşan birleşik bir deniz savaş gücü, o döneme değin dünyanın hiçbir yerinde böyle güçlü ve karşı konulamaz silahlarla bir savaşı başlatmamıştı. Anadolu’yu Avrupa cephesinden, Kuzeyden Güneye doğru bir kama gibi, saldırganlara karşı koruyacakmış gibi dimdik duran Gelibolu, bu tarihten bir yıllık bir süre içinde yüz bini aşkın gencin bedenine mezar olacaktı. Oldu da… Türkiye’nin her bir köyünden, hatta her bir ailesinden bir temsilcisinin savaştığı Çanakkale Savaşı, sadece bu yoksul ülkenin geleceği açısından değil, Rusya’nın ve Avustralya’nın geleceğinde de önemli bir rol oynayacaktı.Ama ne pahasına! Osmanlı İmparatorluğu, çocuklarını Asya, Avrupa ve Afrika ana karalarında dövüştüre dövüştüre tüketmiş ve topu topu 6-7 milyonluk kadınlı erkekli, çocuklu-çoluklu Anadolu’da yaşayan temel bir nüfusa dayanmaktaydı.Türkiye’nin genç nüfus kırılmış, yaşlılardan, kadınlardan ve çocuklardan oluşan yetim bir ulus haline gelmişti Türkler.Teğmen ...

BÜYÜK AİLE

Bölüm-1- TEĞMEN ŞERAFETTİN 4 Ağustos 1915 Saat 16 civarı, Osmaniye Adana…. Emekli Cebelibereket Vilayeti Kolağası Zekeriya Efendi sıkıntılar içinde uyumaya çalışıyordu. İkindi namazından sonra her zaman yaptığı gibi salondaki sedirin üzerine sağ yanına yatarak uzanır, iki kolunu dirseklerinden kırar, elleriyle diğer kolların pazularından kavrayarak uyurdu. Böylece yana yatarak uyumaya çalışırken bedenine destek olurdu. Aslında uzaktan bakıldığında çok estetik görünürdü uyurken Zekeriya Efendi bu haliyle. Yaz kış mutlaka üzerine bir şeyler örtecek ve özellikle ayaklarında koyun yününden örülme çoraplarıyla gezecekti. Torunlarının hayalinde uçlarından kıvırarak bir hayli uzattığı gür bıyıklarıyla daha da heybetli görünen bu adamın, bu heybetiyle ters orantılı görünen, uzun entarili geceliğiyle sabah tuvalete giderkenki sevimli hali olacaktı. Fatma Hanımdan olan torunları Mehmet, Seher ve Hatice’yi kucağına alır ve kız erkek ayrımı yapmaksızın, bir menekşenin yapraklarını parmaklarını...