Kayıtlar

Çeşitli Yazılar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

"Ela ve Aşk"

“Ela ve Aşk” Ela bir renk!Ama mavi de bir renk, sarı da, yeşil de...Ama “O” farklı bir renk.Mavi denince, önce deniz ve sonra gökyüzü gelir akla ve zihninizde uçsuz bucaksız ve sonsuzluk hissi uyandırır.Yeşil ise doğanın karasal güzelliğini yansıtır. Barış içinde birbiriyle yaşayan ormanlar vardır ve yaprakları onların... Ama peki ya “Ela” neyi çağrıştırır sizce ? Ela, insanı anlatır ve o harikulade gözünü onların.Ela ne yeşil ne ne de mavi gibi durur insanda. Ama her ikisinin de bulunduğu ışığa göre renk değiştirebilenlerinin yeri ayrıdır.Bu haliyle mavi ve yeşil insanlaşırlar. İnsana ait olurlar. Ama ela öyle midir?Ela zaten insana aittir. İnsanın sıcaklığını ve duygularını yansıtmaz Ela, aksine yaratır onları! Bir de kahverengi var; Anadolu rengi, Asya rengidir kahverengi. Kesinlikle bir Avrasya rengi değildir. Asya’nın rengidir ve öyle de kalacaktır.Ama Ela daha da farklıdır. Yeşil’e benzemez, maviye de benzemez ve fakat kahverengiye sıcaklık ve parlaklık eklenmiş gibidir Ela ile v...

Abi'yle Tanışma

Uzun süredir tanışmayı istiyordum. Hatta bir ara yazışmıştık dahi blog yorumlarımız aracılığıyla, "İzmir'de içelim!" diye. Sonunda oldu işte! Sanal dünyada başlayan tanışıklığın gerçek yaşama yansıyan bir "ilk" i Abi benim için. Bir kahve içimi (ben dondruma yedim:-) çoook sevdiğim İzmir Bostanlı'da, iskelede bir saat kadar söyleştik. Neşeli, içten ve konuşmayı şehvetle seven bir izlenim bıraktı bende. Bu yıl Temmuz ayında benim kuzenlerin blogla uğraşan tüm üyelerinin de katıldığı " Geleneksel 1.Bloggerlar" yemeğini kendi evinde düzenlemiş ama ben gidememiştim. Olağanüstü konukseverliğini de duydum elbet. Abi'yle ( http://ahbeguzelabimbe.blogspot.com ) güzel bir dostluğun başlangıcı olacaktır bu bir içimlik, bir kaşıklık dondurma süresi. Ve Ufuk Çizgisi'nin -hiç tanımadığı halde- ölümüyle ilgili içtenlikli üzüntüsü, karşısındaki insana "evet kalbi olan ve üzülmeyi bilen bir adamla dostluklar sağlam olur." dedirtiyor. Abi...

Sosyal Stiller

Resesif Dominant Nötr Hepsi insan davranışlarını anlatır. İlk ikisi ise genlerin... Bir görüşe göre, resesiflikten veya sünepelikten dominantlığa geçiş ancak "ruh sağlığınızın düzelmesiyle mümkün." Burada "ruh sağlığınızın bozulduğu" teşhisinin sizde yaratacağı etkisinden ve hadi daha açık söyleyelim, küçümsenmenizden bahsetmiyorum bile. Oysa, "dominant olmamaya çalışmak ve ancak "zorunlu" zamanlar için bu özelliğinizi saklamak, karşınızdaki insana saygı ve ona yaşam alanı yaratma nezaketiyle ilgili... Resesif Dominant Nötr... Ne iyi ki, genlerdeki özellikleri yansıtmıyor kişiliğimiz. Düşünsenize bir ömür boyu çekinik veya baskın olacaksınız... Yaşam çok çekilmez olurdu değil mi? Unutmayın doğru bir ikna süreci yürütmeden kazanılan her tartışma , gerçekte kaybettiğiniz bir insandır.

Hadi Bakalım/ What is Next..!

Hadi bakalım hayat..! Yine üzerime geleceksin tüm çirkinliklerinle... Yine üzerime geleceksin erken doğmuş, hilkat garibelerinle... Kalbimi ve vicdanımı kullanmaya çalışacaksın, biliyorum... Çirkinliklerini benim vicdanımla örtmeye çalışacaksın; bunu da biliyorum... Kalbim de, aklım da, vicdanım da direnecek senin oyunlarına ve kendini bilmezliklerine. Doğrularımla beraber karşında dimdik olacağım. Bilesin bunları ha! Bilesin bu kez, " sen 'senin' için sürprizlere hazır ol! " Hadi bakalım hodri meydan! What is next..!

Kangal Hikayeleri-2-

Resim
KIRMIZI'NIN DURDU... Kırmızı'nın Durdu bir çobandır. Çok seçkin bir Kangal Köpeği vardır ama bu Kangal kendi cinsinin yapmaması gereken bir şey yapmaktadır. Koyunların kuyruklarını yer. Yanlış duymadınız, yağ deposu olan kuyruklarını. Amacı onları öldürmek değildir ama kuyruklarını yitiren hayvanlar kan kaybından ölürler. Bu köpek bir kaç kez dayak yer " Kırmızı'nın Durdu' sundan." Uyarır köpeğini " Kırmızı'nın Durdu." Uyarır ama hayvan kendisini frenleyemez. Ne de olsa bir yanı vahşi hayata aittir. Bilir misiniz? Anadolu'da kendi sürüsüne saldıran Çoban Köpeği öldürülür. "Kırmızı'nın Durdu'da" öyle yapar. Ama canından çok sevdiği köpeğinin " boğazını keserek" öldürür. Direnmez köpek... Sahibine " güvenir" çünkü. Köpekler sahipleri için ölür! Benim duygularını anlamaya çalıştığım bu güzelim Kangal yere yatar, oyun sanır bunu; "boynunu uzatır ve ölür ." Ama son bir çaba ile "fırlar ...

Zaman Bekletir Ama Gelir!

Üzülme! Üzülme canım benim. Bu ülke çook badireler atlattı, bunu da atlatacak! Kendi başımıza evlerimizde üzülmek sadece derin bir "vicdan" taşıdığımızın göstergesidir. Ama "tek başına" kalmış bir vicdanın kime ne faydası var! Blogları okuyorum günlerdir bir feryat var, her vicdanı olan arkadaşımda "ne olacağız, ülkemiz gidiyor" kaygıları. Evet gidiyor! Cumhuriyet, kendi tarihinin en bunalımlı günlerini yaşıyor. Dünya tarihinin en "entellektüel çetesi(!)'ne" sahip olduk birden bire. Unutma, İngilizler İstanbul'u işgal ettiklerinde, bütün yurtseverleri, aydınları, onurlu askerleri Malta Adası'nda hapsetti bunlar. O zaman bizzat İngilizler hapsetmişti, şimdi onların işbirlikçileri yapıyor aynı şeyi. Ülkemizin gereksinimi nedir biliyor musunuz a dostlar? Kavga dostlarım, gün dostlarım, aydınlık yüzlü kızları bu ülkemin... Evlerinde tek başına üzülen, vicdanı olan kızlar, Mustafa Kemal'in kızları ve onun askeriyim diye çığlık ata...

Hişşşşşt ! Bu Güzel Ülkemizi Kaybetmeyeceğiz!

Resim
KORKMA! Mustafa Kemal' in verdiği emirler hala geçerlidir! Bir toz duman var benim ülkemde, hiçbir şey görünmüyor... Toz duman arasında namuslu adamlar var. Toz duman arasında güzel ülkem var. Eziliyor, parçalanıyor, yıkılıyor... Hapisler, nezarethaneler, onurlarıyla oynanmalar. Ülkemizde önce ahlaken kirlenme başladı, sonra "benim memurum işini bilir", sonra hırsızlıklar, değerlerimiz gitti ardından, her şey alınır satılır oldu... Ülkem de satıldı... Siz bir ülke, "tapu değişimiyle mi satılır" diye düşünüyorsunuz? Ülkeler önce ahlaklarını satarlar, vicdanlarını sonra, sonra kadınlarını, çocuklarını ve askerlerinin kanı satarlar. Askerler başka ülkeler gönderilir ve başka ülkelerin emrinde savaştırılırlar. Kore Savaşı, Afganistan, Kosova... Satılan kanımızdır, canlarımızın, bebelerimizin kanları. Satılan ahlaki değerlerimiz ise bu halkın çimentosudur. Tek ulus 45 parçaya ayrılıyor, dil temelinde, etnik köken temelinde, "demokratik haklar " meselesind...

Sarışın Kurt

Resim
Sevgili Öykü, Çağrına ben de katıldım. Sizin çağrınıza Nazım Hikmet' in Kurtuluş Savaşı Destanı' nın, Mustafa Kemal ile ilgili bölümüyle katılıyorum. Sevgiler siz yürekli arkadaşlarıma. Herhalde yer yüzü'nün en entellektüel "çetesi" ile karşı karşıyayız :-) Sarışın bir kurda benziyordu Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı Yürüdü uçurumun başına kadar Eğildi durdu... Bıraksalar... İnce,uzun bacaklarının üzerinde yaylanarak... Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı" Nazım Hikmet

Kahve,Ceviz ve Badem..!

Resim
Siz hiç kahve ve cevizi birlikte yiyip içtiniz mi? Hep yapılır ve son zamanlarda kahvenin yanında çukulata ikram edilmeye başlandı. Ben hiiiç sevmem. Çünkü çukulata o kadar baskın bir tat verir ki kahvenin o güzelim tadını alamazsınız. Likör de fena değildir, çocukken bize ikram edimezdi: Hoş ya, kahve de ikram edilmezdi ama "nane" likörünün kokusu burnumuza kadar gelirdi. Ayten Halam benim, nane likörü ikram ederdi yanlış anımsamıyorsam kahvenin yanında. Biz çocuğuz ya, bize meyve suyu falan... Ben cevizi çok severim, kahveyi de. İlk denediğimde ikisini birden, dedim ki; "bu kahve de kahve oldu şimdi ha!" Cevizin o özgün "oleik asitçe" zengin tadıyla, kahvenin "kafeini" buluştuğunda hoş bir tat alıyorsunuz. Hele bir iki kadeh şarap veya rakı içmişseniz... Ooooooh canınıza değsin . Kahve ve ceviz emin olun ki, iki güzel aşık gibidirler ve birbirinin tadını bastırmaz ve ortak bir tada dünüşürler. Bir de "badem" içini deneyin; hani acıbad...

Seni seviyorum

Resim
"Seni seviyorum demek bu kadar zor mu" filan hani haftalik dergilerde izleriz ya; bir de anket falan yaparlar. Umrumuzda bile olmaz, ceviririz sayfalari hasir husur... Ben "seni seviyorum" demenin ne kadar zor oldugunu hayatimda ilk kez ogrendim Nermin Teyzem sayesinde, yakin bir zamanda... O'nu ziyaret ettim 5 gün önce Çekmeköy' de... Üç yıl komşuluk yaptım onunla ve çok değerli eşi Orhan Amcamla. Onlarla yaptığım sohbetler hem çok hoş ve hem de çok öğreticiydi benim için. Ben 40' li yaşların başında ve onlar ise 70' li yaşların... Alzheimer hastalığına yakalan Orhan Amcam, defalarca aynı soruyu sorardı son zamanlarında ve bende bıkmadan yanıtlardım. Son gördüğümde yatağındaydı uyandırdık, bundan 2 yıl kadar önce ve beni gördüğünde gözleri dolmuş ve bir hayli sevinmişti. Nermin Teyzem bana son iki gününü anlattı geçen gün. Hep şikayet edermiş Orhan Amca, "Nermin neden bana beni sevdiğini söylemiyorsun hiç?" Nermin Teyze güzel kadın, Anado...

Kadınlar Günü Kutlu Olsun!

Resim
Heeeyyyy bu dünyanın yükünü çeken bütün kadınlar! Annelerimiz, Sevglilerimiz Nişanlılarımız, Kızlarımız Kız kardeşlerimiz... Siz bizim güzel kadınlarımızsınız... Kibele'nin devamı olanlarsınız bu topraklar üzerinde... Bu dünyayı güzelleştiren güzel kadınlar.... Dünya Kadınlar Günü Kutlu olsun hepinize! Fazla söze gerek yok artık yürüyelim!

Bir Şair Daha Kaydı Yıldızlara

Resim
YUSUF HAYALOĞLU "Her Ölüm Erken Ölümdür" Hayatım boyunca Yusuf Hayaloğlu ile hiç karşılaşmadım. Ama şiirlerini okudum, televizyonlarda kendi sesinden de dinledim. Bir de şarkılaşmış olanları Ahmet Kaya' dan Müslüm Gürses'e , Onur Akın'a değin bir çok sanatçıdan da biliyorum. Bugün cenaze törenine gittim. İstanbul koşullarında tüm günümü ayırdım. Eve geldiğimde akşam 20:30 olmuştu çoktaan. Öyle bir trafik vardı ki, sanırsınız bütün İstanbul Yusuf Hayaloğlu' nu yolcu ediyor... Gittim çünkü o benim güzel Gülsen Arıdıcı ablamın bir tanecik ağabeyiydi. Yeniköy Merkez Camii' nde yanına gittiğimde ağlamaktan şişmiş, yaşarmış ama pırıl pırıl masmavi gözleriyle bana bakarak" Kubilay'ım nerelerden çıkıpta geldin?" dedi. Ben ona "bi'şey diyemedim.", sadece sarıldım... Ne zor zanaattır böyle anlarda avutucu bir kaç şey söylemek! Ben ise acıyı derinliğinde yaşamak için hiçbir avutucu söz duymak istemem ve söyleyemem de böyle anlarda. Sadece ...

İstanbul'un Özgüvenli Kargaları

Resim
“Karga Komşularım” Ben gözlem yapmayı severim ve eğer bu gözlemim vahşi yaşam süren hayvanlarla ilgiliyse, daha da çok severim. Bilirsiniz bazı karga türleri 400 yıla değin yaşayabiliyorlar ve İstanbul’un kargaları böyledir. Hatta geçen yüzyılın sonunda hayatta kalanların Fatih Sultan Mehmet’i bile gördükleri söylenir. Aslında kargaların yaşam sürelerinde devletler doğar ve ölürler ama kargalar yaşar. Çocukluğumuzda kargalarla ilgili çok yanlış şeyler de öğretildi; ne yazık! Mesela Tilki için zeki, Karga için aptal yakıştırması gibi ve bir de seslerinin “çok” kötü olduğuyla ilgili… Ben kargaların seslerinde hep bir çekicilik bulmuşumdur. Evet, eğer karga bir insan olsaydı şarkıcı olamazdı kesinlikle ve ben de şarkıcı olamam zaten... Allah korusun beni bir şarkı söylerken bir duysanız şarkı dinlemeyi aklınıza bile getirmezsiniz bir daha. Karga sesinde bir içtenlik vardır ve tınısı içeridendir, derinlerden gelir; çığlık attığında karga kardeş gölgeler o güzel tınısını... Aslında biraz ça...

Şarap ve Nuh Peygamber

Resim
Anadolu sanıldığının aksine şarabın ve üzümün anavatanıdır. Üzüm bizdendir, şarap bizdendir. Kapı komşumuz falan değil yanlış anlaşılmasın, onlar biz daha bu topraklara adım atmadan önce de varlardı, bizden sonra da olacaklar.Bunu ben söylemiyorum, Anadolu' nun yazılı tarihi söylüyor. Hatta bunun eski Ahit'e, Tevrat'a bile girdiğini biliyoruz. Efsaneye göre, Nuh Peygamber hayvanlarıyla Ağrı Dağı' na gelir, hepsi birlikte karaya çıkarlar ve günlerce denizde aç bitap dolaşan hayvanlar, Ağrı Dağı'na dağılırlar bir şeyler bulup yeme umuduyla. Ağrı Dağı da Ağrı Dağı' dır ha! Verir onlara ne isterlerse, bereketli yamaçlarında güzel yemişleri vardır. Tüm hayvanlar hava kararmadan dönerler doymuşlardır ama keçide bir tuhaflık vardır. Aşırı neşeli ve sağa sola "meeeee, meeeeee !!!" diye tos vurmakta ve nara atmaktadır. Nuh Peygamber önce anlayamaz, ertesi gün keçiyi takip eder ve onu yere düşmüş ve "fermente" olmuş üzüm tanelerini yerken görür... ...

Benim "Baharım" Geldi Bile...

Resim
Dün İstanbul'da bahardan çalınma bir gün vardı... Ben çalınmış zamanları severim..Tamamen sizindirler... Piyango gibidirler, elinize gelirler. Ben de yanda gördüğünüz gibi motorumu da yanıma aldım evden çıkardan... Özlemişim... Çift tekerlek üzerinde hayat çok güzeldir.... Dengedir bu dinamik kuvvetlerin sağladığı. Çünkü durduğunuz anda motor duramaz tek başına; düşer. Onun ayağı siz olursunuz, başı siz, herşeyi siz. Ama hareket halinde "O" herşeydir, alır götürür uzaklara sizi, başınızı döndürür... Önce Caddebostan sahilde küçük bir tur attım.Daha sonra kendimi tutamadım, Tuzla'ya kadar sürdüm motorumu.Hani denizden gelen rüzgar da hiç üşütmedi değil ama hayatı hissettiren bir üşütmeydi bu. Yani yazın müjdesini kış ortasında verir gibi...Oturdum bir kahve içtim..Mis gibi " Türk Kahvesi "çektim kokusunu içeme "Oooooh" dedim, "Ooooooh!".... Bazen kahvenin tadını mı yoksa kokusunu mu sevdiğimi karıştırırım. Ooooh" dedim kahve, güneş m...

Bir İmaj Operasyonu'nun Yakışıklı Çocuğu

“Barack Obama” Bir İmaj Operasyonu Ne kadar mutluyuz, ne kadar mutluyum anlatamam, Barack Obama’mız, bizim Barack’ımız artık “büyük devletimiz”, dünya barışının ve demokrasisin kalesi, yaratıcısı ABD’ nin bugün yeni başkanı oluyor. Belki bu satırların yazıldığı sıralarda yemin törenini bitirmiştir bile ! Artık sadece siyahilerin veya düpedüz karaderili ezilen kardeşlerimizin değil, ezilen halkların oval ofisteki temsilcisi ve hatta yaptırım gücünü elinde tutacak olan kudretli başkanı olacak Barack. Bakın babaannesi onu Kenya’dan bile uyarmıyor mu Heey korkun ABD derin devletinin savaş ve işgal çığırtkanları, petrol, enerji, ilaç, bilişim temsilcilerinin kongre üyeleri… Pentagon, Pentagon beni duyuyor musun beni ! Çağır askerlerini ana vatanlarına. Balkanlardan, Irak’tan, Afganistan’dan ve adını bile bilemediğimiz üslerini kapat artık; bak söylemedi deme Barack Ağbimiz döver seni, kapatır seni ha ! İnanın yazılı ve görsel medyayı izlediğimde şu yukarıda aktarmaya çalıştığım duyguları hi...

HAVADA BAHAR KOKUSU VAR

Havada bahar kokusu var... Güler gibi bir hamle yaptığınızı görüyor gibiyim ama tekrar ediyorum "havada bahar kokusu var..." Ve bu kokuyu alıyorum ben. Usareler kökten henüz baş bile vermemiş çiceği oluşturacak tomurcuk yapılarına doğru harekete geçme hazırlıklarına başladı bile... Bitkiler bu özü taşıyacak odun borularını inci gibi gövdelerinin etrafına dizmeye başladılar; seslerini duymuyor musunuz? Tık tık,tık tık, tık tık....Yaklaştırın kulaklarınızı o görkemli ağacın gövdesine, dinleyin onları, aynı bizim kalp atışlarımız gibidir sesleri... Çoğumuz bu boruları görmüşsünüzdür. Hani ağacı yaşını saymak için kullanılan bazı halkalar var ya, işte onların dışta olanlarıdır bu borular.Hem ağaçların yaşını anlatır bize hem de ağacın özünü... Ama tek yıllık bitkiler, hala tohumların içinde gizlidir, hala birer şifre kutusu...Hazırlanıyor bu şifreler,çözülmek için sahipleri tarafından... Evet evet havada bahar kokusu var... Şu iğne deliği küçüklüğündeki ama içi bariyerlerle korun...

"BANA BİR ŞEY OLMAZ MI DEDİNİZ"

“Bana Bir Şey Olmaz mı Dediniz…” Hepimiz bu sevimsiz cümleyi defalarca duymuşsunuzdur. Hatta bazı varoş çapkınlarından en “entellektüellerinden onlarına; yaşını başını almış yakınlarınızdan daha ergenliğe adım atmamış olanlarınıza; çok sevdiğiniz eşinizden en yakın arkadaşlarınıza değin…Tüm bu değişik kültürlerden, farklı yaş gruplarından hatta birbiriyle asla bir araya gelemeyecek olan farklı sosyal sınıflardan gelen bireylerin “inandığı” ortak payda ne diye sorsanız ben size derim ki “Bana bir şey olmaz” önermesidir. Önerme dediğime bakmayın siz, gerçek yaşamda bu bütün alışkanlıklarımızı perdeleyen ve onları devam ettirme tutkumuzun sığınma evidir, perdesidir, tek “güçlü” dayanağıdır. Biz bu önermenin atasözü olanını da biliyoruz. “Atın ölümü arpadan olsun” dan, “Hızlı yaşa genç öl cesedin yakışıklı olsun” a … Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Eğer reankarnosyana inanmıyorsanız şu anda ve sonsuza dek değil, sadece 70-80 yıllığına sahip olabildiğiniz ve üzerinde her istediğinizi yapabil...